Cécile McLorin Salvant, Nine Inch Nails ve bu hafta başka ne dinlesek?
Yazı: Elif Öz, Sarp Rüzgar Atila, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Tuğçe Hitay, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal - Fotoğraf: Ebru Yıldız
Haftanın yeni müzikleri: Cécile McLorin Salvant, Nine Inch Nails, Nation of Language, Paptircem, Rabbath Electric Orchestra, múm, Islandman, Charlotte Gainsbourg, Wednesday, bar italia ve dahası…
Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.

ALBÜM: Cécile McLorin Salvant – Oh Snap
(Nonesuch Records)
Florida’da büyüyen Fransız-Haitili müzisyen Cécile McLorin Salvant, müzik ile yaptığı oyun arkadaşlığına bizleri de dâhil ederek caz araçlarının yanı sıra elektronik seslerden folk müziğine, keskin çığlıklardan parlak synthlere kadar uzanan Oh Snap koleksiyonunda, Salvant’ın “Müziği kendime nasıl yakınlaştırabilirim, nasıl samimi bir şekilde geri getirebilirim?” sorusunun peşine takılıp türler arası bir müzik deneyiminde daha doğrusu bir masalın içinde buluyorsunuz kendinizi. Özgürleştirici ve isyankâr.
TEKLİ: Peel Dream Magazine – Venus In Nadir
(Topshelf Records)
Yeni Peel Dream Magazine teklisi naif karakteriyle insanın kalbine yumuşakça girmeyi başarıyor. “Venus In Nadir” grubun geçen sene yayımlanan uzunçalarılarının bir bakıma uzantısı olacak bir mini albümün habercisiymiş. Rose Main Reading Room’un kayıtları esnasında tohumları atılan ama o sırada hiçbir zaman tamamlanmayan şarkıya grubun kurucu üyesi Joe Stevens’ın geri dönüp bazı sözleri tekrar yazması ve overdub kayıtlar yapmasıyla son hâlini almış. Stevens’ın hayalinde şarkının öznesi kimi kimsesi olmayan, ormanda bir kabinde tek başına yaşayan birinin karşılıksız aşk sonucu medeniyetten iyice uzaklaşması, inzivada Nick Drake esintili müziklere kendini vermesiyle ilgiliymiş.

TEKLİ: Islandman – Eros
(Rest In Space Records)
3 Ekim’de yayımlanacak yeni albümü Island5 için geri sayımda olan Islandman, çok katmanlı ve kıvrak mı kıvrak groove’uyla etkisi altına alan bir tekli daha paylaştı. Altı dakikayı aşan akışı boyunca ritme kapılıp düşlere daldıran “Eros”un 360 derece perspektifin kullanıldığı görsel eşlikçisi de parçanın davetkâr hâliyle büyük bir uyum içinde. Yeşim Koçal Böyük’ün yönetmenliğini üstlendiğİ video buradan izlenebilir.
ALBÜM: Kieran Hebden & William Tyler – 41 Longfield Street Late ‘80s
(Temporary Residence Ltd.)
İlk gençlik yıllarında hem Lambchop hem de Silver Jews gibi iki devasa grupla çalmış yetenekli gitarist William Tyler ve elektronik ortamların neredeyse 25 yıldır marka isimlerinden Kieran Hebden (Four Tet) bir araya geldiğinde beklentiler yüksek oluyor tabii. Aslında birbirlerine çok dokunmayan soundlardan gelen bu iki ismin birlikteliği sonuç olarak kafanızda ne canlanıyorsa onu getiriyor. Ambient ağırlıklı, pozitif, atmosferik, pek dikeni olmayan bir albüm çıkarmışlar ortaya. Koleksiyonun nostaljik teması pozitif bir yerden yakalıyor dinleyiciyi. Ama gönül daha kılçıklı, deneysel bir yaklaşım da isteyebilirdi.

