/dergi/no74/aklimdakiler-baba-zula/
201946

Türkiye’de psikedelik müziğin en uzun geçmişe sahip gruplarından biri olan BaBa ZuLa, 2020’de Hollanda’da canlı kaydettiği Hayvan Gibi’yi yayımladı. Gülbaba Records ve Night Dreamer Records ortaklığındaki albümde, 25 yıllık mazisi olan parçalar da var. Albümden hareketle, BaBa ZuLa’dan Murat Ertel’e, dost meclisinden gelen soruları yönelttik.

Derviş Zaim

BaBa ZuLa’nın müziğinin, eğer çok yanlış yorumlamıyorsam, kişide şöyle bir izlenim bırakabildiği kanısındayım: BaBa ZuLa’da aynı kalan, ama aynı kalmayı sürdürürken de değişen, dönüşen, farklılaşan bir ses var. Bu sesteki dolu-boş ilişkisi, sesin sessizlikle olan ilişkisi, Murat’ın daha önce çalıştığı başka gruplarda nasıldı? BaBa ZuLa bir eklemlenme mi, kopma mı? Ayrıca şu anda varolan bu sesin nereye uzanabileceğine dair sezgisel düzlemde de olsa bir şey söylemek ister mi?

BaBa ZuLa’da aynı kalan şey, herhâlde bir şekilde, enstrümantasyon. Bir trio olarak kurulduk aslında. Elektro saz ya da saz ailesinden bir enstrüman, akustik perküsyon yani kaşık, bendir, darbuka gibi bir şey ve bir sampler ya da makine. Bu üçgen sürüyor. Bazen dörtgen oluyor. Son on yıldır Periklis’le beraber çalıyoruz. O elektro bariton uduyla büyük bir katkı getirdi gruba. Ama bu enstrümantasyon baya temel diyebilirim. Özellikle konserlerde. Elektro sazın başka bir alternatifi de yok. Akustik sazlarla pek çalışmıyoruz. Daha önce ZeN’de çalışırken, BaBa ZuLa’da kurduğumuz kültürel, coğrafi ilişki kurulmayabiliyordu. BaBa ZuLa’da böyle bir kaygı var her zaman. ZeN’in mesela olmazsa olmazı doğaçlamaydı. Bazen bir funk grubu, Afrikalı bir grup ya da free jazz grubu gibi çalabiliyorduk. BaBa ZuLa’da böyle şeyler pek yapmıyoruz. Bir eklemlenme mi kopma mı, bilmiyorum. Ama her ikisi de diye düşünüyorum. BaBa ZuLa’nın çıkış şekli bir kopma. ZeN’den bir kopuşla kurulan bir grup. Fiziksel olarak böyle. Bunun nedeni de Derviş Zaim ve Tabutta Rövaşata. Bu çok net bir şey. Aynı zamanda bir eklemlenme olduğu senaryolar da var tabii. Birtakım şeylerin üst üste gelmesiyle oluşan bir grup olduğu söylenebilir. Geçmişin mirasını da sahipleniyor. Burada tabii birtakım seçimler var. Hangi mirası üstlendiği konusunda. Bu ses nereye uzar? Eğer COVID-19 durumu uzarsa, grubun sonu da gelebilir. Şu anda gelmiş gibi. BaBa ZuLa’nın bir stüdyo grubu olarak var olabilmesi biraz sıkıcı bir durum. Bir anlamda en başa döndük. Başta BaBa ZuLa bir filme müzik yapmak için kurulmuş bir gruptu. Sadece film müzikleri yaparak devam edecektik. Belki şimdi de öyle olacak. Konser grubu olması da bir eklemlenme oldu.

Da Poet

Duymayı en sevdiğin ve en sevmediğin enstrümanlar hangileri?

