/dergi/no74/musterek-paydalar-guvenli-alanlar-cesitli-kolektifler-anlatiyor/
201946

Müzik ve eğlence alanlarındaki kabuk bağlamış yanlışlar, sağlıklı bir zemine oturtulamamış dinamikler; bu kültürü kalbinden vuran salgınla birlikte etkilerini binlerce kat daha sert hissettirebiliyor. Farklı müzikal alanlarda olsalar da gücünü bir aradalıktan alan kolektif yapılar, yalnızlığın çöktüğü bu zamanda bir kez daha dayanışmayı diri tutmak için canla başla çalışıyor. Artık kesin olan bir şey var; “normal” olarak tanımlanan şey geri döndüğünde, tüm paydaşların yeni sayfalarda buluşması ve eski hata ya da adaletsizliklerin tekrarlanmaması gerektiği gerçeğini en tepede tutmalıyız. 

İster bir dans pistinde, ister bir stüdyoda ya da dijital ortamda aksiyonlarını sürdürme ve bu ekosistemdeki tüm bireylere güvenli alanlar yaratma motivasyonuyla hareket eden bazı kolektiflere sorduk: COVID-19 bildiğimiz anlamdaki dans/parti/etkinlik kültürünü kalbinden vurdu. Bu yoksunluğun geldiğimiz noktada ekonomi, sosyal güvence, kültür ya da yalnızlaşma adına etkilerini nasıl değerlendirirler? İnsanları bir araya getirme ve dayanışma kurma bağlamında deneyimleri nasıl? Önümüz nasıl görünüyor?

Queerwaves yanıtlıyor
“Eğer kendinizi LGBTİ+ bir birey olarak tanımlıyorsanız varoluş mücadelesini ancak bir arada olarak verebileceğiniz, ilk öğrendiğiniz şey oluyor.”

“Aslında ‘kalbinden vurmak’ bizim için tam olarak doğru tanımlama olabilir. Partilerde de dayanışılır, dans ederek de örgütlenilir diyerek yola çıkmış, eğlence ve aktivizmi bir araya getiren bir ekip olarak dans pistinde buluşamamak bizi çok etkiledi. Yıllardır siyasi politikalarla gelen yasaklar yüzünden gece hayatına sıkışmıştık ama film gösterimlerinin bile yasaklandığı, örgütlü mücadelenin zorlaştığı bir şehirde hiçbir şey yapamasak da (en azından) partilerde bir araya gelip birbirimizden güç almaya devam ediyorduk. Yalnız olmadığımızı hissetmeye devam ediyorduk. Tabii bunu artık yapamıyoruz. Ayrıca eğlence sektörü aynı zamanda pek çok LGBTİ+’ya iş imkânı da yaratan bir sektör olduğu için ekonomik anlamda da çok fazla zorlanan arkadaşımız oldu. LGBTİ+’lar zaten sosyal güvenceye ve düzenli gelire erişim sıkıntıları yaşadığı için pandemi sürecinde de güvencesiz kalıp ilk etkilenen kesimden oldu.” 

“Dayanışma kültürü zaten bizim için yıllardır hayatımızda olan bir şey, o yüzden aksiyon almamız çok hızlı oldu. Yani eğer kendinizi LGBTİ+ bir birey olarak tanımlıyorsanız varoluş mücadelesini ancak bir arada olarak verebileceğiniz, ilk öğrendiğiniz şey oluyor. İlk olarak gelirini kaybetmiş olan ve herhangi bir finansal güvencesi olmayan gece hayatı çalışanı arkadaşlarımız için bir yardım fonu başlattık ve Mart 2020’den beri aralıklı olarak onlara destek olmaya çalışıyoruz. Bunun dışında tabii ki online Zoom partileriyle de bir araya gelip yalnız olmadığımızı hatırlatmaya çalışıyoruz. Bunun bizi daha da güçlendiren bir yanı da oldu. Eskiden İstanbul etkinliklerinde Ankara’daki, Antep’teki hatta göç ettiği için Berlin’de, Londra’daki arkadaşlarımızla karşılıklı göbek atamıyorduk; online etkinliklerde bunu yapabiliyoruz. Mesela bu seneki yıl sonu etkinliğimizde yapılan çekilişteki seks oyuncağı hediyemizi Ağrı’ya kargolamış olmak da ayrı güzel bir heyecandı. Yazın açık alanda mesafe kurallarına uygun olarak yaptığımız etkinlikte birbirimize sarılamasak da göz göze gelerek dans edebildiğimiz için mutluyduk. Kısacası bir arada olmanın yeni yollarını da öğrenerek yıkılmadığımız bir yıl oldu.” 

