/dergi/no74/her-sey-bos-bir-sayfa-ile-baslar-vincent-de-boer/
201946

Hollandalı sanatçı Vincent De Boer, çocukluk yıllarından bu yana sevdiği müzikler için albüm kapakları yapıyor. Geride kalan dört yılda 11 albüm kapağı hazırladığı Londralı avangart caz grubu Ill Considered’ın müzisyen olmayan tek üyesi. Derin iş birliklerinin son meyvesi, “The Stroke” ismini taşıyan büyüleyici bir animasyon klip. Her bir karesi elle çizilmiş olan animasyondaki sahneler, 338 ayrı plak baskısı için kapak görsellerine de dönüştü.

Vincent De Boer’le “The Stroke”un üretim süreci ve Ill Considered’la yakaladıkları uyumun detaylarını konuştuk.

“4056 kareden oluşan, iki yıllık uzun bir çizim sürecinin sonrasında da grup üyeleri, film tamamlanana kadar hiçbir görseli görmedi. Müzik de filmin ilk gösteriminde onlar tarafından çalınarak doğaçlandı. Çok heyecan verici bir andı, hatta neredeyse sinir bozucuydu.”

Müzik çocukluğunda önemli bir noktada mıydı? İlk müzikli hatıraların neler?

Müziğe dair ilk belirleyici deneyimim, küçük bir çocukken, yaz tatilinde İsviçre’nin güneyine seyahat ettiğimiz dönemde babamın benzin istasyonundan satın aldığı bir kaseti dinlemem. 80’lerin akılda kalıcı reggae, ska ve dancehall hitlerinin olduğu bir kasetti. Muazzam anılarımın bir parçası. Sonrasında, diğer iki kardeşimle birlikte radyo programlarını kasede çekmeye ve CD toplamaya başladık. Çok geçmeden, karışık kasetler hazırladık ve kardeşimle üzerlerine albüm kapakları çizdiğimiz kasetleri, okulun bahçesinde sattık. Plak biriktirme işine çok sonradan dâhil oldum. Hip hop kesinlikle bir çıkış noktasıydı ama sample’lanan kasetler sayesinde caz ve soul müziğe ilgim arttı ve yine bu şekilde en büyük müzikal tutkularımdan biri olan dub ile tanıştım.

Ill Considered ile yollarınız nasıl kesişti?

Grupla 2017 yılından beri albüm kapaklarını tasarlamak için çalışıyorum. Beyaz etiketli ilk albümlerine YouTube’da denk gelmiştim. Aklımı uçurmuştu. Bulur bulmaz albümü edindim ve ardından onlara bir mesaj gönderdim. Sonrasında olaylar gelişti; albümün çizimleriyle ilgili konuşmaya başladık. Birlikte çalışmak doğal bir şekilde ilerledi ve müzisyen olmayan tek kişi olarak, gruba dâhil olduğum verimli bir iş birliğine dönüştü. Bu noktada, kaçınılmaz şekilde, albüm kapağından ötesine kafa yordum; en sonunda bütün görsel üretim sorumluluklarını üstlendim.

Sanatla uğraştığım ilk andan beri albüm kapakları tasarlıyorum. En başta hip hop sanatçıları için çizdim, sonrasında elektronik müzik prodüktörleri için… Bir bakıma, Ill Considered gibi bir grupla üretmeyi bekliyordum, ardından onları keşfederek iletişime geçtim. İlk albümden itibaren birlikte çalışmaya başladık. Çıkış albümleri, bağımsız olarak yayımlanmış olan beyaz etiketli bir plak kaydıydı. Ardından, aynı albümün, ikinci baskısının ön yüzüne benim çizimim eklendi.

Görseller ile seslerin tutarlılığı, dinleyici olarak daima hayranlık duyduğum bir bütün yaratıyor. Bu bağlamda, Ill Considered ile yaptığın işler hakikaten muhteşem. Kendini bir sanatçı olarak Ill Considered’ın müziği ve sanatsal yaklaşımı ile nasıl bağdaştırıyorsun?

