Bir adım daha yakından: Weval

Harm Coolen ve Merijn Scholte Albers’in duo projesi Weval, geride kalan dokuz senede elektronik müziğe dair cesaretlerini ortaya koyduğu incelikli üretimleriyle Hollanda sahnesinin dikkat çeken oluşumlarından birine dönüştü. İkili geçtiğimiz ay, 90’lar sonunun tınılarıyla trip hop, big beat türlerine ait elementleri harmanlayarak nostalji kavramını yeni bir yaklaşımla ele aldığı Time Goes adlı dört şarkılık bir kısaçalar yayımlamıştı.

Advertisement

28 Mayıs’ta Yapı Kredi bomontiada’yı mesken tutacak Kendine Has Babylon Soundgarden kapsamında çalacağı konser öncesinde Weval ile ilgili kimi bilinmesi gerekenleri derledik. Ardından sözü Harm Coolen’a bıraktık.

*Harm Coolen ve Merijn Scholte Albers ikilisi 2010’da bir film okulunda tanıştı. İki sene sonra arkadaşlarından oluşan bir gruba klip çekmek için yeniden bir araya geldiklerinde işitsel deneyler yapmaya başladılar ve müzik prodüksiyonunun onlara film kurgusundan daha iyi geldiğini fark edip birlikte, hayatlarını değiştiren radikal bir değişime atıldılar.

*Coolen ve Albers’in müzikal maceralarının başlığı olan Weval kelimesi Flemenkçede “şelale” anlamına geliyor.

*Weval’in yayımladığı ilk kayıt olan 2013 tarihli Half Age EP, Wolfgang Voigt, Michael Mayer and Jürgen Paape önderliğinde yürütülen Köln merkezli bağımsız plak şirketi Kompakt’ın ilgisini çekince, etiketin nitelikli işlerden oluşan kataloğuna dâhil olacak ilk uzunçalara giden yollar açıldı.

*Half Age EP’nin ikinci şarkısı “Detian”ın, Penélope Cruz’lu Schweppes reklamında kullanılması da grubun etki alanını bir miktar genişletmişti.

*2016’ya tarihlenen ilk albüm Weval, eski bir ilkokulun çatı katına yerleşmiş bir stüdyoda kaydedilmiş. Molalar ise okulun hemen arkasındaki kilisenin avlusunda yapılan futbol maçlarıyla değerlendirilmiş.

*Grubun yaklaşımıyla ilgili oluşan genel kanının aksine Weval aslında sinematik bir müzik yapmaya çalışmıyor. Asıl amacı parçaların dinleyende bağımlılık yaratması. Yine de ilhamları arasında Clint Mansell ve The Dust Brothers gibilerinin yaptığı elektronik film müzikleri de bulunduğunu ve bu etkileşimin bilinçsizce Weval müziğine aktarılmış olabileceğini düşünüyor Harm Coolen.

*İkinci uzunçalar The Weight’in kayıt süreci ise grup için birden fazla ilki beraberinde getirmiş. İlk defa akustik davul ve daha önce denk gelmedikleri, kendi deyimleriyle “acayip” synthler müziklerine eklenmiş. İkilinin gitar çalmaya ve şarkı söylemeye başladığı zaman da yaklaşık olarak The Weight’in kayıtlarına rastlıyor.

*Son numarası Time Goes’un ardından, üç senede bir ziyaret ettiği İstanbul’a bir kez daha uğrayacak Weval’in dışında, Kendine Has Babylon Soundgarden’da dinleyebileceğiniz diğer müzisyen ve gruplar şöyle: Gaye Su Akyol, Dilan Balkay, Mert Demir, Yüzyüzeyken Konuşuruz, Hey! Douglas (Live), Artz & Bugy, Sattas, Bosphoroots, Geeva Flava, Simba Roots Sound System ve Balkan Marching Band. Ayrıca Bant Mag. DJ’leri, Kaan Düzarat, Hünkar, Garan Garan, Volkan Judocu, Discolog, Murat Beşer & Levent Şen, Ras Memo & Da Frogg ve kiwi de Babylon, Popülist ve avlu etrafında kabin başında olacak.

weval
Söz Harm Coolen’da:

Weval’in canlı performansından neler beklemeliyiz? Parçalarınızı kayıtlı hallerine sadık kalarak mı çalıyorsunuz yoksa canlı performanslarınızda parçaların başka formlara bürünmesine olanak tanıyor musunuz?

Konserlerde bir davulcuyla birlikte çalıyoruz ve mümkün oldukça doğaçlamalara yer veriyoruz. Böylece hem dinleyici hem de bizim için her şeyi heyecan verici hale getirebiliyoruz. Şarkılar hiçbir zaman orijinaliyle birebir aynı olmuyor, kimi zaman da parçaları kendi aralarında bir araya getirip çalıyoruz. Böyle çalmakla birlikte tam anlamıyla bir özgürlüğe sahip oluyoruz ve her konser birbirinden farklı hale geliyor. Kimi zaman hatalar yapabilirsin ama aynı zamanda hiçbir şekilde geri getiremeyeceğin bir sihri de yaratabilirsin.

İstanbul’daki dinleyicilerin önceki ziyaretlerinizden harika anıları var. İstanbul denince sizin aklınıza gelen ilk şey nedir?

Dürüst olmak gerekirse, İstanbul’un kalbimizde özel bir yeri var. Her zaman çok istekli bir şekilde karşılanıyoruz ve Paris dışında en çok İstanbul’da çalıyoruz sanırım. Babylon’daki son konser epey özeldi, bir buçuk yıl önceki Sonar konseri de öyle. İnsanlar her zaman fazlasıyla adanmış bir hâlde.