Cape Fear: Acele işe şeytan karışır

Yazı: utkan çınar

Robert Mitchum’lı 1962, Robert De Niro’lu 1991 uyarlamalarının ardından John D. MacDonald’ın The Executioners adlı romanı şimdi de küçük ekrana taşındı. Apple TV+’ta 5 Haziran’da yayına başlayan Cape Fear dizisinin yaratıcısı Nick Antosca, yönetmeni ise Morten Tyldum. Javier Bardem, Amy Adams ve Patrick Wilson’ın başrollerini paylaştığı dizinin künyesinde Joe Anders, Lily Collias, Jamie Hector, CCH Pounder, Ron Perlman gibilerine rastlıyoruz. 1991 yapımı filmin yönetmeni de olan Martin Scorsese ve Steven Spielberg, yürütücü yapımcılar arasında.

*Bu yazı henüz Cape Fear dizisinin ilk iki bölümünü izlememiş olanlar için bazı sürprizleri bozabilir.


Zaman dilimi ve mekân

Günümüz. Savannah, Georgia’dayız.

Konu nedir?

Georgia’nın sayılı hukukçularından Anna ve Tom Bowden iki ergen çocuklarıyla beraber büyük bir evde yaşamaktadır. Özellikle Anna yanlış yere hüküm giymiş suçluların özgür kalmasına vaktini ayırmaktadır. Ama arkalarında bıraktıklarını düşündükleri bir isim 17 yıl sonra hayatlarına yeniden giriş yapar. Max Cady bazı şeyleri unutmamıştır. 

İzlemeden önce bilmemiz gerekenler

Nick Antosca genç yaşına rağmen Hannibal, Channel Zero, The Act gibi gerilim / korku türlerindeki kalburüstü işlerde yapımcılık yapmış biri isim. Cape Fear tam da onun tarzı bir hikâye aslında. Yönetmen Norveçli Morten Tyldum’u Benedict Cumberbatch’li Alan Turing biyografisi The Imitation Game ve Jennifer Lawrence’lı bilim kurgu Passengers’tan tanıyoruz. Bu iki filmden sonra son on yıldır televizyona geçiş yaptı ve Jack Ryan, Silo gibi projelerde yer aldı. Dizideki ortam çok da onun kalemi değil aslında. 

Cape Fear da aslen John D. Macdonald’ın 1957 tarihli romanı The Executioners’tan ilk kez 1962’de Lee Thompson tarafından başrollerde Robert Mitchum ve Gregory Peck ile sinemaya uyarlanıyor. 30 yıl sonra bu kez 1991’de Martin Scorsese tarafından Nick Nolte ve Robert De Niro ile beyazperdeye geliyor. Scorsese’nin kariyerini tekrar rayına sokan Goodfellas’dan hemen sonraki filmini; The Last Temptation of Christ dönemindeki protestolar sırasında ona destek olan Universal Pictures’a bir vefa borcu olarak çektiğini söylüyor. Stüdyo, Spielberg’in projeden çekilmesinden sonra Scorsese’ye teklif etmiş. 

İlk intiba?

Dizinin prömiyerinden önce hafıza tazelemek için 1991 tarihli Martin Scorsese versiyonunu izlediğimde -ki Scorsese’nin iyi niyetiyle çektiği ve en sevdiği işlerinden biri olmadığı bildiğimiz- yapımın makul, geçerli ve evrensel ana konu örgüsüne sahip olduğunu; onun dışında fazla stilize, fazla karikatürize ve şiddetli gözükmek için şiddeti gösteren, aceleci, kaotik bir kurguya sahip, sıkıntılı bir film olduğunu gördüm. Fakat gözünü intikam hırsı bürümüş Max Cady karakteri, oyuncusuna o kadar çok alan sağlıyor ve “büyük” oynamak için açık çek veriyordu ki sanırız her oyuncunun şansını denemek isteyeceği bir karakter olmalıydı. Bardem kötü karakterlere uzak bir isim değildi ama biraz da şüphem vardı. 

En çok neyi sevdin?