Duymayı en sevmediğim enstrümanların başında soprano saksafon gelir. Frekansını sevmiyorum. Bence çok tiz. Hep bana otel müziklerini, ticari müziği, kötü cazı falan anımsatır. Duyduğum zaman rahatsız olurum. Kötü müzisyenleri aklıma getirir. Özellikle Kenny G’den hiç hoşlanmam. Kötü bir tonu ve itici bir hikâyesi var. Çok az soprano saksafoncuyu sevmişimdir. Syndey Beckett bunlardan bir tanesidir. Roxy Music’in saksafoncusu Andy Mackay… Diğerlerini bir türlü sevemedim. İsterse John Coltrane çalsın, isterse Wayne Shorter. Fark etmez. Belki cazcılardan Anthony Braxton olabilir sevdiğim. Yetişkinler için yapılan kötü müzikleri, ucuz muzak türleri, asansörleri, otelleri anımsatır. Bu tip yerlerde de hazır müziğin içine konulmuş soprano saksafon sololarını hiç sevmem. Peyote’de müzik yönetmenliği yapıyorduk bir dönem. İsmini unuttuğum bir DJ gelmişti, birilerinin tavsiyesiyle. “Peki, çal” dedim, “Ama ne çalacaksın?”. Hafif cazımsı şeyler çalacağını söyledi, “Olur ama içinde hiç soprano saksafon solosu olmasın” dedim. O da bana “Ben çalacağım şarkının içinde soprano saksafon solosu olup olmadığını nereden bileyim” dedi. Ben de ona bir DJ’in çaldığı şarkılardaki enstrümanları bilmesi gerektiğini söyledim, bana bozulmuştu. “Yok benim parçalarımda öyle şeyler” dedi. Çalmaya başladı, yine soprano saksafon solo atıyor. Gittim yanına, “Geç bu şarkıyı” dedim. Yine bozuldu, iyi de yaptım.

Sevdiğim çok enstrüman var. Ben de bir Yunan baglaması var. İsmi baglama olmasına rağmen aslında cura boyutlarında bir buzuki diyebiliriz. Bu enstrüman rembetlerin hapishanede çaldığı; 1920’lerde saz, mandolin ve cura karışımından elde edilen bir enstrüman. Rembetikoda kullanılıyor. 2006-2007 yıllarında Yunanistan’da Half Note isimli caz kulübünde yedi gece çaldık. Tipik bir caz kulübü, oturan seyirci vardı. İkinci günden itibaren ayakta duran genç dinleyiciler birikmeye başladı. Ben de o sırada “Buraların en iyi buzuki yapıcısı kimdir?” diye soruşturmaya başlamıştım heyecanla. Şakiryan isimli ailenin tarihini okudum. Dede Şakiryan İstanbul’dan göçmüş ve Piri’ye gelmiş. Piri’den oğluyla beraber Amerika’ya gitmiş. Torunu Amerika’da ünlü olduktan sonra Atina’ya gelmiş. Yunanistan’ın en iyi cura ve baglamalarını yapıyor diye yazılar okudum. Dükkânını bulup bir baglama aldım kendime. Çok küçük olmasına rağmen kendinin on katı olan enstrümanlar kadar yüksek. Nefis bir ses çıkarıyor. Bu enstrümana hastayım gerçekten. En güzel ses çıkaran enstrümanlardan biri.

Bir tane de bendirim vardı. Bir tek ben çalardım; zilli bendir, erbane ismi. Müthiş bir şey. Maltepe’de, Süreyya Plajı’ndaki Plaj Stüdyosu’nda kimseye vermezdim, hep ben çalardım. Bir yerlerde okumuştum o zaman, Carlos Castaneda’yı uygulamalı bir şekilde takip ediyorduk. Törenler, şunlar bunlar. “Şamanlar enstrümanını vermez” gibi şeyler okumuştuk. Bir gün stüdyoya bir geldim, erbanem çantasından çıkarılmış, çalınmış ve patlatılmış. Orada öyle bırakılmış. Çok üzüldüm gerçekten. Kim yaptı kimse bilmiyor, söylemiyor. Kötülük olarak yaptığını düşünmüyorum ama çalarken kötü davranmış. O enstrümanla karşılaşmaması gereken bir insan çalmış. Onun derisini değiştirmek için Murat isimli arkadaşıma gittim, enstrümanı gördü ve “Maalesef bunun derisinin aynısından koyamayız” dedi. Başka bir deriyle kaplattım, hâlâ çalarım ama o tonu bir türlü alamıyorum.

Deniz Tekin

Konser rutinleriniz yıllar içinde değişti mi, aldığınız keyif ve karşılaştıkları zorluklar kesirinde dengeler nasıl?

