Ertelenmiş hayatlar: Bobik Nerede?
Röportaj: Yağmur Ruken Kahraman - Fotoğraf: Onur Altun
Eskimeyen Çehov metinlerinden Üç Kız Kardeş’ten uyarlanan, Mim Kolektif’in ilk işi Bobik Nerede? geçtiğimiz kasımda prömiyerini yaptı.
Yıllardır aynı kasabada sıkışıp kalmış, Moskova’ya gitme hayaliyle yaşayan üç kız kardeş; Olga, Maşa ve İrina’yı odağına alan Üç Kız Kardeş; başka bir hayata duyulan arzu ve ertelenen gelecek ihtimalleriyle bugün hâlâ sıkı sıkıya bağ kurabileceğimiz güçlü metinlerden. Bu metinden uyarlanan Bobik Nerede? ise Çehov’un dünyasına bugünün arzu ve ihtiyaçlarıyla yeniden bakıyor. Çehov metninde adı sıkça anılan ama hiç görünmeyen Bobik bu kez oyunun merkezinde bir hayalet gibi yer ediyor. Bobik Nerede? bu hayaleti sahneye çağırırken geçmişle bugün, gitme arzusu ile kalma mecburiyeti arasında dolanıyor. Zamanla sesler de roller de birbirine dolaşıyor.
Çehov’un metnini bugün burada yeniden uyarlama ihtiyacına ve Bobik Nerede?’nin ortaya çıkış sürecine; belirsizlik ve güvencesizlik hisleri arasında buradaki zamanımızı nasıl geçirdiğimize ve daha birçok şeye dair merak ettiklerimizi; metni uyarlayan ve yöneten Fatih Sönmez ile oyuncularından Başak Daşman, Selen Domaç ve Aybanu Aykut ile konuştuk.

Fatih Sönmez yanıtlıyor:
Çehov’un kült metinlerinden Üç Kız Kardeş metnini uyarlama ihtiyacı nasıl doğdu? Bu metne bugün ve buradan bakmanın sizdeki karşılığı neydi ve sizde için ne tür keşiflere vesile oldu?
Çehov’un metinleri her dönem kendi çağının sorularıyla yeniden titreşen canlı metinler. Üç Kız Kardeş ise özellikle zaman, arzular ve gerçekleşmeyen hayatlar üzerine kurulmuş yapısıyla bugünün insanına çok yakından dokunuyor. Uyarlama fikri de tam olarak buradan doğdu: Çehov’un karakterlerinde, kendi kuşağımın bitmeyen “başka bir hayat” arzusunu çok net gördüm.
Metne bugün ve buradan baktığımda şunu keşfettim: Çehov’un dünyasında hiçbir şey tamamen bitmiyor, kesin bir kopuş yok. Hep ertelenen ama bir türlü gelmeyen bir “gelecek” var. Biz de Bobik Nerede?’de bu ertelenmişlik hâlini bugünün hızına, kaosuna ve kaybolmuşluğuna tercüme etmeye çalıştık. Çehov’un karakterlerinde gördüğüm o kırılgan insanlık hâli, oyunun temel keşfi ve duygusal aksı oldu.
Süreçle devam edelim. Metin seçimi, uyarlanması, ekibin bir araya gelmesi gibi detaylar hangi aşamalarda belli oldu?
Aslında metni seçmem uzun sürmedi; mesele Çehov’un evrenini bugüne nasıl taşımak istediğimdi. Uyarlama sürecinde önce karakterlerin “özünü” sabit tuttum, sonra onları bugünün ritmiyle hareket eden bir gerçekliğe açtım. Metin çalışması büyük oranda dramaturjik kazı gibiydi, Çehov’un alt metnini bugünün diliyle yeniden kurduk. Ekip ise tam olarak bu arayışa cevap verebilecek kişilerden oluştu. Oyuncuların her biri Çehov dilini taşıyabilecek, aynı zamanda güncel sahne diline çok açık isimler. Hareket, ışık, kostüm, dekor ve ses tasarımının tamamında ortak bir sezgiyi paylaştık: Çehov’un ruhu korunacak ama sahnede bugünün nefesi olacak. Bu ortak duygu, ekibin organik şekilde bir araya gelmesini sağladı.
Metni sahneye uyarlarken yarattığınız dünyaya dair; reji noktasında nelere dikkat ettiniz? Çehov’un dünyası ve yaratmak istediğiniz dünya arasında salınırken sizi zorlayan ya da işinizi kolaylaştıran şeyler oldu mu?
Çehov’un metni insana çok yer bırakır; bu hem kolaylaştırıcı hem de zorlayıcıdır. Reji sürecinde özellikle üç şeye dikkat ettim:
1- Zamanın sahnedeki akışı: Çehov’da zaman neredeyse görünmez ama çok etkili bir güçtür. Biz bu akışı hem beden hem mekân üzerinden somutlaştırmaya çalıştık.
2. Gerilimin sessizliklerde birikmesi: Çehov’un en güçlü yanı söylenmeyenlerdir. Oyunun estetiğini de bu “sessiz patlama” hâline göre kurdum.
