Canlı müzik geri dönerken ekolojik kriz ve COVID bize neler söylüyor?

Müzik dinleme ihtiyacımızı uzun zamandır dijital servisler, elimizde bulunan fiziksel kopyalar ya da çevrimiçi konserler aracılığıyla karşılıyoruz. Bir canlı performans izlemenin heyecanını, hep birlikte şarkı söyleyip dans ederek tanımadığımız bir kalabalıkla büyüttüğümüz enerjinin sıcaklığını, sevdiğimiz müzisyenlerin gözünün içine bakarak o anki hislerine ortak olabilmeyi ve daha birçok konser ritüelini elbette hepimiz çok özledik. Yazın gelişiyle hasretimiz bir nebze dindi, dünyada ve Türkiye’de düzenlenen kimi festival ve konserler, müzisyenleri dinleyicileriyle kavuşturdu. Örneğin, Chicago’da Lollapalooza Festivali, negatif PCR testini veya çift aşılı olduğunu gösterme koşuluyla bu sene 400 bin kişiyi ağırladı. Yine de ayakta iç mekân konserleri başlayıncaya kadar “canlı müzik geri döndü” diyebilmek zor.



Son yıllarda tüm dünyada sıklığı ve yoğunluğu artan hatta Türkiye’de henüz tecrübe ettiğimiz kuraklık, orman yangınları, seller ve daha nice felaketlerin en büyük sorumlusu olan insanlığın parçaları olarak her birimize, yerine getirmemiz gereken zorunlu görevler düştüğünü fark etmeyen kalmamış olmalı. Anladık ki gündelik alışkanlıklarımızdan profesyonel alanlarımıza kadar tüm yaşam pratiklerimizde acilen köklü dönüşümlere teslim olmamız şart. Pandeminin sistemi alt üst edişini fırsat bilip davranış biçimlerimizi bir bir değiştirerek ve hep birlikte sürdürülebilir bir kültür inşa ederek bizden sonraki nesillere yaşanabilir bir dünya bırakma şansımız hâlâ var.

Uluslararası İklim Değişikliği Paneli’nce (IPCC), ekosistemde görülecek büyük bozulmaların önünü kesebilmek için yalnızca 9 yılımız kaldı. BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Raporu’nun 6.sı, atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun son 2 milyon yıldaki en yüksek seviyeye ulaştığını söylüyor. Bu korkunç manzarayı düzeltmek için alınan ilk global önlem olan Paris İklim Antlaşması, küresel sıcaklık artışını 1.5 derecede tutmanın gerekliliğinden dem vuruyor. Antlaşmanın imzalandığı 2015’ten bu yana ülkeler ve büyük şirketler, belirttikleri tarihlerde karbon negatif olmakla ilgili taahhütlerini sunmaya devam ediyor. 7 Ekim 2021’de kabul edilen kanunla, imza attıktan 6 yıl sonra Paris İklim Antlaşması’nı onaylayan Türkiye ise, 31 Ekim – 12 Kasım’da Glasgow’da düzenlenecek COP26’ya (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı) ilk kez, antlaşmanın taraflarından biri olarak katılacak. BBC News Türkçe YouTube kanalında yayımlanan, “İklim krizi: COP26 neden önemli?” videosu, konunun meraklıları için zihin açıcı olabilir. 

Peki, devasa miktarda karbon salımıyla küresel ısınmaya çanak tutan müzik sektörünü yeni normalimiz çerçevesinde nasıl iyileştirebiliriz? Bant Mag. No: 75’te, çoğunlukla plak şirketleri ve müziğin sunum biçimleri üzerinden sektörün “kayıtlı” alanını incelediğimiz, Müzik endüstrisinden ekolojik açılımlar: Karbon negatif meselesi isimli dosyaya göz atarak bu soruyla ilgili birtakım yanıtlara ulaşmanız mümkün. Bu kez venüler, festivaller ve turneler kapsamında “canlı” müziğin sürdürülebilir dönüşümü için yapılabileceklere bakıyoruz.

