David Byrne, Big Thief ve bu hafta başka ne dinlesek?
Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal
Haftanın yeni müzikleri: David Byrne, Big Thief, Lucrecia Dalt, Barkın Engin, Sébastien Tellier, Orcutt Shelley Miller, shame, Saint Etienne ve dahası…
Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.

ALBÜM: David Byrne – Who is the Sky?
(Matador Records / GRGDN Müzik)
David Byrne, uzun yıllardır birlikte çalıştığı Ghost Train Orchestra ile her bir parçayı “yeni bir macera” olarak kodladığı, coşkulu ve vurgulu bir albüme daha hayat verdi. 12 şarkıdan oluşan ve akışında St. Vincent, Tom Skinner, Hayley Williams gibi müzisyenlerden katkılar da barındıran albüm, hem duygusal hem düşünsel olarak dinleyicisini harekete geçiriyor. David Byrne’ü David Byrne yapan esans eksiksiz şekilde mevcut anlayacağınız. Şarkı sözleri doğrudan mesaj vermek yerine sorularla, çağrışımlarla ve bilinç akışıyla ilerliyor. Bir başka deyişle Who Is the Sky?, dinleyiciye açıklama sunmaktan çok anlamın belirsizlikte nasıl çoğalabileceğine odaklanıyor. Alışıldık pop şablonlarını reddeden David Byrne, diken üstünde tutan bir şiirsellik ile absürt mizah arasında bir yerden sesleniyor.
TEKLİ: Soft Cult – 16/25
(Easy Life Records)
Kanadalı ikizler Mercedes ve Phoenix Arn-Horn’un projesi Soft Cult, shoegaze ile grunge arasında salınan müziğini her zaman politik ve kişisel bir damardan besliyor. Yeni tekli “16/25”, bu çizginin en yoğun hissedildiği anlardan biri. Parça, “erkeklerin genç kadınları sahiplenmeye ve kontrol etmeye çalışırken sürdürdüğü akıl tutulması” üzerine kurulu. Yankılı shoegaze dokunuşlarıyla punk’tan gelen doğrudan öfkeyi buluşturan şarkı, hızlı bir yumruk gibi sarsıcı. Aynı zamanda grubun 30 Ocak’ta yayımlanacak ilk albümü When A Flower Doesn’t Grow’un da habercisi.

ALBÜM: Lucrecia Dalt – A Danger to Ourselves
(RVNG Intl.)
İnsan ruhunun içerisine eridiği A Danger to Ourselves, Berlin’de yerleşik besteci Lucrecia Dalt’ın etkisinden hâlen çıkamadığımız 2022’deki ¡Ay! albümünü takip ediyor. “Sinematik bir akışa sahip ve olasılık dışı, mucizevi ve gizemli bir aşk hikâyesini anlatmak için manzara oluşturan bir müzik” düşüncesine köklenen uzunçalarda, Dalt’ın şamanik vokallerinden yayılan sinyaller ile hipnotik seslerin sarmallaştığı bir deneyimin içindeyiz. “no death no danger”ın Twin Peaks kırmızısı ile açılan klibi de işte burada.
TEKLİ: I.JORDAN & ASHWARYA – Without You
(Ninja Tune / GRGDN Müzik)
“Yanlışlıkla tamamı aşk şarkılarından oluşan bir EP hazırladım. Bu kesinlikle canımı sıkmıyor!”. Yıllardır Londra yeraltı sahnesini kasıp kavurarak bir şehir efsanesine dönüşen prodüktör, DJ ve LGBTİ+ aktivisti I. JORDAN,17 Ekim’de yayımlanacak kısaçaları Free Falling’i bu sözlerle duyurmuş. Pamuk kıvamında synth dokuları, sürükleyici house beatleri ve ASHWARYA’nın karizmatik vokalleriyle şekillenen ilk tekli, bugüne dek I.JORDAN’dan dinlediğimiz en atmosferik kayıtlardan biri. Cem Kayıran’ın I.JORDAN’la söyleşisi, Bant Mag. Temmuz – Ağustos 2025 sayısında okunabilir.