Gruptaki müzisyenlerin, sanat pratiğimle bütünüyle örtüşen, karakteristik müzikal yaklaşımları var. Çalmadan önce müziğe dair bir şeyler konuşmuyorlar, bunun üzerine plan kurup derin fikirler üretmiyorlar. Zamanı geldiğinde müzik ve enerjileri akacakları yola kendileri karar veriyor. Ben de tam olarak aynısını, resimlerimde ve grup için yaptığım çizimlerimde uyguluyorum. Boş bir sayfa ile başlıyorum, nereye ne koyacağımı çizimimin bana göstermesine izin veriyorum. Ill Considered’la çalışmaya başlamadan önce, aynı yaklaşımı bilinç altımda uyguluyordum ama gruba dâhil olduğumdan beri, bu çalışma yönteminin daha iyi kavrayıp benimsedim. Ayrıca, müzisyen olmadan müzik dinlediğinde veya sanatçı olmadan bir sanat eserine baktığında ortaya belirli bir duygu çıkıyor. Hâlihazırda görsellik üzerine yoğunlaşmama rağmen, bir müzisyen gibi çalışmayı denediğim zaman bu eylem beni, genellikle yeni işlerim için güzel bir başlangıç noktasına ulaştıran, çok yalın ve aynı zamanda karmaşık bir konuma getiriyor.

Birlikte yaptığınız son proje, hayranlık uyandırıcı bir el çizimi animasyon olan, “The Stroke”. Bildiğim kadarıyla tamamlanması iki yıl sürmüş. Bu projeninin üretim sürecinden bahsedebilir misin?

Öncelikle yalnızca bir video klip hazırlama düşüncesi vardı ve bunun için zaten grubun en sevdiğim şarkılarından bazılarını belirlemiştim. Ill Considered, fazlasıyla üretken olması itibariyle çok özel bir grup. Bir yıl içerisinde tam dört stüdyo albümü yayımlamak pek rastlanan bir durum değil. Bu yüzden, ben projemi bitirdiğimde, onların elinde hazır olan birkaç yeni albüm bulunacaktı ve ürettikleri müziğin “zamanı geçmiş” olacaktı. Müzikal üretimlerinin büyük bir bölümü doğaçlama çalınıyor. Böylesine hızlı yayımlamalarının altında yatan sebep de bu esasen. Film için çizmeye başlamadan çok uzun zaman önce, grubun kurucularından Leon Brichard ile yaptığım konuşmada bu filmi, doğaçlama bir müzik için yapma fikri ortaya çıktı. Sonuç olarak, emprovizasyonun grubun sanatında önemli bir rol oynadığı ortada. Böyle bir karar almamız, tam olarak film için hangi şarkıyı seçeceğimi bilmeme problemimi de çözmüş oldu. 4056 kareden oluşan, iki yıllık uzun bir çizim sürecinin sonrasında da grup üyeleri, film tamamlanana kadar hiçbir görseli görmedi. Müzik de filmin ilk gösteriminde onlar tarafından çalınarak doğaçlandı. Çok heyecan verici bir andı, hatta neredeyse sinir bozucuydu.

Çizim aşaması, stüdyomda geçirdiğim uzun günler ve gecelerden ibaret. Çok yoğun bir süreçti; bir bakıma çizim maratonu olarak adlandırabilir. Fakat projenin ve grupla yaptığım iş birliğinin benim için büyük bir anlam ifade etmesi dolayısıyla, bu denli çaba sarf etmek pek zorlayıcı olmadı. Eskiz yapmaya ve animasyon testlerine başladığımda henüz hiçbir şey net değildi. İlerledikçe hangi hareketlerin ve çizimlerin diğerlerinden daha uyumlu olduğunu fark ettim. Aynı şekilde, görüntülerin kare kare çizilirse filmin geneline en iyi etkiyi vereceğini keşfettim. Bunun dışında, çizimler dijitalleştirildikten sonra, kareleri renklendirme kısmını da dijital olarak gerçekleştirerek bazı farklı denemeler yaptım. Bu sayede daha az zaman harcayacağımı düşünüyordum ama öyle olmadı. Aksine, yavaş yavaş kişisel çalışma yöntemim buna kaydı.