Bu aralar dünyada olanlar

Müzik cephesinde tüm bunlara kayıtsız kalmayan, günden güne hevesle elini taşın altına koyan bir kitle yeşerdiğini görmek mutluluk verici. Özellikle 2014’ten beri dünya genelindeki festivaller ekolojik dönüşüme dair oldukça sevindirici örnekler sunuyor, orada değişen alışkanlıklar yavaş yavaş venülere de nüfuz ediyor. Birçok büyük müzisyen ve grup, sürdürülebilir turne modelini hayata geçirmek için çeşitli kurumlarla iş birliği yapıyor. Örneğin Billie Eilish, temmuzda yayımladığı son albümü Happier Than Ever’ın şu anda sürmekte olan turnesi için, 2004’ten bu yana canlı müzik etkinliklerini yeşil alternatiflerle hayata geçiren REVERB ile ortak hareket ediyor.

Britanyalı müzisyen Brian Eno geçtiğimiz nisanda, müzik endüstrisi insanlarının gelirlerinden küçük yüzdeler bağışlamasıyla 2030’a kadar 100 milyon dolar toplamayı hedefleyen EarthPercent projesine ön ayak oldu. Biriken bütçe, A Greener Festival, Music Declares Emergency, Julie’s Bicycle gibi müzik ve ekoloji ekseninde faaliyet gösteren kuruluşlara aktarılacak.

Yakın zamanın en heyecanlı haberlerinden biri, uzun yıllardır iklim kriziyle ilgili düşünen, araştıran ve uygulayan Massive Attack’ten geldi. İngiliz grup, müzik endüstrisinde ekolojik yansımaların en çok görüldüğü kırılma yılı olan 2019’dan bu yana Manchester Üniversitesi bünyesindeki Tyndall İklim Değişikliği Araştırma Merkezi’ne konser verilerini sunuyordu. Toplanan bilgiler ışığında endüstri çalışanları, konser mekânları ve tedarikçiler olmak üzere 3 farklı gruba düşük karbonlu etkinlik organizasyonu için bir yol haritası sunan merkez, “Super-Low Carbon Live Music: a roadmap for the UK live music sector to play its part in tackling the climate crisis” isimli bir rapor yayımladı.

İklim eylemleri ile 500’den fazla açık hava etkinliği ve işletmeyi bir araya getiren Vision 2025’ın 2020 tarihli The Show Must Go On raporu, küresel canlı etkinlik pazarının liderlerinden Live Nation’ın negatif etkilerini azaltma yaklaşımını sergilediği Çevresel Sürdürülebilirlik Sözleşmesi ve düzenlediği çeşitli kampanyalarla daha yeşil bir müzik sektörüne ulaşmayı hedefleyen Music Declares’in konser mekânları/stüdyolar ve festivaller için web sitesi üzerinden sunduğu öneriler de oldukça yol gösterici, incelemeye değer yayınlar arasında başı çekiyor.

Spotify’da güncel aylık dinlenmesi 40,5 milyonu bulan, “dünyanın en ünlü” gruplarından Coldplay, 2019 tarihli albümü Everyday Life’ın yayımlanmasının ardından, sıfır karbon emisyonlu organizasyon altyapısını oluşturabilecek duruma gelene kadar turne yapmayacağını açıklamıştı. Billboard’a göre, 2018’de en çok kazanan 40 sanatçıdan 37’sinin başlıca gelir kaynağı turneler. Yani durmak sürdürülebilir bir çözüm değil. Bu radikal kararla ilgili çevrecilerin büyük çoğunluğu da eylemsizliği tercih etmektense bir miktar karbon salmayı göze alıp her detayı çok iyi planlanmış örneklerle, katılımcıların duyarlılığını artıracak biçimde, etkinlikleri devamlı kılmayı daha anlamlı buluyor. ​​Yeni haberlere göre grup, taze albümü Music of Spheres için 2022’de düzenleyeceği dünya turnesinde tüketimi azaltarak karbon emisyonlarını yüzde 50 oranında düşürmeyi, yeşil teknolojileri desteklemeyi ve çevreci projelere finansman sağlayarak üretilenden fazla karbonu çekmeyi hedefliyor. Konuyla ilgili daha kapsamlı bilgi için turnenin sürdürülebilirliğine özel olarak hazırlanan web sitesi ziyaret edilebilir.