“Pandemiyi atlatma yolunda ümit verici gelişmeler olmakta ve tabii ki biz de heyecanla yeniden fiziksel olarak bir araya gelebileceğimiz günleri beklemekteyiz. Zamansal olarak maalesef bir süre daha beklememiz gerektiğinin farkındayız. İlk fırsatta yeniden bir araya gelebileceğimiz bir etkinlik yapmayı istiyoruz.”

Algorave İstanbul yanıtlıyor
“Şimdiye kadar küçük adımlarla ilerleyen topluluğun, pandemi şartlarının iyileşmesi akabinde fiziksel etkinliklerle asıl sıçramasını yapabileceğini ve daha geniş bir kitleye ulaşabileceğimizi düşünüyoruz.”

“Selamlar öncelikle, ben Algorave İstanbul’dan Emre. Bu metinde yaklaşık 25 kadar kişiyi temsil etmeye çalışacağım, bir kusurum olursa hepsinden şimdiden özür dilerim.” 

“‘Algorave’, canlı kodlama ile elektronik dans müziği üretilen etkinliklerin genel adı olsa da yakın geçmişte dünyanın çeşitli yerlerinde aynı isimle komüniteler de kurulmaya başladı. Pandemi öncesinde yavaşça büyümekte olan İstanbul canlı kodlama sahnesi bu süreçte performanslardan uzak kalınca hem sınıf arkadaşım olan, hem de Algorave etkinliklerinde beraber yer aldığımız Melis Keskin ile İstanbul’da bir Algorave topluluğu oluşturmanın pandemide hem bizi bireysel üretime teşvik edebileceğini, hem de komüniteyi daha da büyütebileceğini düşündük.” 

“Bu sürece başlarken ilk fikrimiz hâlâ da devam eden derlemeler oldu. Şimdiye kadar sosyal mecralarda yaptığımız açık çağrılar sonrasında neredeyse 5 katına çıkan Algorave İstanbul komünitesi, toplam 12 farklı sanatçının katılımıyla 3 adet albüm yayımladı. Albümlerin devamlılığı topluluğun büyümesine ve iletişim/etkileşim dinamiklerini daha da oturmasına sebep oldu. Ayrıca Algorave komüniteleri dünyanın çeşitli yerlerinde var olduğu için yurt dışında da hatırı sayılır bir kitle Algorave İstanbul’u takip etmeye başladı; pandemi esnasında aramızdan sanatçılar uluslararası etkinliklerde sahne aldı. Bu gibi sebeplerden ötürü, pandemi öncesinde görece daha küçük bir komüniteyle bile çok keyifli geçen etkinliklerin dönüşünü daha da heyecanla bekliyoruz.” 

“Algorave İstanbul’a olan ilgi ve destek beklediğimizin üstünde başladı. Şimdiye kadar küçük adımlarla ilerleyen topluluğun, pandemi şartlarının iyileşmesi akabinde fiziksel etkinliklerle asıl sıçramasını yapabileceğini ve daha geniş bir kitleye ulaşabileceğimizi düşünüyoruz. O zamana kadar, toplama albümler serisi gibi yan projelerle komüniteyi elimizden geldiğince aktif tutmaya devam etmeyi amaçlıyoruz.”