Bu konsersizlik içinde, konserler o kadar sevdiğim ve değerli şeyler hâlinde ki hiçbir şeyden şikayet edesim yok gerçekten. Teknik aksaklıkları hızla aşmak istiyorum. Mesela bir yere geldiğim zaman elektrik problemi var mı diye düşünmemek. Genelde iki amfi kullandığım için hangi sinyalin nereye gittiği ya da topraklama problemleriyle en başta uğraşıyorum. Rodilerimiz her zaman yanımızda olmayabiliyor. İş biraz bana düşüyor. Karmaşık ve değişen sistemler kullanıyorum. Pedal sistemi dışında, enstrümanlar da değişiyor. Bir konserde en az 2-3 enstrüman kullandığım için… Türkiye’de bazen 6-7’ye bile çıkıyor. Teknik konuların halledilmesi epey uzun sürüyor. Bunun dışında konserlerde büyük sorunlar da olabiliyor tabii. Onların aşılması baya önemli. Ama David Byrne bir müzisyeni “sorun çözücü” olarak tanımlıyor. Akort kaçar, bu frekans kötü çıkar, şurasını çarparsın, şu seyirci senin konsantrasyonunu bozar gibi yüzlerce sorunla karşılaşır ve üstesinden gelmeye çalışırsın. Bir konsantrasyon ve meditasyon hâline girebildiğin bir törenin içinde buluyorsan kendini, ne mutlu. Hemen hemen her şey bir mücadele hâlindedir ve sen onları aşmaya çalışırsın. En sevdiğim albümler, konser albümleri olabilir. Konser seyretmeyi de severim ama dinlemeyi daha çok severim. Bugün John Lee Hooker’ın 1963 Newport Festivali’ndeki performansını yine dinledim. Bazı yerlerde akordu kaçık ama hiç önemli değil bence; öyle bir ruhla çalıyor ki! Konserde bu kadar büyük konsantrasyonla insanların sizi dinlemesi çok çok iyi bir his. Bazen o büyüyü yaklayabiliyoruz. Bazen de çok bencil, terbiyesiz ve ilgisiz bir ya da iki izleyici bile bütün konserin o ânını lekeleyebiliyor. Onları aşabilmek çok güzel. Konserleri çok fazla özlüyorum.

Chris Eckman 

Can grubunu keşfettikten sonra sizin üzerinizdeki etkisi nasıl oldu? Jaki Liebezeit’la yaptığınız iş birliklerinden ve arkadaşlığınızdan neler öğrendiniz? 

Can grubunu şöyle keşfettik: 90’ların epey başında Spin dergisinde “Alternatifin alternatifinin alternatifi: dünyanın en iyi 10 albümü” başlıklı bir liste çıktı. Bu listede ZeN’in Suda Balık albümü de vardı. Oradaki yazıda albümümüz hakkında güzel şeyler söylendikten sonra “bu grup Can’den etkilenmiş olabilir” gibi bir cümle geçiyordu. Daha önce Can dinlememiştim ben. O cümleden sonra dinlemeye başladım. Gerçekten çok etkilendim. Sonra Almanya’da Köln’de çaldığımız iki müzisyen vardı. Onların Damo Suzuki ve Jaki Liebezeit’la çaldığını öğrendim ve kendileriyle tanışmak istediğimi söyledim. Sora Jaki’yle tanıştık ve tanışır tanışmaz ilk görüşte aşk diyebileceğim bir durum ortaya çıktı. Müzikal olarak birbirimizi bulduk sanki. Beraber çaldığım en muhteşem davulcu ve müzisyenlerden biri kesinlikle. Çok ilham verici, yer yer hoş görülü, yer yer çok sert ve acımasız… Müziği çok iyi bilen, dinleyen ve ödün vermeyen bir müzisyendi. Her zaman bizi dinledi ve yol gösterdi. Zaman geçtikçe ondan ne kadar çok şey öğrendiğimi de anlıyorum. Alçakgönüllülüğü ve dilin müzikle ne kadar ilişkili olduğunu öğrendim ondan. Ritim dışında armoni ve melodi, makamlar ve ritmin makamsal karşılıkları hakkında inanılmaz bilgisi vardı. Bu bilgisini bizimle de paylaşıyordu. Her melodinin ve her makamın bir ritmi; her ritmin de bir makamı, melodisi vardır fikri çok hoştu. Davul dışında çok iyi klavye çalıyordu. Çok güzel bir Poly-800 vardı, onu çok iyi çalardı. Müzik dışında da mizahı inanılmaz güçlü bir insandı. Çok birleştirici bir insandı, hakkında uzun uzun konuşabilirim aslında. Öldükten sonra, ondan ne kadar çok etkilendiğimizi daha iyi anlıyorum. Yaptığımız kayıtları defalarca dinledim ve daha da dinleyeceğim. Onların üzerine de çalışmayı çok istiyorum. 2000’lerin başından ölene kadar devamlı görüştük ve beraber çaldık. İstanbul’da olmaktan çok büyük zevk ve keyif alıyordu. Bize büyük yardımlarda bulundu, maddi ve manevi. Stüdyodaki mikserimizi o satın aldı. Hiç yapmak zorunda değildi ama bize yardım etmek istedi. Çok etkileyici bir insandı, ilginç bir bilgi birikimi vardı. Farsça ve Türkçe dil bilgisi çok kuvvetliydi. Türkçe konuşamıyordu ama dili çok iyi biliyordu; hatta dil bilgisi benden daha iyiydi. Dilin müzikle çok ilişkili olduğunu söylerdi.