ALBÜM: Barkın Engin – Aural Recollections
(Bağımsız)
Replikas kurucularından biri olan; Reverie Falls on All ve Pitohui gruplarıyla üretimlerini sürdüren Barkın Engin’in ilk solo albümü, geride kalan 20 yılda yaptığı elektronik kompozisyonlardan bir derleme. Daha önce Engin’in SoundCloud sayfasında duymuş olabileceğiniz parçalardan oluşan Aural Recollections, müzisyenin doku odaklı bestecilik yaklaşımını titiz prodüksiyonuyla tesiri yüksek bir deneyime dönüştürüyor. İçinden şehrin kaosu da geçen huzursuz edici bir atmosfer inşası olarak tanımlanabilecek “1999” ve 70’lerin başından bir kosmische musik albümündeymiş gibi hafif hissettiren “For A Bleak Second”ın peş peşe pürüzsüz şekilde gelebildiği bir açıklık barından albümü kulaklıkla ve başkaca uyaranlardan arınmış şekilde dinlemeniz tavsiye.
ALBÜM: Tallah – Primeval: Obsession // Detachment
(Earache Records)
Max Portnoy’un -evet doğru tahmin, kendisi Mike Portnoy’un çocuğu- davulu birkaç parça dışında Joel McDonald’a bırakıp bas gitara resmî olarak geçiş yaptığı, Ivan Little’ın da yerini pikap başında aldığı üçüncü Tallah albümü. Barındırdığı ilkler ve gelişmeler silsilesiyle bile heyecan verici bir girdi olan Primeval: Obsession // Detachment’la kendi seslerini bulduklarını söyleyen deneysel metalcilerin farklı alanlardan keskin müdahelelerle çıkardıkları etkiler “eyvallah” dedirtirken, mesafelerden faydalanma biçimleri de hayli ilgi çekici. Esnek ama trendleri hızlı öğrenilen bir ses olsa da Justin Bonitz’in sanki tüm albümü bir günde söylemiş gibi bir adanmışlık ve devamlılığı var. Portnoy ise alabildiğine ritmik, basın sınırlarında olabileceğini düşünemeyeceğiniz vuruşlarla çalıyor. Parçalar ayrıksı ve yaratıcılıkta çok hırslı ama besteler olgun ve oturaklı. Bu sıfatlar herhangi bir ağırbaşlılık veya nizam falan çağrıştırmasın; dinçken dinlenmeli, aksi takdirde sinir hasarı olası. Bir yandan da böyle bir yatırıma değer sanki. Kararı size kaldı.

TEKLİ: The Divine Comedy – Invisible Thread
(Divine Comedy Records)
Chamber Pop’un büyük ustası Neil Hannon’ın grubu The Divine Comedy ile kariyeri 35 yılı geçti artık. 90’larda adını duyuran ve özellikle yeni yüzyılın ilk yıllarındaki albümleriyle mirasını sağlamlaştıran grup, pandemi zamanlarından beri suskundu. Altı yıllık aradan sonra 19 Eylül’de yayınlayacakları ve Abbey Road’da kaydettikleri yeni albüm Rainy Day Afternoon’dan tekliler gelmeye başladıkça keyfimiz de yükseldi. Pek güzel “Achilles” ve “The Last Time I Saw the Old Man”den sonra “Invisible Thread” de The Divine Comedy külliyatının en sağlam albümlerinden birine yaklaştığımızı müjdeliyor. Hannon vokali her zamanki gibi; şarkı yazımı özenli, prodüksiyon yerli yerinde. Tam formunda bir The Divine Comedy’ye hazır olun.
ALBÜM: Cem Yıldız – Acid Dede (Live in İstanbul)
(Bağımsız)
Orient Expressions ve iNSANLAR gruplarının bir üyesi olan, yıllarca Zülfü Livaneli’den Sabahat Akkiraz’a birçok isimle birlikte çalan ve üretimler yapan, sayısız dizi ve filmin müziklerine imza atan modern zaman âşığı Cem Yıldız, canlı performanslarındaki enerjiyi dilediğiniz zaman tadabilmeniz için bir konser albümüyle çıkageldi. Wiseslang Kadıköy’de gerçekleşen performans, müzisyenin elektronik ve geleneksel unsurları harmanlayarak yarattığı kurguları uzun doğaçlamalarla derinleştiriyor. Performans videoları da Cem Yıldız YouTube kanalında izlenebilir.