“Bu albümlerin hepsini Bandcamp üzerinden edinebilir, topluluğu ve sanatçıları direkt olarak destekleyebilirsiniz. Algorave İstanbul’a dair gelişmelerden haberdar olmak ve/veya aramıza katılmak isterseniz sosyal medyalarımızı takip edebilir, Discord server’ı ve mail grubumuza da katılabilirsiniz.”

Club Coweed yanıtlıyor
“Daha erişilebilir, kapsayıcı ve güvenli alanlarda partilemeye ve emek sömürüsü olmadan çalışmaya devam etmek istiyoruz.”

“2020 Mart ayında barların ve kulüplerin kapatılması ile birlikte Zoom üzerinden partiler düzenlemeye başladık. Pandemiden önce eğlence sektöründe DJ, garson ya da performans sanatçısı olarak çalışan bir grup arkadaştık. Ne yazık ki sahne emekçileri olarak pandemiden önceki işlerimizde herhangi bir güvencemiz veya sigortamız olmadığı için çalışma şartlarımızla ilgili birçok sorun yaşıyorduk ve pandemide de herhangi bir maddi yardım alamadık. Biz de evlerde yalnız geçirdiğimiz günlerde evlerimizi, odalarımızı özlediğimiz mekânlara dönüştürmeye karar verdik. İlk olarak yakın çevremizdeki DJ ve performans sanatçılarının katılımıyla güvenli bir alan yaratarak partilerimize başladık. Katılım ve beğeniler artınca yaptığımız etkinlerde bir bağış kampanyası düzenledik ve bizim gibi sosyal güvencesi olmayan eğlence sektörü çalışanlarına ufak da olsa emeklerinin karşılığını temsili bir şekilde ulaştırmaya çalıştık.” 

“Parti deneyimimiz, tabiki normal bir mekâna gitmek gibi değil. Zaten buna yakın bir deneyim de yaratmaya çalışmıyoruz. Ama yarattığımız deneyimde güvenli alanı kurmak ilk amaçlarımızdan biri oldu. Kullanılan filtreler veya iki dakikada değişen kostümlerle kendimizi kolayca ifade edebilmemiz, kendimize dair yeni şeyler keşfetmek çok hoşumuza gitti. Kolayca erişilebilir olması ise farklı kimliklerden birbirini tanıma imkânı bulamamış, birbirinden habersiz kalmış insanların, grupların, düşüncelerin bir araya gelmesini ve hatta sonrasında beraber üretim yapıp aynı çatı altında buluşmasını kolaylaştırdı.” 

“Partilerimizden bittikten sonra sohbet etmek veya karanlıkta yalnız uyumak istemeyen katılımcılarla birlikte Zoom üzerinden vakit geçirmeye devam ettik. Birçok ülkeden farklı kolektifler ile ortak düzenlediğimiz etkinlikler sesimizi ve dayanışmamızı güçlendirdi. Fiziksel olarak yalnız geçirdiğimiz bu günlerde; dayanışmayı, sevgiyi ve dansı hissetmek bizi çok mutlu etti. Daha erişilebilir, kapsayıcı ve güvenli alanlarda partilemeye ve emek sömürüsü olmadan çalışmaya devam etmek istiyoruz.”

Hood Base yanıtlıyor
“Aktif ve yeni üretimlere odaklı kalmak, içinde bulunduğumuz tüm moralsizliğe ve zaman zaman umutsuzluğa rağmen tek çıkış yolu gibi göründü bize.” 