3. Absürdün zarif biçimde sızması: Bobik Nerede?’de, Çehov’un trajikomik damarını biraz daha öne çıkaran bir dünya kurduk. Zorlayıcı olan en büyük şey şuydu: Çehov’un atmosferini tamamen kopyalamadan, ona saygısızlık etmeden yeni bir dünya kurmak. Kolaylaştıran şey ise ekibin bu yaklaşımı çok hızlı içselleştirmesi oldu. Bu ortak anlayış tüm rejiyi akıcı hâle getirdi.

Oyun, Mim kolektifin ilk işi. Biraz Mim Kolektif’ten bahsedelim. Nasıl bir ihtiyaçla ve niyetle kuruldu?
Mim Kolektif, uzun yıllardır tiyatronun farklı alanlarında üretmiş insanların “yeniden düşünme” isteğinin bir sonucu. Tiyatroyu sadece estetik bir alan olarak değil; birlikte düşünmenin ve birlikte sezmenin kolektif biçimi olarak gören bir yapı kurmak istedik. Kuruluş motivasyonu çok netti: Kendi sanatsal sorularımızı kendi dilimizle sorabileceğimiz bir alan yaratmak. Bu yüzden Mim Kolektif’in ilk işi olan Bobik Nerede?, kolektifin ruhunu çok iyi yansıtıyor. Hem metnin özüyle hem de ortak üretim arzusuyla örtüşen bir başlangıç projesi oldu.
Son olarak oyunu izleyenlerin salondan nasıl hislerle çıkmasını arzuluyorsunuz?
En çok istediğim şey şu: İzleyici salondan çıktığında karakterlerde kendi hayatının bir kıpırtısını hissetsin. Biraz tanıdıklık, biraz hüzün, biraz tebessüm… Ve belki de şu soru: “Benim ertelenmiş hayatım nerede duruyor?” Çehov’un büyüsü bence tam burada; seyircinin içindeki bir odayı açıyor ama o odaya bir hüküm vermiyor. Bizim oyunda da hedefim bunu yaratmak: İçten, samimi ve seyircinin kendi hayatına doğru açılan bir yankı.

Aybanu Aykut, Başak Daşman ve Selen Domaç yanıtlıyor:
Metnin uyarlanan versiyonunu ilk okuduğunuzda neler hissettiniz? Oyuncu olarak sizin için bu dünyayı cazip ya da bir meydan okuma kılan nüanslar neler?
Başak Daşman: Reji metni olduğu için ilk okumayı beraber yapmamızı istedi Fatih. Bir yandan üzerine konuşarak okuduk. Zihnimi yoracak bir metin olması ve yeni bir anlatım dili deneyecek olmamız heyecanlandırdı beni.
Selen Domaç: Metni ilk okuduğumda, Nietzsche’nin “aynı hayatı sonsuz kere yaşamaya razı mısın?” sorusu içimde tekrar etti. Bu da bana aslında sahnede de her ânın geri döneceğini, yaptığım her hareketin yalnızca bir “şimdi” değil; sonsuz kere tekrar edecek bir karar olduğunu düşündürdü. Bu dünyanın cazibesi burada, her sahne bir sınav. Meydan okuma ise şu: Eğer bu an bana sonsuz defa geri dönecekse, onu taşımaya cesaretim var mı?
Aybanu Aykut: Bir olayın tekrar tekrar yaşanması “Bengi Dönüş” ve bundan vazgeçememenin ne kadar zor olabileceği gerçeği beni Aybanu olarak çok düşündürdü. Bir oyuncu olarak bu olayı cazip kılmak için ise her defasında daha da inançla rol kişisinin üstüne gitmek ve yine her defasında daha da inanmak ve bu inancın daha da kemikleşmesini sağlamak oldu.
Oyunun merkezinde de yer alan; gitmek istemek ile kalmak arasında, hayal ettiklerimizle gerçeklik arasında, geçmişle bugün arasında bir arafta olma hâlinin -bugünün atmosferiyle birlikte düşününce- sizde nasıl bir karşılığı var?
Başak Daşman.: Tarih boyunca düşünen insanın bu arada kalmışlığını felsefi metinlerde de edebiyatta da görüyoruz. Ancak içinde bulunduğumuz ülke atmosferi çok daha yoğun bir sis tabakası gibi sarmış hâlde etrafımızı. Kişisel tercihlerimize daha bağlı olabilecek bir durum gibi görünebilecekken artık çok daha dışımızda olan şeylere bağlı. Bu da çok can sıkıcı.
Selen Domaç.: Gitmek ve kalmak ya da geçmiş ve bugün, birbirinin ardına dizilmiş bir çizgi değil; aynı çemberin farklı noktaları. Bu karşıtlıklar artık bir gerilim değil; aynı döngünün farklı titreşimleri gibi: Ne gidebiliyorum, ne kalabiliyorum. Ama ikisini de sonsuz kez yapıyorum.