ALBÜM: Orcutt Shelley Miller – Orcutt Shelley Miller
(Silver Current Records)
Kolektif enstrümantal albümler dalında oldukça verimli bir yıl geçiriyoruz. Neredeyse her hafta bir örnek çıkıyor karşımıza. Bir süredir teklilerini övdüğümüz Harry Pussy’den gitarist Bill Orcutt, Sonic Youth’tan davulcu Steve Shelley ve Howlin Rain’in lideri Ethan Miller’ın oluşturduğu trionun albümü de aynı övgüleri hak ediyor. Pandemi zamanı tohumları atılan proje 2024’te iki günlük stüdyo provası ve üçüncü gün de Los Angeles’taki Zebulon Café’de verilen konserle sonuçlanıyor. Konser performansı oldukça beğeniliyor ve dinlediğimiz kayıtları tamamı canlı olarak o performanstan alınmış. Stüdyo cambazlığının olmaması ve bu enerjik hamlık da albüme karakterini veriyor. Ustaların doğaçlamaları eli enstrüman tutan herkesi birkaç arkadaşını toplayıp çalmak için gaza getirecek nitelikte.
TEKLİ: Tame Impala – Loser
(Columbia Records)
Tame Impala temmuz ayında yayımladığı “End of Summer”ın devamı niteliğinde olan “Loser” ile ses deneylerine devam ederken ortaya hipnotik, içine çeken, psikedelik dokularla örülü, yavaş yavaş emilen bir tekli çıkarmış. Kevin Parker’ın bir döngü içerisinde sürekli kaybolan hâlini dile getiren liriklere Stranger Things’ten tanışık olduğumuz Joe Keery’nin rol aldığı, Sam Kristofski’nin ellerinden çıkan video eşlik ediyor. Şuradan ulaşılabilir.

ALBÜM: Big Thief – Double Infinity
(4AD / GRGDN Müzik)
Altıncı albümlerinde, basçılarının ayrılmasından sonra ilk defa bir üçlü olarak karşımıza çıkıyor Big Thief. Adrianne Lenker, Buck Meek ve James Krivcheni’dan oluşan ekip 2022 tarihli Dragon New Warm Mountain I Believe In You’ya oranla çok daha plansız, kendilerini rüzgâra bırakmış bir hâlde bu kayıtta. Grup, seneler içinde besteciliğine yenilikçi yaklaşımlarıyla folk sahnesinde kendine yer edindi, hatta sahneyi biraz ileri taşıdı. Double Infinity’de Lenker’in yine aşk, yas ve bağlanmaya dair çok somut benzetmeleri ve felsefi düşüncelerinin sonu gelmezken, grubun bestelere yaklaşımı ise bir önceki uzunçalardaki kadar hırslı değil. Koleksiyona dinleyeni de rahatlatan bir huzur hâkim; uzun süredir kambur oturduğunuzu fark ederken omuzlarınızı geriye atıp arkanıza yaslanmayı hatırlamışsınız gibi bir his veriyor. Kendini yeniden keşfetme veya kanıtlama merakında değil de olduğu yerin sınırlarını biraz daha genişletme peşinde bu sefer Big Thief.
TEKLİ: The Last Dinner Party – Scythe
(Universal Music)
Geçtiğimiz yıl yayımladıkları Prelude to Ecstasy ile en heyecan verici yeni gruplarından biri hâline gelen The Last Dinner Party, ikinci albüm From The Pyre’dan tekliler paylaşmaya başladı bile. Yaylıların gerilimli açılışıyla başlayan “Scythe”, kısa sürede patlayan gitarlarla dramatik bir yükselişe kavuşuyor. Grubun başından beri inşa ettiği teatral evren, burada da barok-pop ihtişamıyla karşımızda. Abigail Morris’in ergenliğinde yazdığı ve yıllar sonra gün yüzüne çıkan parça, kırık kalbin ve ayrılığın ölüm gibi hissettirdiği fikrinden filizlenmiş.

ALBÜM: james K – Friend
(AD 93)
Hayal kurma anlarında zamanın ağlarına takılanlar için müthiş haber: New Yorklu müzisyen james K diskografisinin üçüncü albümü Friend, sizi hapsolmuş huzursuzluklarınız içinden yankılanan vokaliyle çıkarıp, yatıştırıp, sakinleştirdiği keşifsel bir mekân yaratıyor. Shoegaze ve dream pop melodiler ile dağınık synthlerin birbirinin içine aktığı koleksiyon, soyut – somut, görsel – işitsel, geçmiş – gelecek arasındaki etkileşim noktalarından bir karışım çıkararak, biraz ürkütücü biraz mistik manzarasında kendinizi kaybolmuş hissettirse bile kalpler için ferahlatıcı olmuş.
ALBÜM: Gökçe Coşkun – Bir Ada
(Bağımsız)
Büyükada – Heybeliada ekseninde yazılan şarkılardan oluşan ikinci Gökçe Coşkun albümü. Umut Burkay Coşkun ve Berkay Küçükbaşlar eşliğinde kaydedilen dokuz şarkılık albüm, müzisyenin önceki işlerine kıyasla melankoliyi açık bir şekilde kucaklayan bir üsluba sahip. Birer şarkıda Coşkun’a Nilipek. ve Can Aydınoğlu eşlik ediyor. Gökçe Coşkun, albümün hemen ardından Gizli Mixtape köşemize konuk oldu; hayatında yer etmiş şarkıları ve unutamadığı bazı hikâyeleri bizimle paylaştı. Buradan ulaşabilirsiniz.