Sürdürülebilir bir müzik etkinliğine çıkan yollar

Bahsi geçen kaynaklar ışığında, iklim pozitif bir canlı müzik organizasyonuna ulaşma yolunda venüler, festivaller ve turneler için ortak olarak değerlendirilebilecek çevresel etkenleri şu 4 başlık altında toplamak mümkün: Ulaşım, enerji, gıda ve atık yönetimi. Ama öncelik, bugünün ihtiyaçlarını gelecek nesillerinkinden ödün vermeden karşılayabilmek anlamına gelen sürdürülebilirliğin, karbon emisyonlarını saymaktan ve plastikleri geri dönüştürmekten çok daha fazlası olduğunu unutmadan, bu kavramın ekonomik, çevresel ve sosyal kapsamlarına hizmet eden, nitelikli bir plan oluşturmak olmalı. İyi bir araştırmanın ardından gerçekçi hedefler belirleyerek işe başlanabilir. Henüz planlama aşamasındayken toplantılara mutlaka sürdürülebilirlik maddesini ekleyip bu konudaki ihtiyaç ve kaynakları belirlemek, karşılaşılabilecek zorlukları ve olası çözümleri değerlendirmek, tüm iş birlikleri için sürdürülebilirlik ve adil istihdam koşulunu zorunlu kılmak temel öneriler arasında.

Lokal tedarikçilerle çalışmak, alınan ürünün karbon ayak izini azaltırken yerel ekonomiye de katkı sağladığı için önemli. BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin 17 maddesinden bir veya birkaçına yönlendiren projeler tasarlanabilir. Barışçıl, hesap verebilir, kapsayıcı organizasyonlar inşa etmek amacıyla, ekip içinde cinsiyet eşitliğini gözetmek, dezavantajlı grupları destekleyecek yan etkinlikler veya kampanyalar oluşturmak da oldukça kritik. Mülteci krizi, erişilebilirlik, iklim değişikliği gibi sürdürülebilirliği ilgilendiren konularda informatif buluşmalar düzenlenebilir. Glastonbury’nin Oxfam, Greenpeace ve Water Aid’e yaptığı gibi, STK’lara alan açmak çok değerli.

İyi düşünülmüş, yaratıcı uygulamalarla katılımcılar sürdürülebilirliğe karşı motive edilebilir. Bunlara örnek olarak Lollapalooza’da çöpünü ayrıştıran, bisiklet/toplu taşıma kullanan, su matarasıyla gelenlere birer damga basılıp festival sonunda kıyafet, hibrit araç gibi hediyeler verilmesi; Avustralyalı Splendour in the Grass Festivali’nin katılımcılara bilet alırken sahaya ağaç dikmesi için ekstra ödeme seçeneği sunması ya da Dave Matthews Band’in turnesinde The Dreaming Tree Wines ve Docusign gibi oluşumların desteğiyle insanları orman restorasyonuna katkıda bulunmaya davet etmesi verilebilir.

Mekân seçimi de oldukça önemli. Açıkhava etkinlikleri ardında bol miktarda çöp bırakır, bunların kontrol edilemeyeceği, kumsal gibi yerlerde organizasyon düzenlemek doğal çevreye büyük zarar verir. Milano merkezli Terraforma Festivali’nin yaptığı gibi etkinlik alanına yerleşmiş yarı kapalı veya kapalı mekânlar sürdürülebilir yapı malzemeleri ile inşa edilmeli. Venüler gibi sabit mekânlar ise konumlandığı binanın çevresel etkilerini göz önünde bulundurmalı.