Elektro Hafız

Oldukça uzun bir süredir müzik yapıyorsun. Şimdiye kadar edindiğin bilgi ve birikimi yeni nesillere aktarıp onları desteklemek için bir girişimde bulunacak mısın? Bir vakıf, dernek ya da başka bir oluşum gibi?

Bu konuda düşünüyorum ama büyük bir sorumluluk bence. Bunu yaparsam, ne kadar müzik yapabilirim bilmiyorum. İdeal olarak güzel bir şey gibi görünüyor. İnsanlara birtakım şeyleri aktarmak iyi ama ilk önce ailemle paylaştığımı düşünüyorum; eşim ve çocuklarımla. Başkalarıyla nasıl paylaşırım bilmiyorum ama Türkiye’deki kurumlara pek güvenim yok. Bu konuda çok fazla düşünmedim ama keşke yapabilsem aslında. Yeni nesillere nasıl ve neyi aktarabilirim, bunu da bilmiyorum. Sanki öğretmen olmak ve yaratıcı olmak arasında bir bağ pek yok gibi geliyor bana. Buna kendimi adarsam bu kadar yaratıcı ve üretici olamam diye korkuyorum. Hayat boyu kendi müziğimi yapmayı tercih ettim.

Yasemin Mori

Seninle tanışıklığımız çok eski zamana dayanıyor, ZeN zamanları filandı sanırım. 2000’lerin başında Sıfır grubunun bir performansında Ankara Manhattan’da aynı sahnede bir araya gelmişliğimiz bile var. Seni her zaman bir hayal kahramanı gibi görmüşümdür. Kendi düşünün peşine düşmüş bir evliya mı desem berdüş mü bir avare mi divane mi bilemiyorum… Geçenlerde bir röportajında okuduğuma göre ilhamlarından biri de Turhan Selçuk’un Abdülcanbaz karakteriymiş. Bu bilgi çok hoşuma gitti, rüyalarında olmayacak maceralara çıkan Abdülcanbaz da eminim senden ilham alıyordur. Sazınla eşkalinle hayalinle dünyayı gezip dolaşıyorsun peki sence önümüzdeki yıllarda yeni dünya nasıl bir yer olacak, 2021 sonrası dünyadan beklentilerin, yeni dünya ile ilgili tahayyüllerin neler?

Benim için Abdülcanbaz karakteri çok önemlidir. Doğduğumdan beri hayatımda var olan bir karakterdir. Çizeri Turan Selçuk’un dayım olması, benim dayımla Abdülcanbaz karakterini birleştirmiş olmam ve onun da birleştirmiş olması önemli. Görsel kodlar olarak BaBa ZuLa içindeki benim karakterimle Abdülcanbaz arasında yakın ve sağlam ilişkiler var. Çok doğal olarak gelişen bir şey, bir plan ya da bir başlangıç değil. “Ondan ilham alarak böyle giyineyim” gibi bir şey düşünmedim. Geriye baktığımda bunu gördüm. Bıyıktan duruşa, genlerden karaktere, şapkasına kadar bu benim gerçekten süper kahramanım. En sevdiğim süper kahramanım. BaBa ZuLa’yla çok ilişkili. Bu çok hoşuma gidiyor.

Seninle de tanışıklığımız gerçekten çok eski. Ankara Manhattan’da çaldığımız zamanı da çok iyi hatırlıyorum ama sanki o başka bir kızmış gibi geliyor bana. Sıfır grubundan Zafer Aracagök’le konuşurken “Yasemin Mori’yle çaldın sen” diyince, hadi canım sen de, demiştim. Manhattan’daki solistin sen olduğunu söyleyince anladım. Çok güzel bir tesadüf gerçekten. Kaç yaşındaydın o zamanlar bilmiyorum. 15-16 olmalı.

