Bienal röportajları: Deniz Aktaş

İşlerinde sık sık göç, bellek gibi temaları ve çoğunlukla kent görüntülerini kullanan, Diyarbakır çıkışlı ressam Deniz Aktaş’ın 16. İstanbul Bienali için hazırladığı çizim ve resimleri insanlığın ve doğanın birbirini içine düşürdüğü karşılıklı tehlikelere ışık tutan entropi tasvirleri olarak karşımıza çıkıyor. Aktaş’ın “kentsel çürümeyi, çevresel çöküşü, yerinden olan veya göç eden insanları ve hem kentlerin hem de doğanın travmatik dönüşümünü” yansıtan “Yokyerler” serisi kapsamında sunduğu “Bağımsız Değişken” ve “Umudun Yıkıntıları” isimli eserleri doğada izlerini bırakan ve doğanın kayıtsızlığı tarafından yok edilen insanların kaybolan umutlarını ve çaresizliğini yansıtıyor.

Advertisement

Aktaş’ın Caspar David Friedrich’in kırılmış bir buz katmanı içinde sıkışıp alabora olmuş bir gemiyi gösteren “Umudun Enkazı” (1823-24) adlı tablosuna gönderme yapan, kağıt üreine mürekkep kalemle çalıştığı  eserleri insanlık uygarlığının yüzyıllar içerisinde geldiği, doğa ve dünya karşısındaki bir nevi ‘intihar bombacısı’ konumunun altını çiziyor. Bienal röportajlarımıza Deniz Aktaş’ın cevapları ile devam ediyoruz.

Deniz Aktaş, “Umudun Yıkıntıları 1”, kağıt üzerine mürekkepli kalem, 120 x 310 cm, 2019

Deniz Aktaş, “Umudun Yıkıntıları 1”, kağıt üzerine mürekkepli kalem, 120 x 310 cm, 2019

Kendini üç kelimede tarif etmeni istesek?
Yalnız olmayı severim.

Senin için mükemmel bir gün?
Balkondaki çiçeklerimin biraz daha büyüdüğünü görmektir.

İdollerin kimler?
Belli bir idolüm yok.

Favori materyalin nedir ve onunla çalışmaya nasıl karar verdin?
En sevdiğim materyal silgi galiba, çizimlerimdeki yanlışlarımı düzeltmekte hep yardımı oldu.

Yaratıcı enerjinin ne zaman farkına vardın?
Sokağa çıkamadığımdan annem “otur evde, resim çiz, bak hem de çok güzel yapıyorsun” deyince farkettim. 

Şu anda nelerle uğraşıyorsun? Bize bienal projenden bahseder misin?
Arter’in öğrenme ve araştırma programındayım. Okumalar ve araştırmalar yapıyorum.

Yıkımların, yıkıntıların, molozların, süprüntülerin ve hafriyattan sayılabilecek çer çöpün “doğal” yollardan oluşmadığını, doğal olanın tıpkı yaşadığı ve ürettiği coğrafyanın değişmez yazgısı gibi, sürekli bir tahribat ve yeniden inşa ile “doğallaştığını” görüyoruz. Bu tahribatın ve karmaşasının üstüne gidiyorum ve anla(t)maya çalışıyorum.

Deniz Aktaş, “Bağımsız Değişken”, kağıt üzerine mürekkepli kalem, 70 x 100 cm, 2018

Deniz Aktaş, “Bağımsız Değişken”, kağıt üzerine mürekkepli kalem, 70 x 100 cm, 2018

Eğer bir sanatçı olmasaydın, ne olurdun?
Mimar.

İstanbul’un en sevdiğin tarafı nedir?
Resmi tatillerde  boş olması en sevdiğim tarafı.

Yedinci Kıta deyince aklına gelen ilk şeyi çiziktirmeni istesek?

Kapak görseli:
Deniz Aktaş, “Umudun Yıkıntıları 1” detay, kağıt üzerine mürekkepli kalem, 120 x 310 cm, 2019