Etkinlikte satışı yapılan tüm ürünlerin geri dönüştürülebilir ve organik bazlı malzemelerden üretildiği, adil ticaretin desteklendiği mutlaka belirtilmeli. Bunlar ve benzeri birçok önlemle, israfın yıllar içinde nasıl ve ne kadar azaltıldığı belgelenerek çeşitli mecralarda dolaşıma sokulmalı. Julie’s Bicycle’ın Çevre Politikası ve Eylem Planı İlkeleri ile altlığı, organizatörler için iyi bir rehber olacaktır. Bir diğer seçenek de eskiden Wall Street’te yatırım bankacısı olarak çalışan Michael Martin’den. Kendisi kapitalizmin çevre üzerindeki yıkıcı etkisine seyirci kalmadı, Minneapolis merkezli Effect Partners’ın CEO’luğunu üstlenerek aksiyona geçmeye karar verdi ve ekibiyle birlikte, sanatçılar ve organizatörler için geliştirdiği EnviroRider kılavuzuyla bugüne kadar Jack Johnson, Steve Miller, Black Eyed Peas, Dave Matthews Band gibi müzisyen ve gruplara sürdürülebilirlik desteği verdi.

Canlı konsere nasıl ulaşılsın?

Canlı müziğin çevresel performansını iyileştirmeyi amaçlayan Almanya merkezli Green Touring, bir turnenin oluşturduğu karbon ayak izinin yüzde 33’ü yani 3’te birinin seyirci seyahatinden kaynaklandığını bildiriyor. Turneleyen büyük ölçekli müzisyenler, tıka basa dolu programlarına yetişebilmek için, yolcu başına normal ticari araçlardan 40 kat daha fazla karbon salan özel jetler kullanıyorlar. İzleyenler ise canlı müziğe ulaşım sağlamak için alana kişisel otomobilleriyle geldikleri takdirde hem karbon ayak izlerini yükseltiyor hem de trafik ve park sorunu oluşturuyorlar. Her iki grubun da konforlarından bir nebze taviz vermesi artık şart. 

Sanatçılar cephesinden, Minneapolisli müzisyen/şarkı yazarı Brianna Lane’in Peter Mulvey ile birlikte günde maksimum 70 mil giderek turne ulaşımını bisikletle sağlaması ve Third Eye Blind’ın 2019 yaz turnesi kapsamında ulaşımda salınan karbonu, Alaska Körfezi’nde bulunan Afognak adasındaki ormanları koruyan ClimeCo aracılığıyla denkleştirmesi örnek olabilir.

Etkinlikler tarafında ise, kolay ve yeşil ulaşımı desteklemek için ulusal tren şirketi Slovak Demiryolları ile iş birliğinde bulunan POHODA Festivali, kişisel araçlara özellikle park yeri sağlamayan Danimarkalı Northside Festivali, paylaşımlı otomobillere park önceliği tanıyan ve festival biletine ücretsiz toplu taşımayı dahil eden Belçika merkezli Pukkelpop Festivali faydalı seçenekler sunuyor. Lollapalooza, bakım-onarım ve güvenlik ipuçları sağlayan Chain Links isimli ücretsiz bisiklet vale hizmetine ek olarak Chicago’nun bisiklet paylaşım sistemi Divvy ile ilk sürüşü ücretsiz kılarken Coachella’nın Carpoolchella projesi de ömürlük VIP festival bileti vaadiyle 4 ve daha fazla kişiyi paylaşımlı araç kullanımına yönlendiriyor.

Fosil yakıtlara elveda

Canlı performanslar esnasında kullanılan tüm ışık ve ses ekipmanları ya da yağmur yağdırıcı, havada uçurucu gibi şov aletleri çok büyük miktarlarda enerji harcıyor. Burada tasarruf sağlamak için atılacak ilk adımlar, fosil yakıt kullanımını sonlandırarak güneş enerjisi panelleri gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek, dizel jeneratörlerle vedalaşmak, LED aydınlatmalar tercih etmek olarak özetlenebilir. Büyük hacimli ekipmanların nakliyesi de küresel ısınmaya katkıda bulunuyor. Mekânlarda “tak ve çalıştır” (plug and play) modelinin yaygınlaşması hem ekipmanları dünya çapında standardize etmeye hem de karbon salımını azaltmaya yarayabilir.