Yeni dünya valla çok garip olacak. Dijitalleşme çok hızlı gidiyor. Ama âlemler arası geçişler mutlaka sağlam olmalı. Geçiş yapılamazsa, yalnızca dijital dünyayla bu iş gitmez. Dijital mecraların ticarileşmesi benim canımı çok sıkıyor. Örneğin WhatsApp’ın ve Instagram’ın Facebook’a satıldıktan sonra çok kötüleştiğini düşünüyorum, şüphelerim var. Hoşuma gitmiyorlar. Her zaman bir analog dünyanın hayatımda var olmasını istiyorum. Her şey dijital olsa da benim plaklarım, kasetlerim, gitarım, analog synthesizer’ım, tereminim mutlaka olacak. Her şey bilgisayarla yapılıyor olsa bile ben yine plakların peşinde olacağım gibi geliyor. Bunlar dışında müzisyenlere bir yer var mı, bilemiyorum. Belki de müzisyenler birtakım robotlar, cyborglar ve sanal görüntülerle yer değiştirecekler. Ama bu değişme çok kolay olmayacak zannediyorum. Bir bilim kurgu filminin içinde gibiyiz. Hem bir korku hem bir macera gibi. Burada insanlığımızdan sapmadan, kahramanca bir şekilde var olabileceğimizi düşünüyorum. Peşinde olduğum değerler, sade ve basit olarak, sevgi gibi pozitif enerjiler. Müziğin enerjisi, varlığı bence değişmeyecektir. Her şeyi hapsetmeye, değiştirmeye, yönlendirmeye çalışacaklarını düşünüyorum. Kendimi geçtim, benden sonraki kuşaklar için güzel bir dünya diliyorum. Bir sürü şey yaptım; altı kıtada yüzlerce ülkede çaldım yıllarca. Bir müzisyen olarak tatmin olduğumu söyleyebilirim. Ama gelecek için bir şeylerin değişebileceğini ve hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını görüyorum. Çok kıymetli durumlar var. Bir konserin ne kadar kıymetli olduğunu seyirciler daha iyi anlar diye umuyorum. Benim için hep kıymetliydi. “Bu son konserim” hissiyatıyla çaldım hep, iyi ki de öyle yapmışım. Aksi takdirde büyük bir pişmanlık duyardım şimdi. Kendimi tamamen vererek ve o konserlerin içinde yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalışarak, savaşarak var olmaya çalıştığımı düşünüyorum. Bu yüzden geçmişe baktığımda müzik konusunda aldığım kararlarda keyifli olduğumu düşünüyorum. Beklentim, insanların sanata ve sanatçıya daha saygıyla ve sevgiyle yaklaşmaları. Sevmedikleri yerlerden uzaklaşmaları. Çok da sevmedikleri şeyler hakkında konuşmamaları. Sevdikleri yerlere, insanlara doğru yönelmeleri.

Debora İpekel

ZeN ile Bakırköy Akıl Hastanesi’nde konser vermiştiniz. Hatta performans öncesindeki birkaç hafta boyunca hastane sakinleriyle vakit geçirdiğinizi, görsel malzemeyi beraber hazırladığınızı ve hastane kütüphanesindeki kitaplardan esinlendiğinizi anlatmıştın. BaBa ZuLa ile alışılmışın dışında bir konser deneyimi hayal etsen nasıl ve nerede olurdu?

Eşim Esma Ertel bir kitap yazdı, Dünya Çocuklarına Günaydın ismi. Mehmet Güleryüz’ün desenlerine bir hikâye yazdı. Çok sihirli bir kitap olduğunu düşünüyorum. Çocuklar için yazılmış ve çizilmiş bir kitap. Bu kitabın albümünü de hazırlıyoruz ve Oyuncak Müzesi’nde bir performansı olacak. Orada çalacak olmak benim için inanılmaz bir keyif. Oyuncak Müzesi’nde çocuklara çalmak, çocuklar için bir konser vermek; bana çok ilham veriyor. Bunu yapacağımız günü iple çekiyorum, şu anda buna hazırlık yapıyoruz. Benim için çok anlamlı bir konser olacak.