“Evlere kapandığımız dönemin hemen başında, 21 Mart 2020’de Hexe Music ile bir araya gelerek ‘Who’s In A Bunker?’ başlıklı çevrimiçi festivali düzenledik. 14 sanatçı, bu etkinlik kapsamında Instagram üzerinden art arda performans sergiledi. Etkinliğin ikinci edisyonunu 11-12 Nisan’da gerçekleştirdik; bu sefer bir günü canlı performanslara, bir günü de ‘Where Do We Go From Here’ başlığı altında topladığımız, kültür sanat dünyasından isimlerle yapılan söyleşilere ayırdık. Bu yayınlar hazirana kadar sürdü. Haziranda HOOD Base’i yeniden açtık; açılış ve kapanış etkinlikleri olmaksızın sergilere devam ettik, ediyoruz. Akkor’un aramıza katılmasıyla, ortak çalışma alanı olarak kurguladığımız alt kat bir kayıt stüdyosuna evrildi.”

“Kültür sanat sektörü çalışanlarına destek sağlayabilmek için, paydaşımız Onaranlar Kulübü ile birlikte Dirsek Teması hareketini hayata geçirdik. Bu kapsamda Akıllı Baykuş ve Ahbap Derneği ile çalıştık. Dirsek Teması toplantıları vesilesiyle, Olmadı Kaçarız ekibiyle bir araya gelerek Herkes Tek festivalinin çevrimiçi edisyonunun organizasyonunda yer aldık. Dream Gigs Illustrated projesini Aposto’nun Duende yayınıyla buluşturarak, pandemi nedeniyle kapalı olan konser mekânları için hayali konser afişlerinden oluşan bir illüstrasyon serisi yaptık. Socrates Podcasts ile Artemis Günebakanlı’nın bağımsız müziği sektörün farklı alanlarından isimlerle konuştuğu Dip Gürültüsü podcast serisine başladık.”

“Geride bıraktığımız bir yıl içinde aktif ve yeni üretimlere odaklı kalmak, içinde bulunduğumuz tüm moralsizliğe ve zaman zaman umutsuzluğa rağmen tek çıkış yolu gibi göründü bize. Geleceğin belirsizliği karşısında, yaşadığımız dönemi birlikte anlamlandırmaya çalıştık. Birçok bireysel ve kolektif üretimle temas ettik. Hissetmek istediğimiz ve başkalarına da hissettirmek istediğimiz, yalnız olmadığımız duygusuydu. Bu süreçte yaptığımız tüm yayınlarda, bu durumun ancak birlikte atlatılabileceği dile getirildi. Bu birlikteliğin sadece aktif kalabilmek için değil, pandeminin psikolojik yükünü paylaşabilmek için de gerekli olduğunu gördük. Yaşadıklarımız bize hem yan yana durmanın gerekliliğini hem de kritik anlarda bireysel çabaların değerini öğretti.”

“HOOD Base’i oluşturan kişiler, temelde müzik sektörü içinde var olan insanlar. Bu alandaki belirsizlik ve gözden çıkarılmış olma hissi bizi kemirmeye devam ediyor. Devletten anlamlı bir destek ya da plan beklentimiz artık yok. Kendi çabalarımızla ayakta durmaya, birlikte hareket edebileceğimiz yapılarla üretmeye çalışıyoruz. Yaşadığımız yerin kültürel bir çöle dönüşmemesi için, burada nefes almaya devam edebilmek için herkes gibi koşullara adapte olarak varlığımızı sürdürüyoruz. Ama fiziksel etkinlikleri, konserleri, festivalleri çok özledik; aklımızın bir yanı hep orada.”

“Önümüzdeki aylarda HOOD Base dışında gerçekleşecek bir sergi, şehrin sokaklarında planladığımız yeni paylaşım ve etkinlik fikirleri, kurguladığımız çevrimiçi atölyeler ve HOOD Base içinden çıkacak yeni sesler şu anki heyecan kaynağımız.”

Lordlar Sofrası yanıtlıyor
“Online konser gibi girişimlerimiz olmadı; gerçek bir konser deneyimini, sosyalleşme ve birleşme hissini alacağımızı düşünmedik.”