Brianna Lane’in bir diğer girişimi de 2018 sonbaharında Knight Vakfı hibesi ve Farmstead Bike Shop desteğiyle St. Paul parklarında gerçekleştirdiği 4 etkinlikti. Buna göre, nehir temizliğine dikkat çekmek amacıyla nehir temalı şarkılar yazan müzisyenler performans sergilerken, seyirciler arasındaki gönüllüler, ışık ve ses sistemini çalıştırmak için organizasyon boyunca pedal çevirdi.

Yaşasın hayvanlar, yaşasın yerel kaynaklar

Ortalama bir etkinlikte, gıdanın yüzde 15 ila 20’si çöpe gidiyor. Bunun için öncelikle, aşırı sipariş ve yedeklemeyi engelleyip israfı yok etmemizi sağlayacak biçimde veri toplamak, tabii ki daha az tüketmek ve mümkün olduğunca bitkisel temelli beslenmek çok önemli. 1 kilogram sera gazı açığa çıkarmak için 40 gram et ya da 1 kilogram mercimek yiyebilirsiniz, seçim sizin. Henüz endüstriyel hayvancılığın çevre üzerindeki bozucu etkisinden habersiz olan veya bunu görmezden gelen bir kitleyi kazanabilmek için, alanda servis edilen yiyeceklerin “vegan” olduğunu defalarca ve her yerde vurgulayıp durumu onlar için marjinalleştirmeden sadece “harika” yemekler olarak sunmak bir yöntem olabilir.

Yerel kaynaklar olduğu yerde kullanılmayı beklerken gıda uzaktan gelmemeli. Etkinlikler için, bulunduğu bölgeden elde edilen malzemelerle hazırlanmış menüler oluşturulmalı. Bu hem kültür hem de istihdam açısından oldukça önemli. Organizasyon sonunda yenmiş gıdalar kompost ünitelerine, yenmemiş ve temiz durumda olanlar ise gıda bankalarına verilebilir. Portekizli EDP Cool Jazz Festivali sonlandıktan sonra, kalan yiyecekler ihtiyaç sahiplerine dağıtılıyor örneğin.

Plastiğinden organiğine çöp meselesi

Festival sonrası fotoğraf denince hepimizin aklına korkunç çöp adaları gelir. Aslında çok basit yöntemlerle buna engel olmak mümkün. İsraf, sadece tükettiğimiz miktarı değil, ne tükettiğimizi de sorgulatmalı bize. Atık yönetimi bahsinde ilk akla gelen şey olan geri dönüşümle ilgili, Çöpüne Sahip Çık Derneği’nden Emrah Bilge, onun bir sihirli değnek olmadığını, bir limiti olduğunu, üstelik bazen bir şeyi sıfırdan üretmenin geri dönüştürmekten ucuza mal olması dolayısıyla çok masraflı bir yöntem olduğunu söylüyor. Çevre tahribatının en büyük sorumlusu, baş belamız, namıdiğer plastik hiçbir koşulda yok olmuyor. Geri dönüştürülme limitini aştıktan sonra ya yakılıp karbon salımına sebep oluyor ya da gömülüp toprağı zehirliyor. Bu durumda önceliğimiz plastik kullanımını mümkün olduğunca azaltmak olmalı.

REVERB, #RockNRefill programıyla, etkinlerde tek kullanımlık şişelere geçit vermemek için katılımcılara ücretsiz su doldurma istasyonları sunuyor. Nalgene iş birliğiyle satışa sunulan yeniden kullanılabilir şişelerden elde edilen gelirin tamamı ise kâr amacı gütmeyen kuruluşlara bağışlanıyor. Aynı amaç için uygulanabilecek bir diğer yöntem, katılımcılara etkinlik girişinde depozitolu bardaklar önerip o bardakla aldığı her içecek için kendisine indirim yaparak, kullanıcının tüm günü tek bir bardakla geçirdikten sonra, etkinlik bitişinde organizasyona geri vermesini sağlamak olabilir. Michael Martin liderliğinde, U2’nun ABD turnesinde yer verdiği r.Cup tam olarak bunu yapıyordu. 2014’te Santa Barbara Bowl konser alanı ve Jack Johnson iş birliğiyle gerçekleşen #MyPintandMe projesi, farklı içecekler için farklı malzemelerden yapılmış özel bardaklardan alanlara her yeni içecek siparişi için 1 dolar indirim sağlayarak hem müşteriye küçük bir tasarruf imkânı sunuyor hem de tek kullanımlık bardakları engelliyordu. Glastonbury’nin yaptığı gibi tek kullanımlık plastik satışını tamamen yasaklamak da bir seçenek tabii. Dünyanın en büyük konser organizatörlerinden Live Nation, ABD’deki 45 konser salonunda plastik pipet kullanımını yasakladı. Bunun yanı sıra İngiltere’de düzenlenen 61 müzik festivalinde, duş giderlerinden aşağı akıp mikroplastik yayarak suyu kirleten simler de yasak.