Selen Zorlu

BaBa ZuLa yeni sanatçıları nasıl keşfediyor? Bugün bir festivalin küratörlüğünü yapsa yeni sanatçılardan davet edeceği ilk 5 müzisyen/grup kimler olurdu?

Yeni sanatçıları arkadaş tavsiyelerinden buluyorum. Algoritamalardan yeni sanatçı bulmaktan hoşlanmıyorum, sinirleniyorum hatta. Sevdiğim şeylerin çoğu eski. Yeni sanatçılarla çok fazla ilgilendiğim, onları dinlediğim söylenemez. Kendi müziğimi yapmayı ve arkadaşlarımın şarkılarını dinlemekten keyif alıyorum. Esma Ertel’in Dünya Çocuklarına Günaydın albümünde bazı konuklarımız oldu. Yedi kıtadan yedi konuk. Herhâlde onları seçerdim. Bir numaraya Sibirya yıldızı Şaman’ı koyardım. İnanılmaz bir müzisyen. Hayvan seslerini müthiş çıkartıyor. Temir tenbur denen Jaw’s Harp, yani çene arpı ya da komuz da denilen aleti çok iyi çalıyor. Kümej denilen şarkı söyleme yöntemiyle müthiş bir şekilde söylüyor. Yine albümün başka konuklarından Johnny Herno var. Herno da çok iyi berinlata çalıyor. Bir yandan şarkı da söylüyor. Berinlataya efektler katıyor ve harika bir sound çıkarıyor. Arkadaşım Ulrich Troyer var, Vegetable Orchestra’nın bir elemanı. Forbid Studio diye bir stüdyosu var, çok güzel deneysel dublar yapıyor. Sebzelerden enstrümanlar yapıyor. Red Bull Round Robin için çağırdığım müzisyenlerden biri olabilir tabii ki. Aklıma hemen Lydia Kavina geliyor. Theremin’in akrabası, ondan ders almış. Çok alçak gönüllü ve mükemmel bir insan. Onunla yeniden çalmayı çok isterdim. Gökçe “Çeçe” Gürçay’ı davet ederdim. Onun davul çalmasından ve vücudunu bir vurmalı olarak kullanarak müzik yapmasından çok hoşlanıyorum. Vücut perküsyonu yaptığı performanslarına bayılıyorum. Tabii Jaki Liebezeit’ı isterdim ama onu yitirdiğimiz için olmazdı herhâlde. Damo Suzuki’yi iyi bir şekilde kaydetmeyi ve dinlemeyi çok isterdim. Bir sürü acayip grupla neler yapabildiğini gördüm, bir de böyle ona yakışacak bir grupla çalması harika olurdu. Şimdilerde viral olan bir müzisyen var, darbuka çalıp şarkı söylüyor. Bilal Göregen diye. Bir yarışma programında görmüştüm. Epey meşhur oldu. Bence o da çok iyi. Tek başına darbuka çalıp şarkı söylemesinden büyük keyif alıyorum.

Hugo Race

Bir müzisyen olarak kendini yeniden geliştirecek olsan ve saz diye bir enstrüman hiç varolmamış olsa hangi enstrümanı seçerdin? Neden?

Pek çok enstrüman çalıyorum aslında. Çok güzel mızıka çalarım, hoşlanırım bundan. Teremin, gitar, bas gitar, davul, bendir, saz ailesi, buzuki çalarım. Klavyeli çalgıları da çalarım ama herhâlde bu konuda kendimi daha çok geliştirmek isterdim. Sanırım piyano ya da piyanomsu, klavyeli çalgılar konusunda daha yetkin olmak isterdim. Radikal bir stilim var, synthesizerlarım var ama klavyeli çalgılar çalıyorum diyemem.

  1. Evet, bu bir müzik sayısıdır

  2. Zamanın görsel hafızasına dair: 3 müzik fotoğrafçısını dinliyoruz

    Ebru Yıldız, Jenn Five ve Pooneh Ghana’ya sorduk: Canlı müzik ve yakın temastan uzak bu dünya onları ne şekillerde etkiliyor; neler yaşıyor, neler hissediyorlar?

  3. Nasıl günler bu günler: Müzisyenlerden mektuplar

    Sorularımızı Türkiye ve dışarıdan pek çok müzisyene, DJ’e yolladık. Yanıt alabildiklerimizden size mektuplar topladık.