ALBÜM: Nation of Language – Dance Called Memory
(Sub Pop Records)
Brooklynli üçlü Nation of Language’in dördüncü albümü A Dance Called Memory, grubun baş kişisi Ian Devaney’nin yas ve kayıplarla yoğrulmuş anılarıyla yüzleşme ve onları güzel bir şeye dönüştürme isteğiyle şekillenmeye başlamış. Önceki albümlerine kıyasla daha ağırbaşlı tınlayan koleksiyon, tempo yükseldiği anlarda dahi üzerini saran buğuyu koruyor; dans pistinde bile düşüncelerden kaçamama hissi uyandırıyor. “I’m Not Ready for the Change”, “Can You Reach Me?” ve “Nights of Weight” gibi parçalardaki belirgin gitarlar ise grubun sound’u için bir yenilik. Devaney’nin karmaşık duygularını adım adım anlamlandırmaya çalıştığı bu kayıt, kuşkusuz Nation of Language’in bugüne kadarki en savunmasız işi.
TEKLİ: Charlotte Gainsbourg – Blurry Moon
(Because Music / Saint Laurent)
Charlotte Gainsbourg sekiz yıl aradan sonra “Blurry Moon” ile geri döndü. Saint Laurent’in kreatif direktörü Anthony Vaccarello’nun ilk yönetmenlik denemesiyle görselleşen, SebastiAn prodüksiyonlu parça Gainsbourg’un sinematik karanlığını bir kez daha ortaya koyuyor. Mulholland Drive’da geçen klip, David Lynch ve Angelo Badalamenti dokunuşlarını çağrıştırırken hafıza, kaybolma ve savrulma temalarını işliyor.

TEKLİ: Paptircem – Kaç Kez Öldüm?
(Paptir Records)
“Kaç Kez Öldüm?”, melankoli ve yüzleşmeyi aynı anda taşıyan bir şarkı. Paptircem, kırılma anlarını ve içsel yolculuğunu yansıtırken hepimizin derinlerde sakladığı yaralara da dokunuyor. Müzisyenin güçlü vokaliyle öne çıkan parça, elektro gitar ve synth dokunuşlarıyla yoğun bir atmosfer kuruyor. Düzenlemede Paptircem’le birlikte Zeynep Oktar’ın yer aldığı parçanın lirik videosu da işte burada.
TEKLİ: Anna Von Hausswolff – Facing Atlas
(YEAR0001)
All Thoughts Fly (2020) ardından İsveçli bestecinin uzun soluklu yaratıcı ortağı Filip Leyman ile güçlerini birleştirdiği altıncı stüdyo albümü ICONOCLASTS’tan paylaştığı üçüncü tekli, ağır ağır büyüyerek katmanlarını neredeyse beş dakikalık süresine seren pırıltılı klavye sesleri ve davul vuruşlarıyla girdabına alıyor. Farklı yoğunlukların ve kaymaların minimal yapısıyla bir boşluk yaratıp titreşimlerin ve kesintilerin içinde hem bedensel hem de zihinsel bir ağırlık doğuran Hauswolff’un sesle kurduğu bu yapı, parçayı kendi içinde mimari bir deneyime dönüştürmüş.

ALBÜM: Wednesday – Bleeds
(Dead Oceans)
North Carolinalı grup, Bleeds ile country’nin en iç parçalayıcı melodilerini noise rock’ın en cızırtılı ve yıpratıcı anlarıyla iç içe geçiriyor. Grubun lideri Karly Hartzman’ın yaşadıkları coğrafyanın absürt ve ürkütücü anılardan destansı hikâyeler çıkaran sözleri; böcekler, çürük dişler, bıçaklar ve denize vuran cesetlerle dolu karanlık bir masal gibi akıyor. Hartzman’ın vokali kimi zaman heceleri eğip büküyor, kimi zaman da bir öykünün sonunu kanlı bir noktaya hızlıca bağlayıveriyor. Wednesday, tamamen kendi sesini bulduğu bir noktada: Gitarlar ya saf gürültüye dönüşüyor ya da hırçın riff yığınlarına. Bazen hardcore enerjisiyle saldırganlaşan (“Wasp”), bazen de country melodilerinin içine sızan shoegaze buğusuyla (“Candy Breath”) yumuşuyor.
ALBÜM: The Divine Comedy – Rainy Sunday Afternoon
(Divine Comedy Records)
Neil Hannon ve grubu The Divine Comedy âdeta kendi başına bir tür gibi olduğu için uzun soluklu grupların tarzlarının revaçta olduğu günlere geri dönme denemeleri gibi “orta yaş krizi”-vari bir durum yaşamıyor. Hannon ve grubu 30 yıl önce neydiyse hâlâ o ve bu da çok güzel bir şey. Yeni albüm külliyatlarının daha karanlık tarafına selam çakan, hassasça çalınmış bir iş. Abbey Road stüdyolarının atmosferi de her tarafından hissediliyor. Yaylı aranjmanları da bildiğimiz gibi. Hatta şımarıp “Daha atmosferik, grandiyöz bir prodüksiyon bile olabilir mi?” diye de düşünüyor insan. Neil Hannon’ın ne kadar becerikli bir şarkı yazarı olduğunu yine kanıtlayan ve külliyatlarının en iyi albümlerinden biri.