Atıkları ayrıştıracak bir sistem kurmak, yeniden kullanıma uygun sahne, dekor ve prodüksiyon ekipmanları seçmek, zorunlu hâller dışında tabelalardan tarih ve yeri kaldırarak onları defalarca kullanılabilir duruma getirmek, kâğıda basarak yapmaya alışkın olduğumuz tüm işlemleri artık mümkün olduğu ölçüde QR kodlar aracılığıyla gerçekleştirmek, alanda portatif küllükler bulundurmak da alınacak diğer önlemler arasında.

Atık yiyecekler, onların servis kapları ve çatal-bıçakları komposta ya da geri dönüşüme gönderilebilir. San Diego merkezli KAABOO Festivali’nde yiyecekler bitki liflerinden üretilen kaplarda servis ediliyor ve sonrası için alanda kompost istasyonları bulunuyor. Avustralya merkezli dans müziği festivali Strawberry Fields’da ise geri dönüştürülmüş pirinç kabuklarından yapılan tabaklar dev bir bulaşık istasyonunda yıkanıp tekrar kullanılıyor. Glastonbury yerleştiği alanı korumak için 7 senede bir ara vererek toprağı nadasa bırakıyor.

Özellikle festival alanlarını ilgilendiren bir diğer atık konusu ise çadırlarla ilgili. 1 çadır, 8.750 pipet ya da 250 bardağa eşdeğer ve organizasyonlar tamamlandıktan sonra ortada çok fazla sayıda terkedilmiş çadır kalıyor. Bunun önüne geçmek veya bırakmayacak olsa da çadıra bir defalık ihtiyaç duyanlar için KarTent festivallere, 3 güne kadar kuru kalabilen, 2 kişilik, 0,6 kg ağırlığında yani çok hafif ve taşınması kolay, karton çadırlar sağlıyor.

Pandemi canlı müziği nasıl dönüştürür?

Küresel salgından en zararlı çıkanların başında müzik endüstrisinin de geldiği malum. Türkiye’de sektörün arkasında sürdürülebilir ekonomik altyapı olmadığından 100’ü geçkin sayıda müzisyen bu dönemde intihar etti. Kimi kurumlar ve organizasyonlar, bağımsız destekçiler ya da özel fonlarla hayatını sürdürmeye devam edebildiyse de küçük ölçekli oluşumlar için asıl ihtiyaç Kültür Bakanlığı ve devlet tarafından maddi katkıya erişebilmekti. Bozcaada Caz Festivali’nin bu seneki edisyonunda gerçekleşen Hi world! Is live music really back..?? panelinin konuklarından Salon İKSV direktörü Deniz Kuzuoğlu pandemi döneminde, bağlı oldukları kurumdan aldıkları desteğin sürdüğünü ve bu esnada içeriklerini nasıl dijitalize edeceklerine kafa yorduklarını söylüyor. Aynı panelin konuşmacılarından, Borusan Sanat direktörü Aydın Dorsay da kurumlarında aldıkları destekle birlikte çalışmalarını, bünyelerinde barındırdıkları Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve Borusan Quartet için canlı radyo konserleri yayımlamak ve video çekimleri için prova mekânlarını kullanmak gibi fikirlere doğru yönlendirdiğini anlatıyor. Borusan Sanat, pandemi sonrasında da fiziksel konserler haricinde çevrimiçi yayıncılığı da sürdürerek hibrit bir modeli takip edecek.

