Bant Mag. soruyor, Katalan sanatçı Alex Trochut cevaplıyor
Geçtiğimiz haftalarda Mixer’de açılan ve birçok sanatçının aydınlık/karanlık ortamda değişen portrelerini kendine has bir metodla hazırlayan Katalan sanatçı Alex Trochut ile Binary Prints – Music Portraits sergisi üzerine konuştuk.
Röportaj: Busen Dostgül
Bu sergi için İstanbul’u seçmenin özel bir sebebi var mıydı? Daha önce İstanbul’da hiç bulundun mu?
Bu serginin küratörlüğünü yapan İrem Erkin sayesinde, İstanbul’da sergi açma imkanım oldu. İstanbul’a on yıl önce, turist olarak gelmiştim. Geçtiğimiz sene birçok insandan buranın yaratıcılık konusunda birleştirici olduğuna dair duyum aldım. Böylesine mükemmel bir kitleye ulaşma fırsatını kaçırmak istemedim.
Portfolyona baktığımda çeşitli harf tasarımları yaptığını da gördüm. Bu çalışmalarını ne zaman başladığını hatırlıyor musun?
Harflerla çalışmaya tasarım okulundayken başlamıştım, 15 yıl önceydi.
Yaratmış olduğun boyama tekniğinin hikayesini anlatabilir misin? Çalışmanı 2013’te Sonar Festivali’nde görenlerin ilk tepkileri nasıl olmuştu?
Binary prints tekniği aslında More and More kitabımın kapağı üzerine çalışırken ortaya çıktı. Kapağı koyu grafikler içine gizlediğim ve karanlıkta belli olan ışıklar yerleştirerek tasarladım. Karanlık imajı gün ışığından saklama fikrinden yola çıkarak, her iki imajı bir yüzeyde görmek istedim. Çeşitli denemelerden sonra istediğim şekilde yapmayı başardım ve bu tekniğin patentini aldım. Ondan sonra da portre projem başladı. Tepkiler tabi ki de sürprizli oldu ve insanlar baskıların gizemli olmasını sevdiler.
Elektronik müziği sevdiğini, çalışmalarına bakarak da anlayabiliyoruz. Bu müzisyenlerle nasıl iletişime geçtin? Projeyi anlattığında ilk tepkileri nasıl oldu, hatırlıyor musun?
Birçok şekilde ulaştığımı söyleyebilirim. Bazen bir e-mail atarak, bazen de onlarla konserlerde buluşarak ulaştım. DJ kabinine yaklaşıp, telefonuma bir mesaj yazıp onlara uzattığım ve iletişim bilgilerini istediğim de oldu. Bilgileri alınca projeyi detaylı bir şekilde açıklıyordum.
Açık hava konserleri (festivaller, stadyum konserleri) ile mekanlardaki konserlerin farklı güçleri olduğuna inanıyor musun? Biliyorsun, mekanlardaki konserler daha karanlık oluyor.
Ben şahsen küçük mekanları daha çok tercih ediyorum. Elektronik dans müzik ve kalabalık konserler hiç bana göre değil. Kalabalık, elektronik müziğin kalitesi hakkında çok az alakalıdır.
Görsel kullanılan konserleri seviyor musun? Sence görseller şarkılara bir şey katıyor mu?
Bu değişken bir şey. Örneğin Autechre hiçbir görsel kullanmıyor ve performansını tamamen karanlıkta sergiliyor. Dolayısıyla algısı da ona göre oluyor. Ama iş sanata geldiği zaman bunu doğru yapmanın tek bir yolu olduğunu da düşünmüyorum. Bir sanatçının vizyonunu yansıttığı ve tamamen kendisiyle tutarlı bir çalışmayı izlemeyi seviyorum. Bugüne kadar müzik ve görüntülerin birbiri ile bağlantılı olduğu birçok görsel çalışma izledim. Geçtiğimiz sene canlı performansını izlediğim Floating Points ve lazer ışıklarının yansıtılarak kullanıldığı görsellerin yer aldığı 11 kişilik bir grubun performansı en iyilerdendi.
Son olarak, bu sıralar ne dinliyorsun?
Eskiler alınmasın ama Kanye West’in yeni albümü mükemmel.
19 Şubat’ta açılan ve önümüzdeki hafta sonuna kadar Mixer’de ziyaret edilebilecek Binary Prints – Music Portraits ile ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.