ALBÜM: Nine Inch Nails – Tron: Ares
(Interscope / Walt Disney Records)
Filmin vizyonundan bir ay önce salıverilen yeni Tron soundtrack’i, bütünüyle bir NIИ işi. Nitekim Trent Reznor ve Atticus Ross’un kalıplarını basarak grubun adıyla çıkardığı ilk film müziği. Tron mitine yaraşır ölçüde soğuk ve seksi fakat ikilinin de hedeflediği üzere çok daha keskin. Merak ve melankoli aktarıp bolca tekinsizlik veren bir dinleti inşa etmiş ikili. Judeline’in yanı sıra Boys Noize ve Hudson Mohawke gibi prodüktörlerin destek attığı albümle serinin müzikal mirası da harika bir şekilde taçlandırılıyor. Endüstriyel ve drone bazlı aranjmanlar, modu bittikten sonra da yanınızda kalan ses manzaraları, nabzı kalple değil turbo yakıt pompasıyla attıran parçalar, Reznor’un robotik bir cehennemin dibinden dünyaya haykıran sesi ve sözleri… Jared Leto’nun yapımdaki tüm keyif kaçıran mevcudiyetine rağmen filmi merak ettirdi.
TEKLİ: Hildur Guðnadóttir – Make Space
(Deutsche Grammophon)
Chernobyl, Joker, Tár, Battlefield gibi yapımlar için yaptığı bestelerle birçok ödül kazanan ve büyülü ses manzaraları çizen İzlandalı müzisyen Hildur Gudnadóttir, 31 Ekim’e tarihlenen diskografisinin yeni üyesi Where to From albümünü duyurdu. Dokuz parçadan oluşacak koleksiyonun ilk ipuçlarını veren “Make Space” yaylılar, gizemli sesler ile meditatif bir yoldan iletişim kurarak hem huzursuzluklara değiyor hem onları dindiriyor.

TEKLİ: Selen Gülün – Yekpare
(iKi Müzik)
“Yekpare”, Selen Gülün’ün yeni solo piyano doğaçlaması. Müzisyenin 2020’de “Yavaş” ve “Daha Yavaş” parçalarıyla başlattığı, zamana ve yoğunluğa odaklanan üçlemesinin son durağı. İki elin ritmik kilitlenmesinden doğan katmanlı akorlar üzerine kurulu parça, yoğun ama bir o kadar da meditatif bir atmosfer yaratıyor. Kapağındaki akışkanlık da müziğe eşlik eder nitelikte. Görsel, müzisyenin annesi Seval Gülün’ün son dönem resimlerinden bir kesit.
TEKLİ: Odonis Odonis – Hijacked
(Royal Mountain Records)
Toronto çıkışlı ikili Odonis Odonis, 14 Kasım’da yayımlanacak ve kendi adlarını taşıyan albümlerinin ilk teklisi ile karşımızda. Surf-punk’tan post-punk’a, shoegaze’den endüstriyel seslere uzanan geçmişlerini tek potada eriten bu kayıt, grubun bugüne kadarki en yoğun ve bütünlüklü işlerinden birisi. “Hijacked” kaos ve korkuya teslim olmaya karşı coşkulu bir manifesto gibi yankılanıyor.