Ne mutlu ki, aynı zamanda yakın arkadaşım olan, meslektaşım Hans Schuttenbeld bu aşamada bana eşlik etti. Neredeyse dokuz ay boyunca, iki haftada bir olacak şekilde stüdyoma, benimle çalışmaya geldi. Dış dünyada olan bitenleri kapı dışında bırakarak uzun çalışma günlerinde işlerimize odaklanmaya çalıştığımız özel bir ortaklığımız var. Bu haftalarda stüdyoda yiyoruz, içiyoruz ve uyuyoruz. Stüdyom ormanın tam içinde ve çevresinde geniş bir alan mevcut. Bazen yürüyüşler yapıyoruz ya da film izleyip bira içiyoruz. Hans da tıpkı benim gibi, büyük bir Ill Considered hayranı. Grubun müziğinin görsellerle yakaladığı uyumu algılama noktasında ikimiz de aynı frekanstayız kesinlikle.

Filmin her saniyesi 338 ayrı plak kopyasına eşlik edecek baskılara dönüştürülmüş. Bu, senin projeye dair ilk fikrin miydi? Eğer değilse, nasıl ortaya çıktı?

Başlangıç noktası daima albüm kapağı oldu, grupla olan ilişkim hep bu şekilde ilerledi zaten. Süreç devam ederken, “Bütün plakların birbirinden ayrı ve eşi olmayan kapakları olsa nasıl olur?” diye hayal ettim. Özellikle Ill Considered’in, yıl dönümü baskısı olarak piyasaya sürecekleri onuncu plağı olduğu için, nasıl tasarlayacağıma dair çözümler ararken bu yolda ilerlemeyi hoş bir maceraymış gibi düşündüm. O esnada, filmin tamamını oluşturacak saniyelerin üç yüz veya dört yüz saniye arasında süreceğini hesapladım ve sonrasında, bunu gerçek olamayacak kadar iyi bir tesadüf gibi karşıladım, çünkü sınırlı sayıdaki baskıların kafamdaki sayısı da farklı değildi.

Üretimlerin pandemi sürecinden nasıl etkilendi? Adaptasyonu kişisel olarak nasıl deneyimledin?

Tahmin edebileceğin gibi “mükemmel” bir karantina projesiydi. Seyahat etmeden, sergi açmadan, yalnızca stüdyoda çizim yaparak geçen koca bir yıl. Fakat, ne yazık ki, Utrecht’teki Le Guess Who’da gerçekleşecek canlı performansımızı iptal durumunda kaldık. Ayrıca hazırlamış olduğum sergi ziyaretçi edinemedi. Fazlasıyla üzücü bir durum ama buna rağmen, proje internet yoluyla sayısız insana ulaştı.

Vincent De Boer için ufukta neler var? Yakın zamanda yeni bir iş birliği olacak mı?

Şu sıralar en çok arzuladığım şey, geçen yıl Japonya’da yaşadığım kısa bir dönemde geliştirdiğim çalışma yöntemine devam edebilmek. Yaptığın işin bütününü göremeden çizdiğin, yalnızca belirli parçasını bilme imkânın olduğu bir kâğıt rulosu üzerinde tekrar eden bir çalışma. Animasyon projesi artık sona erdiğine göre buna yoğunlaşmam için yeterli zaman ve alanım var artık. Gelecek yıl Jonas Wijtenburg ve Frank Koolen ile birlikte bu yeni yöntemden ortaya çıkan estetiği de kapsayan büyük bir enstalasyon yapacağız.

Çeviri: Kerem Eyüboğlu

  1. Evet, bu bir müzik sayısıdır

  2. Zamanın görsel hafızasına dair: 3 müzik fotoğrafçısını dinliyoruz

    Ebru Yıldız, Jenn Five ve Pooneh Ghana’ya sorduk: Canlı müzik ve yakın temastan uzak bu dünya onları ne şekillerde etkiliyor; neler yaşıyor, neler hissediyorlar?

  3. Nasıl günler bu günler: Müzisyenlerden mektuplar

    Sorularımızı Türkiye ve dışarıdan pek çok müzisyene, DJ’e yolladık. Yanıt alabildiklerimizden size mektuplar topladık.

  4. “Hep aynı araçlara güvenemezsin”: Matana Roberts ve Moor Mother

    Hem ilişki kurulabilecek hem de dersler çıkarılabilecek detaylarla dolu bir zihin egzersizi için söz ilham verici müzik insanları, Matana Roberts ve Moor Mother’da.