En son 2018’de Sharp Objects’te çok iyi iş çıkaran, bolca Oscar adaylığı da bulunan Amy Adams’ın o zamandan beri pek sesi soluğu çıkmıyordu. Yetenekli ismi böyle yüklü bir projede görmek güzel. Patrick Wilson silik, uzak bir karakter olarak iyi bir seçim; Nick Nolte’un devamı olarak iyi iş çıkarıyor. Scorsese’nin de kullandığı “film negatifi” efektine yapılan göndermeleri de sevdim. 

En az neyi sevdin?

Burada söyleyecek şey çok. En büyük sorun olarak oyuncuların arasındaki kimyanın tutmadığını söyleyebilirim. Aslında aralarındaki soğukluğun genel gerilime katkısı olacağına düşünsek de burada kantarın topuzun kaçtığını görüyoruz. Konuya girişimiz de son derece hızlı. Daha ilk bölümden çok fazla bilgiye boğuluyoruz. Max Cady karakteri biraz daha geç dâhil edilebilir, o gerilim canlı tutulabilirdi. Sanki herkes bunu bekliyormuş gibi garip bir hava oluşuyor. 

Cady’nin hapishanede yaşadığı şiddet neredeyse Gaspar Noé ayarında, aşırı grafik, o da izleyicinin hayal gücüne bırakılabilirdi. Dizi ne olduğuna karar veremiyor gibi, işgüzâr bir telaş hissediliyor. Çocukların ikiye çıkması senaryoda gereksiz bir dağılmaya yol açıyor. Kate Winslet ve Sam Mendes’in gerçek hayattaki oğulları olan Joe Anders, problemleri bulunan oğlan rolünde iyi iş çıkarsa da 1991 versiyonundaki Juliette Lewis’in performansının normalliğini, doğallığını, gerçekliğini özlüyorsunuz.

Bir de yine ister istemez karşılaştırma olacak ama 1991 versiyonundaki De Niro’nun “white trash” ezikliğinin vurgusu değerli bir olguydu, Bardem’in yerine o damardan bir karakter yaratılabilirdi diye düşünüyorum. Bardem fazla kendine güvenli; yumuşak karınları şimdilik hasıraltı edilmiş gibi. Nüansları yerine oturmuyor. Son olarak da diyalogların oldukça zayıf olduğunu söyleyebilirim. 1991 versiyonu fazla edebiyat parçalamaktan muzdaripti, burada ise tam tersini görüyoruz.  

En çok hangi sahneye yükseldin?

Ted Levine’in Megan Rapinoe güzellemesi hoş bir ayrıntıydı.

Modunu nasıl etkiledi?

Cape Fear gibi çok sevdiğim bir hikâyenin hak ettiği muameleyi görmemesi, kolaylıklara kaçılması biraz hayal kırıklığı yarattı. 

Karakterlere dair neler söyleyebilirsin? 

Cape Fear’ın önemli yanı herhangi bir karaktere yatırım yapmamak olmalı. Evet asıl kötümüz Max Cady olsa da genel olarak adalet anlayışının flulaştığı bir alanda; bencil insanları ve sınıfsal farkları öne çıkaran bir yapım olmalı. Antosca’nın versiyonu şimdilik bu derinliği bize veremiyor. Bunun için birkaç bölüm daha beklenebilir ama başlangıçtan çok da memnun kaldığımı söyleyemeyeceğim. 

Bunu seven şunları da sever 

Önceki iki Cape Fear’ı eğlenceli vakit geçirebileceğiniz yapımlar olarak yazalım. Antosca’nın yaratıcılarından olduğu 2019 tarihli The Act’i de şiddetle tavsiye edebilirim. Munchausen by Proxy üzerine oldukça gerilimli, iyi oynanmış, cüretkâr bir yapımdı. Ve de tabii The Simpsons’ın en eğlenceli bölümlerinden, filmdeki hikâyeyi dalgaya alan Cape Feare’i de es geçmeyelim. 

Yazara / yönetmene bir soru soracak olsan ne olurdu?

Diğer bölümleri izlemeden belki biraz erken olacak ama on bölümlük bir mini seri çıkaracak kadar genişletebileceğine nasıl ikna olduğunu merak ederim.