TEKLİ: Sébastien Tellier – Refresh
(Because Music)
Son albümü Domesticated’in üzerinden beş yıl geçen Fransa’nın karizmatik synth pop ikonu Sébastien Tellier, eşi Amandine de La Richardière ile yazdığı yeni şarkısı ile sessizliğini bozdu. Hatalar ve yeniden başlangıçlar hakkındaki “Refresh”, Tellier’den alıştığımız fiyakalı ve parlak sound’u lezzetli groove partileriyle buluşturuyor. Sofistike, canlı ve pek tabii ki kıvrak.
TEKLİ: Cate Le Bon – About Time
(Mexican Summer)
Yeni albümü Michelangelo Dying için 26 Eylül’ü sabırsızlıkla beklediğimiz Cate Le Bon, yine açık sözlü ve filtresiz şarkı yazarlığıyla etkisi altına alan bir tekliyle karşımızda. Şarkı, yaklaşan koleksiyonun odağındaki ilişkilere, bu ilişkilerin doğurduğu beklentiler ekseninden bakıyor. Duygusal karmaşaların yarattığı kakafoni arasında kendi iç sesini yükseltmeye çalışan birini dinliyoruz. “About Time” için bugüne dek pek çok Cate Le Bon videosuna imza atan H.Hawkline tarafından hazırlanan ve bünyeye hafifletici bir etki yayan klibi buradan izleyebilirsiniz.

ALBÜM: shame – Cutthroat
(Dead Oceans)
shame’in dördüncü stüdyo albümü Cutthroat, grubun içten yanmalı post-punk damarını korurken çok daha hiperaktif, yaramaz ve özgür bir enerjiyle çıkıyor karşımıza. Kült bir Britpop albümünü andıran kapağıyla Cutthroat, görselinin vadettiği özgürleşmeyi baştan sona hissettiriyor. Charlie Steen’in sözleri her parçada farklı karakterlere hayat verirken hikâyelerinin ortak noktası çoğunlukla “kendini bir şey sananlara” laf atmak. Ha, Steen zaman zaman kendisini de işin içine katıyor; kimi anlarda kendine zıt figürlerle aynı zaafları ya da aynı kırılganlıkları paylaşıyor. Açılış şarkısının kısa ısınma turunun ardından capcanlı “Cowards Around” yumruk gibi patlıyor; “Quiet Life” ise berbat bir ilişkide sıkışıp kalmayı anlatıyor. Britpop esintili “Plaster” albüme parıltı katarken, “Lampião” Steen’in Portekizce vokalleriyle grup için bir ilk. Bir Wilco şarkısı yazma denemesinden doğan iç ısıtan “Spartak”ın ardından, “After Show” ve “Axis of Evil” shame’i karanlık, dans edilesi elektronik tınılara taşıyor. Usta prodüktör John Congleton imzası taşıyan Cutthroat, shame’in bugüne kadarki en özgür işi: Her dönemeçte yeni bir sürpriz barındırırken saldırgan ama mizahi, küstah ama duygusal. Üstelik şanslıyız, shame 26 Ekim’de Blind’da. Albümü daha da güzelleştirecek tek şey, canlı deneyimi olabilir; kaçırılmamalı.
ALBÜM: Saint Etienne – International
([PIAS] / GRGDN Müzik)
13. albüm International’ı duyurduklarında bunun ekipçe son albümleri, grubun da finali olacağını açıklamıştı 35 yıllık dance-pop harikası Saint Etienne. Grup Önümüzdeki yıl içinde birkaç konser verecek ama bunun ötesinde tüm faaliyeti bitecek. Drama yok, kriz yok. Grubun dağılma fikrinin sahibi ve klavyecisi Bob Stanley’e göre mesele sadece ne zaman dur demek gerektiğini bilmek. Albüm genelinde en çok atmosferik dans banger’larına odaklanırken bebop’tan house, hatta bir ara neredeyse hip hop’a kadar açılan bir yelpazede samimiyetle şatafatlı ve ciddiyetli aranjmanlarla hedefi orta yerinden vuruyor Saint Etienne. Son albümleri olmasına dair bir melankoli veya Bu gece sooon… enerjisi işitmek zor: Bob, Pete ve Sarah partiyi oyalanmadan başlatıp yorulunca sakince duvarda yaslanmış, keyifle yarattıkları ortamı izlemekte gibiler.