ALBÜM: Rabbath Electric Orchestra – Amall
(Heavenly Sweetness)
Sayılı kontrbasçılardan diyebileceğimiz, enstrümanın çalımında kullandığı tekniklerle adından söz ettirmiş; Edith Piaf, Charles Aznavour gibi isimlerle çalışmış Suriye kökenli Fransız müzisyen François Rabbath 95 yaşında hâlâ işinin ehli olduğunu gösteriyor. Oğlu piyanist Sylvain Rabbath ile çıktıkları yedi yıllık turneden esinlenerek yayımladıkları albüm caz, soul ve funk ağırlıklı yaklaşımlarıyla ustaca kotarılmış bir çalışma. Keziah Jones, Victor Wooten gibi isimlerin de katılımıyla enstrümantal albümler konusunda dinleyicileri şımartan yılın dikkat çekici işlerinden.
EP: The Black Heart Procession – Hearts & Tanks
(Solid Brass Records)
Pall Jenkins ve Tobias Nathaniel tarafından neredeyse 30 yıl önce kurulan The Black Heart Procession; en verimli dönemini 2000’lerde yaşamış ve 15 yıldır da sessizdi. Geçen kasımda Modest Mouse ile çıktıkları turneyle hareketlenen ikili, bu sene temmuz ayında da yeni plak şirketleriyle yeni projelere giriştiklerini duyurdu. Bunun kutlamasını da yeni bir işle değil; 2003 yılında sadece Birleşik Krallık’ta yayımlanmış 4 şarkılık EP’lerini tekrar servis ederek yapıyorlar. Stereo Disguise Recording Laboratories’e kendilerini 72 saatliğine kapayarak ortaya çıkardıkları şarkılar grupla ilgili sevdiğimiz her şeye sahip. Hem bir hafıza tazeleme hem de yeni işler için heyecanlanma sebebi.

ALBÜM: múm – History of Silence
(Morr Music)
İzlandalı deneysel grup múm, dünya üzerinde çeşitli konumlara yerleşik umutsuz karakterleri yarattıkları büyüleyici ve zarif dokularla örülü ses katmanlarıyla yavaş yavaş sarmalıyor ve yumuşak yüzeylere çıkarmayı sağlıyor. 2013 tarihli Smilewound albümlerinden bu yana, 12 yıllık bir aradan sonraki ilk yayınları History of Silence; incelikli piyanosu, naif vokalleri, bir araya getirdiği dream pop ve elektronik sesleriyle kıvrılarak akan bir albüm olarak karşımıza çıkıyor.
TEKLİ: LiNANiL – UYGUNSUZLAR
(Luna)
Disiplinlerarası üretim pratiğiyle dikkat çeken İstanbul çıkışlı müzisyen ve görsel sanatçı LiNANiL, ilk Türkçe sözlü parçası “UYGUNSUZLAR” ile kulaklarımıza elektronik bir çentik atıyor. Vibes İstanbul’da kaydedilen ve prodüksiyonunda Yasemin Özler’in imzası bulunan şarkı, synth-pop ve elektronik tınıların arasından karanlık ama bir o kadar da net bir sesle çıkıyor.

ALBÜM: Black Lips – Season of the Peach
(Fire Records)
Yeni Black Lips koleksiyonu üç senelik bekleyişin hakkını fazlasıyla veriyor. 14 şarkı boyunca Amerikan karakteristiğini gururlu bir şekilde taşıyan albüm western tınılarından garage rock’a uzanan bir yolculuk. Dinleyeni yer yer vahşı batının ortasında bir bardaymış yer yer bir Frank Zappa konserindeymış gibi hislerle kaplayan Season of the Peach hiç tekrara veya demodeliğe düşmeden tam tadında bir 60’lar dünyası yaratıyor. Bir mod ve atmosfer değişikliği için koleksiyonu birkaç kere çevirmeniz bizden tavsiye. Ayrıca grubun konuk olduğu Gizli Mixtape’imiz de burada.
TEKLİ: bar italia – rooster
(Matador Records / GRGDN Müzik)
bar italia’dan senenin üçüncü teklisi de geldi. Grubun diskografisini düşünürsek özellikle solist Nina Cristante’nin her şarkıda açığa çıkmayan, daha gürültücü, daha kontrolden çıkmış vokallerini dinliyoruz. Grubun umursamaz tavrı şarkılarında bazen tam da ne yaptığını bilen bir flörtöz ton olarak ortaya çıkıyor; “rooster” da bunun örneklerinden biri. Sırayla üç üyenin de mikrofonun arkasına geçtiği şarkıda ılımlılıktan bahsedemeyiz: distortion açık, gitar soloları almış başını gidiyor ve kurallara uymak isteyen kimse yok. Şarkının kaotik enerjisini yansıtan Simon Mercer imzalı video klibini de buraya bırakıyoruz.
Haftalık Ne Dinlesek? derlemelerinin tamamına buradan ulaşabilirsiniz.