Bant Mag. No: 74’te yer alan “Sancılı süreçler, çıkan dersler, yenilenen gözler: Festival ve turne sektörüne bakış” dosyasında İstanbul Caz Festivali direktörü Harun İzer, dijitale hazırlıksız yakalanma durumunu şöyle anlatmıştı: “Pandemi koşulları dijital alanda âdeta bir erken doğuma sebep oldu, henüz yeterince gelişmemiş bir alanda, ona dair algılarımız da yerleşmemişken kendimizi bir şeyler yapma noktasında bulduk.” Yine de dünyanın dört bir yanında çevrimiçi konserler, karantinanın ilk günlerinden itibaren hızla hayata geçmeye başladı. Nick Cave ve Dua Lipa’nın performanslarını belki hatırlarsınız. Pozitif’ten Mehmet Ağaoğulları, Avrupa ve Kuzey Amerika’da 2020’nin sonlarına doğru dijital konserlerde görülen artışı, oradaki müzikseverlerin bilet ücretini karşılayabilecek refah düzeyine sahip olmasına bağlıyor. Bu durum Türkiye için geçerli olmadığından, buradaki dijital konserler yalnızca birtakım sponsorluk anlaşmalarıyla, izleyenlere ücretsiz olacak biçimde düzenlenebildi, bu da sürdürülebilir bir ekonomi yaratmadığı için dijital konserler konusunda devamlılık sağlanamadı.

Muazzam miktarlarda enerji tüketen ve atık üreten müzik sektörü için dijital yayıncılığa mecbur kalmanın, aslında çevre açısından pozitif bir geri dönüşü olduğunu da es geçmemeli. Buradan yola çıkarak COVID’i, canlı müzik sektörünü sürdürülebilir dönüşüme sürükleyen bir etken olarak yorumlamak mümkün olabilir mi? Pandemi sonrasında konserlerin, fiziksel buluşmalar dışında dijitaldeki varlığını da sürdürmesi, müzik dinleme alışkanlıklarımızı nasıl değiştirir? Belki Borusan’ın uygulayacağı gibi hibrit modeller, yerinden kalkmadan canlı performans izlemekten hoşlanacak bir grubun konser mekânına otomobille ulaşma ihtimalini durdurarak karbon salımını azaltabilir. Bunu yaparken farklı şehirlerden erişimlere de imkân tanıyarak müzisyenlerin etki alanlarını genişletir. 

Yakın bir metodun bu sonbaharda Stockholm Caz Festivali’nce de uygulanacağını, organizasyonun CEO’su Eric Birath paylaştı. Tek fark, Stockholm dışında yaşayan seyircinin canlı konser yayınlarını İsveç’deki küçük şehirlerin sinema salonlarında izleyecek olması. Müziği ev rahatlığında değil, konser ambiyansında değil, film izler gibi izlemek, kimileri için hoş bir tecrübe olabilir.

Yüzünü dijitale dönen canlı müzik yayınlarını kimlik sahibi kılmanın en önemli yolu, katılımcıların bir amacı, örneğin bir festivalse onun misyonunu desteklemelerini ve fiziksel konserlerde olduğu gibi sanal etkinlik ritüellerini geliştirmelerini sağlayacak uygulamalarla etkileşimi artırmak. Hollandalı Le Guess Who? festivali, salgın döneminde, saklı hikâyeleri ortaya çıkarmak, farklı seslerle ilham vermek gibi amaçlarla, 3 gün yayın yapan internet televizyonunda performanslar ve kısa belgeseller yayımladı mesela. Anlaşılan o ki, kimler fiziksel, kimler çevrimiçi deneyimle ilgilenir sorusundan yola çıkarak iyi bir kitle analizi yapmak ve Bozcaada Caz Festivali’nin kurucusu Gizem Gezenoğlu’nun söylediği gibi, her ikisi için de ayrı planlar, çalışmalar ve yatırımlar yapmak gerek bundan sonra.