TEKLİ: Mabel Matiz & Ko Shin Moon – Perperişan
(Gülbaba Records)
2017’de MAYA albümünde yer alan “Ayrılık Buna Denir” parçasında güçlerini birleştiren Mabel Matiz ve Fransa merkezli ikili Ko Shin Moon, yıllar sonra yeniden birlikte stüdyoya girdi. “Perperişan”, Ko Shin Moon’un yakında yayımlanacak yeni albümü Sin’in ısınma turları kapsamında paylaşıldı. “Canım ister soysunlar beni Onla bi’ yastığa koysunlar” nakaratıyla hissettirdiği damar Arabesk tadı, parçanın son bölümünde duyulan şiirle tam kıvamını buluyor. Sarp Dökmeci’nin kayıt günlerini belgelediği video klibi de burada.
TEKLİ: Bruce Springsteen – Born in the U.S.A. (Electric Nebraska)
(Sony Music)
“Patron” kendi külliyatına en iyi sahip çıkan isimlerden biri. 75 yaşındaki müzisyen yaşı ilerledikçe sandıklardan çıkan daha önce yayımlanmamış işlerini de derli toplu bir şekilde paylaşma furyasına devam ediyor. Onun zirve albümlerinden biri sayılacak 1982 tarihli Nebraska’nın kayıt sürecinden halk arasında “Electric Nebraska” olarak bilinen arta kalanlar ekim ayında Nebraska ’82: Expanded Edition ismiyle piyasaya çıkacak toplamada yer alacak. Biri konser albümü olmak üzere dört plaktan oluşacak bu işten gelen ilk tekli ise sürpriz bir “Born in the U.S.A.” yorumu. Aslen Nebraska’dan iki sene sonra yayımlanacak ve Springsteen’in 80’lerdeki popülaritesini arşa ulaştıracak şarkının bu ham yorumu oldukça ilgi çekici. Orijinalindeki synth bazlı “pozitif” coşkudansa Creedence Clearwater Revival’ı hatırlatan bir isyankârlıkla söylenmiş. İnsan düşünüyor acaba zamanında bu versiyon tercih edilseydi Springsteen’in kariyeri nasıl bir yol izlerdi sonrasında diye. Tam bir yol ayrımı ânı.

ALBÜM: La Dispute – No One Was Driving the Car
(Epitaph)
Uzun süredir bir yeni bir albüm yayımlamamış olan La Dispute 14 şarkılık, depresif mi depresif ama gerçek mi gerçek bir kayıtla geri döndü. Paul Schrader’ın First Reformed filmini doğrudan bir ilham kaynağı olarak alan albümün kendisi de beş perdelik bir film gibi tasarlanmış. Her şarkıda modern dünyanın korkunçluğunu, insanlığın acımasız hâlini, çevreye verdiğimiz zararı, yalnızlık ve panik gibi hisleri parçacıklarına ayırıp inceliyor La Dispute. Albüm ismini solist Jordan Dreyer’ın sürücüsüz bir arabanın yaptığı kaza sonucu içindeki yolcuların hayatlarını kaybetmesiyle bir ilgili gazete haberinin başlığından almış. Modern dünya, yapay zekâ, otomatizasyonun distopik imalarına sadece değinmiyor; bütün sinirini ve korkusunu dürüst sözlere ve çıplak vokallere döküyor grup.
TEKLİ: Celeste – Woman of Faces
(Atlas Artists / Polydor Records)
İkinci albümü için geri sayımda olan İngiliz R&B müzisyeni Celeste, yeni şarkısını çok içten bir şekilde anlatmış, sözü ona bırakalım: “Başlangıçta şarkı, zihnimdeki karmaşık katmanları fark etmem ve bunların ne olduğunu ya da neden orada bulunduklarını tam olarak kestirememem üzerineydi. Bana bir tür teşhis gibi geldi. Evet, içinde yol almakta zorlandığım bir şey var ama en azından uyum sağlamaya başlayabilirim. Bu şarkının kendini görünmez hisseden insanlar için konuşmasını istiyorum. Bazı kadınlar var; sürekli bakım veren, hep orada olan ama fark edilmeyen… Hep sahnenin gerisinde bekliyorlar. Kimse onlara teşekkür etmiyor ama daima yanımızdalar. Ben bu şarkının onlar için olmasını istiyorum.”