  5. Kriz halinde kültürlere şefkatle yaklaşmak: Dünyadan müzik basını manzaraları

    Dünyanın farklı noktalarından editörler nasıl süreçlerden geçtiklerini paylaşıyor. Bazıları oldukça kurumsal yayınlarda çalışıyor, bazıları müzik kültürünün geleceğe en adil şekilde nasıl taşınabileceğine kafa yoruyor, hatta aralarında bu ortamda yeni dergi çıkarmaya karar vermiş olanlar da var.

  6. Sözlerin ruhu çıksın: Batuhan Mutlugil ve Gülinler

    Kariyerinin ilk solosunu paylaşan Duman gitaristi Batuhan Mutlugil’i, şu sıralar kendi solosunu hazırlayan ve bir diğer Duman üyesi Ari Barokas’a canlı performanslarında eşlik eden Gülinler aldı karşısına.

  7. Noga Erez’in kendiliğinden çiçek açan şarkıları

    Noga Erez’in pandemi sürecinde, kendi tabiriyle, en iyi hâline getirilen şarkılarında hem fiyakalı bir tavır hem de çocuksu bir naiflik var. City Slang’den çıkardığı yeni albümü “KIDS”i kendisinden dinledik.

  8. Günün gerçeklikleri ve olası yollar: Söz plak şirketlerinde

    Türkiye'den ve dünyadan, 2020'yle birlikte çeşitli süreçlerden geçen çok farklı ölçekler ve farklı motivasyonlardaki plak şirketlerine sorduk.

  9. Ekstrem bir klasik müzik: Ozan Akyol ve Kutay Soyocak

    Vox In Rama adını verdiği black metal projesiyle karşımıza çıkan Jakuzi solisti Kutay Soyocak ve metal müziğe dair referansları KALT’taki mizahına da serpiştiren Episode 13 üyesi Ozan Akyol’u aynı masada buluşturduk.

  10. Şeytan odamızdan çıkmasın: Palmiyeler

    Palmiyeler, son konserini Şubat 2020’nin son günlerinde ABD turnesinin finali olan Buffalo’da çaldığından bu yana yaşantılarımız epey değişti.

  11. Dayanma gücünün sınırlarından nereye?: Müzikli mekânlar yanıtlıyor

    Mikrofonu Ankaralı esnafın örgütlediği Kafe-Bar-Restoran Çalışanları ve İşletmecileri Dayanışma Platformu KABARE’ye; İzmir’den ve İstanbul’un farklı semtlerinden bazı müzikli mekânlara uzattık.

  12. Aklımdakiler: Melike Şahin

    Sanatçı, yazar, müzisyen dostlarından Melike Şahin’e sorular var. Merhem, yatıştırdı mı, iyileştirdi mi? Müziğinde arabeskin izi nasıl sürülebilir? Referans hikâyeler ve duygu durumları neler?

  13. Zebra misali, sessiz ve derinden: Charles Pasi ve Boran Kuzum

    Boran Kuzum’un Charles Pasi ile bu sohbeti geçmiş zamanda; çatal kaşık sesinin es verdirdiği, araba gürültüsünün fona yerleştiği, sigara dumanı ve kahve kokusunun ruhlara işlediği bir Paris kafesinde yüz yüze başladı ve hayatlarımızın normale dönmesini iple çektiğimiz bu günlerde, Charles Pasi’nin yeni albümü Zebra’nın yayımlanması vesilesiyle ses sese tamamlandı.

  14. Temel motivasyon dünya ahvali: Lara Di Lara ve Kamufle

    Lara Di Lara ve Kamufle, pandemi günlerinde hayat verdikleri beş şarkılık EP için gün sayarken...

  15. Şarkı şarkı: Black Country, New Road ve “For the first time”

    Muazzam bir ilk albüm, altı soru, altı cevap, altı illüstrasyon.

  16. Sancılı süreçler, çıkan dersler, yenilenen gözler: Festival ve turne sektörüne bakış

    İstanbul Caz Festivali, Pozitif, Arter Yeni ve En Yeni Müzik Festivali, Soundports, Bozcaada Caz Festivali, Epic Fair ve Hollanda’dan Le Guess Who? yanıtlıyor.