Ekolojik dönüşüm için bu topraklarda yankılanan sesler

Türkiye özellikle son yıllarda, ekolojik dönüşüm adına çok kıymetli faaliyetlere ev sahipliği yapmakta. Bununla ilgili en güncel örneklerden biri, İKSV’nin geçtiğimiz şubatta yayımladığı Ekolojik Dönüşüm İçin Kültür ve Sanat raporu. Yalnızca müzik ekseninde değil sanat cephesinin tamamında neler olduğunu merak edenler için biçilmiş kaftan. Canlı müzik ölçeğine geri döndüğümüzde de, etkinliğini bahsi geçen birçok öneriyi dikkate alarak organize eden oluşumlara rastlamak oldukça mutluluk verici. 

Bu yıl 5. yaşını kutlayan Bozcaada Caz Festivali bunlardan biri. Yolun en başında, sahne eteği, oturma birimleri, yemek standları gibi fiziki üretimlerini adada bir binadan artan ahşap malzemelerden üreterek ileri dönüşümle işe başlayan organizasyon, çöplerini ayrıştırmak, depozitolu bardak kullanmak, su tüketimi için matara dağıtmak ve alana sebil yerleştirmek, Reflect Studio iş birliğiyle sürdürülebilir yöntemlerle üretilmiş festival ürünlerine yer vermek, ödemeleri uygulama üzerinden almak gibi çok çeşitli yöntemlerle ekolojik dönüşüme katkıda bulunuyor.

Pandemide moral bozmadan olumlu değişimlere kanalize olmayı seçen festival, bu sürede konserler dışında gerçekleşen ve bulunduğu dokuya sızarak adanın her köşesinde bir deneyim yaşamayı, aynı zamanda yereli desteklemeyi vadeden, panel, şarap tadımı, atölye, yürüyüş, podcast ve daha nice yan etkinlikten oluşan keşif programını genişletmek ve organizasyonun dijital ayağını inşa etmekle ilgilendi. Bu kapsamda, geçen sene fiziki şartlarda hayata geçemeyen Bozcaada Caz Festivali, ilhamını adadan alan özgün şarkılardan oluşan BCF Keşif albümünü paylaştı ve dijital mecralarını kullanarak panel, söyleşi ve kayıtlı konserler yayımladı. Bunlardan biri olan “Sürdürülebilir Festival Mümkün mü?” başlıklı panele buradan ulaşabilirsiniz. Bu sene de fiziksel buluşmaların yanı sıra Facebook üzerinden gerçekleştirdikleri ücretli çevrimiçi konserde Korhan Futacı’yı ağırlayan organizasyon, elde edilen geliri genç müzisyenlere ve tohum topu atışlarına yönlendirdi. İçerik partnerlerinden biri olan Esmiyor Podcast iş birliğiyle sürdürülebilirliğe daha fazla dikkat çekti.

Canlı müzik sektöründe bir diğer önemli atılım da Festtogether’dan geldi. “Eğlen, iz bırakma.” sloganıyla ilki 2019’da Küçükçiftlik Park’ta düzenlenen festival, biyodizel jeneratör kullanımı, atıkların ayrıştırılması ve geri dönüşüm, depozitolu bardak, mobil ödeme, vegan yiyecek alternatifleri, STK iş birlikleri gibi temel uygulamaları yerine getirdi. 2020’de pandemi sebebiyle dijitale taşınan organizasyon, ihtiyaç haritası iş birliğiyle 12.5 milyon insan tarafından izlendi.

Tüm bu umut aşılayan örneklerden sonra, müziği seven ve tüm canlıların müşterek ve adil bir yaşam sürmesini sağlamak isteyen bizlere düşenin sorgulamak, katılmayı düşündüğümüz organizasyonlardan sürdürülebilir planlama talep etmek olduğunu unutmamalı. Dönüşümün hızını katılımcılar olarak bizlerin belirleyeceğini aklımızdan çıkarmamalı ve tam da şu anda harekete geçmeli.

Yazı: İlayda Güler

Bant Mag. Kasım-Aralık 2021 sayısı No:76’ya buradan ulaşabilirsiniz.