“Açıkcası pandemi süreci, başından beri Lordlar Sofrası olarak faaliyetlerimizin sadece planda kalmasına sebep oldu. Çünkü insanların bir araya geldiği canlı etkinlikler yapmak üzerine düşüncelerimiz ve planlarımız vardı; bu maalesef mümkün değildi. Öte yandan online olarak yapılan parti, sergi, etkinlik gibi organizasyonları büyük bir takdirle takip ettik.”

“Biz Lordlar Sofrası olarak ağırlıklı müzisyenlerden oluşan bir topluluğuz. Müzik de konser, organizasyon ile hayat bulan bir sanat. Online konser gibi girişimlerimiz olmadı; gerçek bir konser deneyimini, sosyalleşme ve birleşme hissini alacağımızı düşünmedik. Bir an önce gerçek konserler verebilmenin, etkinlikler düzenleyebilmenin hayalini kuruyoruz. Bizim gözlemimiz ise herkesin bu online sosyalleşmeden sıkılmaya başladığı ve tekrar her şeyin eskisi gibi olmasını istediği yönünde. Müzik sektörü pandemiden önce de yok olmak üzereydi. Bunun üzerine pandemi, sektör içindeki herkesi çok büyük problemlerle yüzleşmek zorunda bıraktı, ama biz, siz, üreten insanlar olmaya devam ettiği sürece bu günleri de arkamızda bırakabileceğimize inanıyoruz. Önemli olan birlik.”

Life from Istanbul yanıtlıyor
“Öğrendiklerimizi geleceğe taşımak için bizler çaba harcayacağız ama malesef çoğunluk bir an önce o çok da güzel olmayan ‘eski’ hâlimize dönmek için can atıyor.” 

“Bizler en başından beri kendimizi ve kültür sanat sektöründe çalışan dostlarımızı ‘kültür işçisi’ olarak tanımladık. Barmenden valeye, güvenlikten ışıkçıya, yer göstericiden biletçiye, makinistten DJ’e, ışıkçıya, manava, buzcuya, taksiciye; kocaman bir sektörün yani ‘kültür’ün işçileri dünyanın her yerinde en derinden ve en uzun süreli etkilenen kesim oldu. En derinden çünkü malesef tek sermayesi emeği ve bilgisi olan bu ekibin bir birikimi yok. En derinden çünkü değişik mekânlarda işler yaptığımızdan dolayı sosyal güvencesiziz. En uzun süreli çünkü tam bir yıldır bazılarımız yarı zamanlı iş bulabildiği gibi bazılarımızın iş yerleri (barlar ve kulüpler) hiç açılmadı. Yurt dışı örneklerde devlet yardımlarının önemini gördük. Almanya Başbakanı

‘kültürsüz yaşayamayız’ dedi ve bir günde kültür işçilerine faizsiz, kredisiz, geri ödemesiz hibe yoluyla yardım etti. Tabii burada örgütlü olmanın, dernekleşmenin, sendikalaşmanın da önemi çok fazla. Bizde bunun eksiği de çok ciddi miktarda var. Bugün stüdyosunu bozup satanlardan intihar edenlerle, maddi, manevi ve kültürel olarak beslendiği şehirden göçmek durumunda kalanlarla çok ciddi kayıplar verdi sektör. Meslek birlikleri gerekli şekilde (aslında bir yıl önce de çok farklı değildi örgütler ama) organize olamadı. Bu da ister istemez hepimizi karamsarlığa ve yalnızlığa sürükledi. Tüm bu süreçlerin kültür üzerindeki etkileri kadar sosyolojik etkisini yarın görmesek de önümüzdeki on yılda çok ağır etkilerini göreceğimizi, yeteneklerin bir an önce kendilerine başka denklemler kurabilmek için bu topraklardan gideceğini öngörmemek imkânsız.”