  17. Tek başınalık ve hurafeler: Taner Yücel ve Görkem Karabudak

    Bu sohbette "Cemil Şov" filminin müziklerinin sorumlusu Taner Yücel ve “Akılsız Başın Sürgünü” isimli ilk şarkısını yayımlayan Görkem Karabudak buluştu.

  18. Kapamak yerine kapıları açmak: Deniz Cuylan ve Durul Taylan

    Los Angeles’ta komşuluk eden Deniz Cuylan ve Durul Taylan’ın; yeni başlangıçlar, sürekli değişimler, “Daimon”lar ve son üretimleri üzerine muhabbeti.

  19. Ergenlik Yılları: Nükhet Duru

    Müzisyenlerin büyürken dinlediği müzikleri ve bu müziklerin üzerlerinde bıraktığı tesiri kurcaladığımız Ergenlik Yılları köşemizde memleket popüler müzik tarihinin divası Nükhet Duru var.

  20. Çizgi hikâye: SOPHIE (1986 - 2021)

    Tematik üretimleri ve özgün yaklaşımıyla pop müziğin seyrini değiştiren SOPHIE için çizgiler eşliğinde bir anma.

  21. “Hollow Shell” ve ardındakiler: Cava Grande

    2000’lerde yerli müziğin seyrine renkli dokunuşlar yapan Tan Tunçağ’ın son yıllarda meşgul olduğu solo projesi Cava Grande, ikinci stüdyo albümünü yayımladı.

  22. "İnternet ruhumu ezip geçiyor": Ashnikko

    Ashnikko’yla; 2021’in ilk günlerinde yayımladığı DEMIDEVIL isimli 10 parçalık koleksiyonunu, Kelis sevgisini ve yarattığı alter-egosu “Daisy”yi konuştuk.

  23. Aklımdakiler: BaBa ZuLa

    Hayvan Gibi’den hareketle, BaBa ZuLa’dan Murat Ertel’e, dost meclisinden gelen soruları yönelttik.

  24. Ses büyüsün, çoğalsın, yayılsın: İnternet radyolarına bağlanıyoruz

    Noh Radio, Root Radio, Radyo Modyan, Year Zero, 2021’in başında Ortak Kanal başlığıyla bir hareket planını hayata geçirdi. Oops! Radio ise DJ Style-ist’in yakın dönem projesi.

  25. Hayal etmeye devam: Deniz Taşar

    Şarkı yazarlığını “kendini ve müziği keşfetmek” olarak tanımlayan Deniz Taşar, ortak duygularda buluşma vadeden albümünün detaylarını ve üretim sürecini anlatıyor.

  26. Koca bir müzik havuzunda: Altın Gün ve “Yol”

    Son yıllarda ünü dünya haritasının dört bir ucuna uzanan Hollandalı topluluk Altın Gün, Glitterbeat etiketiyle yeni albümü Yol’u yayımladı.

  27. Müşterek paydalar, güvenli alanlar: Çeşitli kolektifler anlatıyor

    Queerwaves, Algorave İstanbul, Club Coweed, Hood Base, Lordlar Sofrası ve Life From İstanbul’a sorduk: Bu dönemin ekonomi, sosyal güvence, kültür ya da yalnızlaşma adına etkileri nasıl değerlendirilebilir?

  28. Takibe alın: Son dönemde tanıştığımız bazı yeni sesler

    Üretme motivasyonlarının temelini ne oluşturuyor? Müziklerinin dinleyicide nasıl hisler uyandırmasını hayal ediyorlar? Yakın gelecek planları neler?

  29. Arlo Parks’a kulak verin, iyileşin

    İlk albümün ardında yatanları, şair kimliğini besleyen unsurları ve üretme misyonunu Arlo Parks’dan dinliyoruz.

  30. Grazia’nın 1978 çıkışlı ilk, tek ve benzersiz albümü

    Ladies on Records ile kadınların anlattığı hikâyelerin izini süren Kornelia Binicewicz, son derlemesi “A Drop of Luck”ta yer alan sanatçılardan Grazia’nın saklı albümünü, İsrail merkezli plak şirketi Fortuna’nın kurucularından Zach Bar’dan dinliyor.

  31. Her şey boş bir sayfa ile başlar: Vincent De Boer

    Vincent De Boer’le “The Stroke”un üretim süreci ve Ill Considered’la yakaladıkları uyumun detaylarını konuştuk.

  32. Künye