Aybanu Aykut: Rol kişisi olarak umut etmek ve mutlaka umuda ulaşmak var.
Belirsizlik, güvencesizlik ve üzerimize sinmeye teşne atalet hisleri arasında; Bobik’i beklerken buradaki zamanınızı nasıl geçirirsiniz? Bu noktada oyundaki karakterlerden hangisine daha yakınsınız? Bir de Bobik nerede sahiden?
Başak Daşman: Duyarsızlaşmaya karşı kendimi tüm silahlarımla kollamaya çalışarak geçiriyorum. Okumak, gülmek, düşünmek, sevmek. Tam olarak hiçbirine yakın hissetmiyorum karakterlerin. Bir karışımı olabilirim ancak. Ayrı uçlarda olan İrina, Maşa ve Andrey’in. Bobik burada ama gerçekten görmek için beraber bakabilmemiz gerekiyor. Hep beraber.
Selen Domaç.: Bekleme, Nietzsche’nin dünyasında pasiflik değildir; insanın kendi ağırlığını sınadığı bir eşiktir. Beklerken kendi tekrarlarımı izliyorum: Aynı kaygılar, aynı umutlar, aynı arayışlar. Yakın hissettiğim karakterden çok karakterler var. Hepsi :). Hepsi Çehov’un muhteşem diliyle öyle derinlikli yazılmış ki… Bobik’in nerede olduğuna gelince… Bobik, Bengi Dönüş’ün tam kendisi bence: Ne gelen, ne gidişi olan; yalnızca tekrar eden bir “beklenen”.
Aybanu Aykut: Zamanımı hayal ederek (danslar bunun için bize çok güzel bir alan sağladı) kimliğime daha da tutunarak geçirdim. Galiba en eğlenceli kişi olan “Kuligin”e daha yakın hissettim.

Peki oyundaki karakterlerden biriyle, bir doğum günü partisi boyunca sohbet etmeniz gerekse; hangisinin size eşlik etmesini istersiniz?
Başak Daşman: Andrey ile. Ben onun eşlikçisi olmak isterdim. Onu biraz sarsmak ve şefkat göstermek için…
Selen Domaç: İrina’yı yani kendi oynadığım karakteri seçerdim. “Kendine gel” demek için :).
Aybanu Aykut: Kuligin’le ederdim. Olga olarak aldığım sorumlulukların ve idare etme duygusunun dışına çıkıp eğlenmek, gülmek isterdim. Olga olarak bir tek o konuştuğunda korkmayıp, kontrol etmemem gerektiğini düşünüyorum.
İster kendi karakterinizden, ister başka bir karakterden; sizin için Bobik Nerede? dünya ile özdeşleşen, sizde yer eden bir replik/cümle var mı?
Başak Daşman: Bobik burada ama tutabilir miyiz elinden, bilmiyorum. Aramızdaki mesafeyi daraltabiliriz ancak bence kendimizi gerçekleştirme cesareti gösterebildikçe. “Saçma sapan sözlerinizi dinlemekten gına geldi artık.”
Selen Domaç: Özdeşleşme diyemem ama etkileyen cümleler çok. Oyunun yazarı Çehov’sa neredeyse her replik etkileyici tabii. Oyunumuzu uyarlayan Fatih Sönmez de metni oluştururken titizlikle çalıştığından metin daha da etkileyici hâle geliyor. Ama aklıma ilk gelen Çebutikin karakterinin “Belki büsbütün yokum da, bana varmışım gibi geliyor.” cümlesi ve bizim oyunumuzda Olga’nın müthiş bir monoloğu var. Orayı sahnede her dinlediğimde büyük keyif alıyorum.
Aybanu Aykut: Yine birinci sahnede Kuligin olarak geldiğinde Andrey “Yoruldum Fyodor İlyiç yoruldum.” diyor. Bence benim de Olga olarak söylemek istediğim bir cümle.
Sahneden nasıl bir hisle ayrılıyorsunuz?
Başak Daşman: Tam tanımlayamadığım bir hisle. Umarım seyirci de öyle ayrılıyordur :).
Selen Domaç: Bir ritüelden çıkmış gibi ve o 80 dakikanın her ânının ruhumda bıraktığı tatla.
Aybanu Aykut: Fazlasıyla görevlerini yerine getirmiş bir duyguyla.
Son olarak prova sürecinize eşlikçi bir şarkı oldu mu? Olduysa hangisi?
Başak Daşman: Dans provalarımız da bir yandan yoğun olarak devam ettiği için oyunun şarkıları dışında başka bir şarkının şansı olmadı.
Selen Domaç:Aslında oyunda kullanılan tüm parçalar. Modest Mussorgsky’nin diğer besteleri. Oyunun duygusunu iyi yansıtan ve oyuncuyu da bu anlamda besleyen parçalar.
Aybanu Aykut: Islıkla Olga olarak çaldığım “The Old Castle”.
Bobik Nerede?, 30 Ocak’ta Fişekhane sahnesinde olacak. Biletler burada.