“Life from İstanbul ekibi olarak 23 Mart 2020’de change.org’da bir manifesto yayımladık. Az önce bahsettiğim sebeplerden ötürü bunu bir yardıma bağlayamadık. Çünkü bir dernek veya vakıf değiliz, meslek birliği değiliz, ancak sesimiz duyulsun istedik. DJ’ler olarak, gece hayatının biraz daha marjinal tarafında, elektronik müzik mekânlarında çalan kişiler olarak birlik olabiliriz dedik. Amacımız ticaret ile para kazanmaktı. İlk başta herkesin kendi imkânlarıyla evlerinde çektiği video setlerle YouTube kanalımızı 25 Nisan 2020’de açtık. Sonra araya yaz girdi ve ‘kontrolsüz’ açılmayla bazı restaurantlar bar ve kulüp gibi işlemeye başladı. Yine bazı oteller malesef kendilerine verilen imtiyazlı hakları denetimsizliğin verdiği serbestlikle suistimal etti. Bundan dolayı da bizlerin sesi hiç ama hiç duyulmadı. Ne zaman ki ekim ayına geldik ve tekrardan kapanma ortaya çıktı, bizim aynı zamanda dostlarımız da olan iş ortaklarımız bizlere destek vermeye başladılar. Şimdi biz gerçekten iyi prodüksiyonları herkesin para kazanabileceği bir denklemde ekrana taşımayı beceriyoruz. Rakamlar çok küçük de olsa bizim dünyamızda çok anlam ifade ediyor. Bu bağlamda tüm partnerlerimize, elini taşın altına koyan tüm dostlarımıza, bugüne kadar bizimle birlikte yürümüş olan 300’e yakın DJ ve sektör emekçisine teşekkür ediyoruz. Dayanışmanın, paylaşmanın, çalışırken geleceğe yatırım yapmanın, yatırımın sadece kişisel değil kolektif olması gerektiğinin önemini ve değerini hep birlikte öğreniyoruz.”

“Bu süreçte birlik olmadan, müşterek payda yaratmadan, samimi olmadan ayakta kalmak imkânsız. Onu gördük. Aynı zamanda son dönemin popüler tabirlerinden olsa da bu dönem bizim için bir turnusol kâğıdı gibi herkesin her yönünü göstermekte etkili oldu. Bildiğimiz ama görmezden geldiğimiz her şeyle yüzleştik. Bazı dostların sadece tanıdık; bazı tanıdıkların kardeş kadar yakın olduğunu gördük. Uzanan ellerin bir kısmına şaşırırken uzanmasını beklediklerimizin sessizliği bize yeni perspektifler kazandırdı. Her ne kadar bunlar bugün için geçerli olsa da öğrendiklerimizi geleceğe taşımak için bizler çaba harcayacağız ama malesef çoğunluk bir an önce o çok da güzel olmayan ‘eski’ hâlimize dönmek için can atıyor. Önümüzdeki süreçte bu yaşananları idrak edebilenler var olmaya devam edecekler ve umuyoruz ki bir değişim, bir birleşim olacak. Olmadığı takdirde meslek olarak bunu sürdürmek pek çoğumuz için gerçekçiliğini kaybettiğinden, eskisi kadar üretimin olmayacağını da düşünüyorum. Kültür erozyonu ve eksikliği çok daha hızlı olarak devam edecek. Asıl korkum bu.”

“Yine bu süreçte talep etmemeyi, en azından anladığım şekliyle talep etmemeyi öğrendik. Onun yerine ticaretin derinleşmesi, emeğin tekrardan hatırlatılması ve değerlendirilmesi, birlikten doğabilecek bir güç ile bir değişim aslında beklentimiz. 365 gün önce mükemmel bir dünyada yaşamıyorduk, yarın da olmayacağını bilecek kadar realist yaklaşmaya ve hayal kırıklıklarımızı azaltmaya çalışıyoruz. Planlı ama temkinli, doğru iş birlikleri ve iş ortaklarıyla bizler ayakta kalmaya devam ettik ve edeceğiz. Tek talebimiz bizim dinleyicilerimizden, seyircilerimizden, yıllardır bizimle birlikte kulüplerde eğlenen dostlarımızdan bizleri yalnız bırakmamaları, bizi en azından şimdilik izleyerek belki sonrasında bize ‘merchandise’larımızdan alarak destek vermelerinden ibaret.”