  4. “Hep aynı araçlara güvenemezsin”: Matana Roberts ve Moor Mother

    Hem ilişki kurulabilecek hem de dersler çıkarılabilecek detaylarla dolu bir zihin egzersizi için söz ilham verici müzik insanları, Matana Roberts ve Moor Mother’da.

  5. Kriz halinde kültürlere şefkatle yaklaşmak: Dünyadan müzik basını manzaraları

    Dünyanın farklı noktalarından editörler nasıl süreçlerden geçtiklerini paylaşıyor. Bazıları oldukça kurumsal yayınlarda çalışıyor, bazıları müzik kültürünün geleceğe en adil şekilde nasıl taşınabileceğine kafa yoruyor, hatta aralarında bu ortamda yeni dergi çıkarmaya karar vermiş olanlar da var.

  6. Sözlerin ruhu çıksın: Batuhan Mutlugil ve Gülinler

    Kariyerinin ilk solosunu paylaşan Duman gitaristi Batuhan Mutlugil’i, şu sıralar kendi solosunu hazırlayan ve bir diğer Duman üyesi Ari Barokas’a canlı performanslarında eşlik eden Gülinler aldı karşısına.

  7. Noga Erez’in kendiliğinden çiçek açan şarkıları

    Noga Erez’in pandemi sürecinde, kendi tabiriyle, en iyi hâline getirilen şarkılarında hem fiyakalı bir tavır hem de çocuksu bir naiflik var. City Slang’den çıkardığı yeni albümü “KIDS”i kendisinden dinledik.

  8. Günün gerçeklikleri ve olası yollar: Söz plak şirketlerinde

    Türkiye'den ve dünyadan, 2020'yle birlikte çeşitli süreçlerden geçen çok farklı ölçekler ve farklı motivasyonlardaki plak şirketlerine sorduk.

  9. Ekstrem bir klasik müzik: Ozan Akyol ve Kutay Soyocak

    Vox In Rama adını verdiği black metal projesiyle karşımıza çıkan Jakuzi solisti Kutay Soyocak ve metal müziğe dair referansları KALT’taki mizahına da serpiştiren Episode 13 üyesi Ozan Akyol’u aynı masada buluşturduk.

  10. Şeytan odamızdan çıkmasın: Palmiyeler

    Palmiyeler, son konserini Şubat 2020’nin son günlerinde ABD turnesinin finali olan Buffalo’da çaldığından bu yana yaşantılarımız epey değişti.

  11. Dayanma gücünün sınırlarından nereye?: Müzikli mekânlar yanıtlıyor

    Mikrofonu Ankaralı esnafın örgütlediği Kafe-Bar-Restoran Çalışanları ve İşletmecileri Dayanışma Platformu KABARE’ye; İzmir’den ve İstanbul’un farklı semtlerinden bazı müzikli mekânlara uzattık.

  12. Aklımdakiler: Melike Şahin

    Sanatçı, yazar, müzisyen dostlarından Melike Şahin’e sorular var. Merhem, yatıştırdı mı, iyileştirdi mi? Müziğinde arabeskin izi nasıl sürülebilir? Referans hikâyeler ve duygu durumları neler?

  13. Zebra misali, sessiz ve derinden: Charles Pasi ve Boran Kuzum

    Boran Kuzum’un Charles Pasi ile bu sohbeti geçmiş zamanda; çatal kaşık sesinin es verdirdiği, araba gürültüsünün fona yerleştiği, sigara dumanı ve kahve kokusunun ruhlara işlediği bir Paris kafesinde yüz yüze başladı ve hayatlarımızın normale dönmesini iple çektiğimiz bu günlerde, Charles Pasi’nin yeni albümü Zebra’nın yayımlanması vesilesiyle ses sese tamamlandı.

  14. Temel motivasyon dünya ahvali: Lara Di Lara ve Kamufle

    Lara Di Lara ve Kamufle, pandemi günlerinde hayat verdikleri beş şarkılık EP için gün sayarken...

  15. Şarkı şarkı: Black Country, New Road ve “For the first time”

    Muazzam bir ilk albüm, altı soru, altı cevap, altı illüstrasyon.

  16. Sancılı süreçler, çıkan dersler, yenilenen gözler: Festival ve turne sektörüne bakış

    İstanbul Caz Festivali, Pozitif, Arter Yeni ve En Yeni Müzik Festivali, Soundports, Bozcaada Caz Festivali, Epic Fair ve Hollanda’dan Le Guess Who? yanıtlıyor.