“16 Mart 2020’de sadece içki satışı olan mekânlar – tüm dünyada olduğu gibi – bir anda kapandı. Bu yıl hiçbir şekilde açılmayan tek sektör bizlerin iş yerleri. Bu durumu kutlayacak da bir durumumuz olmadığından biz güzel online bir festivalle kendimiz hatırlatmak istedik. Online elektronik müzik festivalimiz 24 Hours of Istanbul’un fikri de bu ve İstanbul’un pandemi öncesine kadar 24 saat yaşayan bir şehir olmasından çıktı. Artık öyle değil ve bir süre daha olamayacak. Üstüne 20 Mart’ın bahar gündönümü olması da eklenince elimizde güzel bir hikâye bulduk. İki ayrı sahne (aslında YouTube stream), toplam 30 DJ, 48 saat durmadan müzik çaldılar. Biraz geçmişe dem vururken evde kaldığımız süre boyunca uzak kaldığımız dinleyicilerimize aynı anda farklı alternatifler sunarak bahara merhaba demeyi amaçladık. Bizden desteğini esirgemeyen partnerlerimize de izninizle teşekkür etmek isterim. Onlar olmadan böylesi büyük bir organizasyona; bu kadar çok DJ’in katılımıyla ve çalışan herkesin hakkını sonuna kadar aldığı bir işe kalkışamazdık. Başta Yüzdeyüzmüzik ve Limitsoff ekipleri olmak üzere House of Superstep, Jotun Türkiye, Nissan Türkiye, Red Bull, Mudo Concept, Gezi Hotel Bosphorus, Estee Lauder, Fashion Federation ve tüm duyuru partnerlerimize sonsuz teşekkürler.”

  1. Evet, bu bir müzik sayısıdır

  2. Zamanın görsel hafızasına dair: 3 müzik fotoğrafçısını dinliyoruz

    Ebru Yıldız, Jenn Five ve Pooneh Ghana’ya sorduk: Canlı müzik ve yakın temastan uzak bu dünya onları ne şekillerde etkiliyor; neler yaşıyor, neler hissediyorlar?

  3. Nasıl günler bu günler: Müzisyenlerden mektuplar

    Sorularımızı Türkiye ve dışarıdan pek çok müzisyene, DJ’e yolladık. Yanıt alabildiklerimizden size mektuplar topladık.

  4. “Hep aynı araçlara güvenemezsin”: Matana Roberts ve Moor Mother

    Hem ilişki kurulabilecek hem de dersler çıkarılabilecek detaylarla dolu bir zihin egzersizi için söz ilham verici müzik insanları, Matana Roberts ve Moor Mother’da.

  5. Kriz halinde kültürlere şefkatle yaklaşmak: Dünyadan müzik basını manzaraları

    Dünyanın farklı noktalarından editörler nasıl süreçlerden geçtiklerini paylaşıyor. Bazıları oldukça kurumsal yayınlarda çalışıyor, bazıları müzik kültürünün geleceğe en adil şekilde nasıl taşınabileceğine kafa yoruyor, hatta aralarında bu ortamda yeni dergi çıkarmaya karar vermiş olanlar da var.

  6. Sözlerin ruhu çıksın: Batuhan Mutlugil ve Gülinler

    Kariyerinin ilk solosunu paylaşan Duman gitaristi Batuhan Mutlugil’i, şu sıralar kendi solosunu hazırlayan ve bir diğer Duman üyesi Ari Barokas’a canlı performanslarında eşlik eden Gülinler aldı karşısına.

  7. Noga Erez’in kendiliğinden çiçek açan şarkıları

    Noga Erez’in pandemi sürecinde, kendi tabiriyle, en iyi hâline getirilen şarkılarında hem fiyakalı bir tavır hem de çocuksu bir naiflik var. City Slang’den çıkardığı yeni albümü “KIDS”i kendisinden dinledik.