  17. Tek başınalık ve hurafeler: Taner Yücel ve Görkem Karabudak

    Bu sohbette "Cemil Şov" filminin müziklerinin sorumlusu Taner Yücel ve “Akılsız Başın Sürgünü” isimli ilk şarkısını yayımlayan Görkem Karabudak buluştu.

  18. Kapamak yerine kapıları açmak: Deniz Cuylan ve Durul Taylan

    Los Angeles’ta komşuluk eden Deniz Cuylan ve Durul Taylan’ın; yeni başlangıçlar, sürekli değişimler, “Daimon”lar ve son üretimleri üzerine muhabbeti.

  19. Ergenlik Yılları: Nükhet Duru

    Müzisyenlerin büyürken dinlediği müzikleri ve bu müziklerin üzerlerinde bıraktığı tesiri kurcaladığımız Ergenlik Yılları köşemizde memleket popüler müzik tarihinin divası Nükhet Duru var.

  20. Çizgi hikâye: SOPHIE (1986 - 2021)

    Tematik üretimleri ve özgün yaklaşımıyla pop müziğin seyrini değiştiren SOPHIE için çizgiler eşliğinde bir anma.

  21. “Hollow Shell” ve ardındakiler: Cava Grande

    2000’lerde yerli müziğin seyrine renkli dokunuşlar yapan Tan Tunçağ’ın son yıllarda meşgul olduğu solo projesi Cava Grande, ikinci stüdyo albümünü yayımladı.

  22. "İnternet ruhumu ezip geçiyor": Ashnikko

    Ashnikko’yla; 2021’in ilk günlerinde yayımladığı DEMIDEVIL isimli 10 parçalık koleksiyonunu, Kelis sevgisini ve yarattığı alter-egosu “Daisy”yi konuştuk.

  23. Aklımdakiler: BaBa ZuLa

    Hayvan Gibi’den hareketle, BaBa ZuLa’dan Murat Ertel’e, dost meclisinden gelen soruları yönelttik.

  24. Ses büyüsün, çoğalsın, yayılsın: İnternet radyolarına bağlanıyoruz

    Noh Radio, Root Radio, Radyo Modyan, Year Zero, 2021’in başında Ortak Kanal başlığıyla bir hareket planını hayata geçirdi. Oops! Radio ise DJ Style-ist’in yakın dönem projesi.

  25. Hayal etmeye devam: Deniz Taşar

    Şarkı yazarlığını “kendini ve müziği keşfetmek” olarak tanımlayan Deniz Taşar, ortak duygularda buluşma vadeden albümünün detaylarını ve üretim sürecini anlatıyor.

  26. Koca bir müzik havuzunda: Altın Gün ve “Yol”

    Son yıllarda ünü dünya haritasının dört bir ucuna uzanan Hollandalı topluluk Altın Gün, Glitterbeat etiketiyle yeni albümü Yol’u yayımladı.

  27. Müşterek paydalar, güvenli alanlar: Çeşitli kolektifler anlatıyor

    Queerwaves, Algorave İstanbul, Club Coweed, Hood Base, Lordlar Sofrası ve Life From İstanbul’a sorduk: Bu dönemin ekonomi, sosyal güvence, kültür ya da yalnızlaşma adına etkileri nasıl değerlendirilebilir?

  28. Takibe alın: Son dönemde tanıştığımız bazı yeni sesler

    Üretme motivasyonlarının temelini ne oluşturuyor? Müziklerinin dinleyicide nasıl hisler uyandırmasını hayal ediyorlar? Yakın gelecek planları neler?

  29. Arlo Parks’a kulak verin, iyileşin

    İlk albümün ardında yatanları, şair kimliğini besleyen unsurları ve üretme misyonunu Arlo Parks’dan dinliyoruz.

  30. Grazia’nın 1978 çıkışlı ilk, tek ve benzersiz albümü

    Ladies on Records ile kadınların anlattığı hikâyelerin izini süren Kornelia Binicewicz, son derlemesi “A Drop of Luck”ta yer alan sanatçılardan Grazia’nın saklı albümünü, İsrail merkezli plak şirketi Fortuna’nın kurucularından Zach Bar’dan dinliyor.

  31. Her şey boş bir sayfa ile başlar: Vincent De Boer

    Vincent De Boer’le “The Stroke”un üretim süreci ve Ill Considered’la yakaladıkları uyumun detaylarını konuştuk.

  32. Künye