  8. Günün gerçeklikleri ve olası yollar: Söz plak şirketlerinde

    Türkiye'den ve dünyadan, 2020'yle birlikte çeşitli süreçlerden geçen çok farklı ölçekler ve farklı motivasyonlardaki plak şirketlerine sorduk.

  9. Ekstrem bir klasik müzik: Ozan Akyol ve Kutay Soyocak

    Vox In Rama adını verdiği black metal projesiyle karşımıza çıkan Jakuzi solisti Kutay Soyocak ve metal müziğe dair referansları KALT’taki mizahına da serpiştiren Episode 13 üyesi Ozan Akyol’u aynı masada buluşturduk.

  10. Şeytan odamızdan çıkmasın: Palmiyeler

    Palmiyeler, son konserini Şubat 2020’nin son günlerinde ABD turnesinin finali olan Buffalo’da çaldığından bu yana yaşantılarımız epey değişti.

  11. Dayanma gücünün sınırlarından nereye?: Müzikli mekânlar yanıtlıyor

    Mikrofonu Ankaralı esnafın örgütlediği Kafe-Bar-Restoran Çalışanları ve İşletmecileri Dayanışma Platformu KABARE’ye; İzmir’den ve İstanbul’un farklı semtlerinden bazı müzikli mekânlara uzattık.

  12. Aklımdakiler: Melike Şahin

    Sanatçı, yazar, müzisyen dostlarından Melike Şahin’e sorular var. Merhem, yatıştırdı mı, iyileştirdi mi? Müziğinde arabeskin izi nasıl sürülebilir? Referans hikâyeler ve duygu durumları neler?

  13. Zebra misali, sessiz ve derinden: Charles Pasi ve Boran Kuzum

    Boran Kuzum’un Charles Pasi ile bu sohbeti geçmiş zamanda; çatal kaşık sesinin es verdirdiği, araba gürültüsünün fona yerleştiği, sigara dumanı ve kahve kokusunun ruhlara işlediği bir Paris kafesinde yüz yüze başladı ve hayatlarımızın normale dönmesini iple çektiğimiz bu günlerde, Charles Pasi’nin yeni albümü Zebra’nın yayımlanması vesilesiyle ses sese tamamlandı.

  14. Temel motivasyon dünya ahvali: Lara Di Lara ve Kamufle

    Lara Di Lara ve Kamufle, pandemi günlerinde hayat verdikleri beş şarkılık EP için gün sayarken...

  15. Şarkı şarkı: Black Country, New Road ve “For the first time”

    Muazzam bir ilk albüm, altı soru, altı cevap, altı illüstrasyon.

  16. Sancılı süreçler, çıkan dersler, yenilenen gözler: Festival ve turne sektörüne bakış

    İstanbul Caz Festivali, Pozitif, Arter Yeni ve En Yeni Müzik Festivali, Soundports, Bozcaada Caz Festivali, Epic Fair ve Hollanda’dan Le Guess Who? yanıtlıyor.

  17. Tek başınalık ve hurafeler: Taner Yücel ve Görkem Karabudak

    Bu sohbette "Cemil Şov" filminin müziklerinin sorumlusu Taner Yücel ve “Akılsız Başın Sürgünü” isimli ilk şarkısını yayımlayan Görkem Karabudak buluştu.

  18. Kapamak yerine kapıları açmak: Deniz Cuylan ve Durul Taylan

    Los Angeles’ta komşuluk eden Deniz Cuylan ve Durul Taylan’ın; yeni başlangıçlar, sürekli değişimler, “Daimon”lar ve son üretimleri üzerine muhabbeti.

  19. Ergenlik Yılları: Nükhet Duru

    Müzisyenlerin büyürken dinlediği müzikleri ve bu müziklerin üzerlerinde bıraktığı tesiri kurcaladığımız Ergenlik Yılları köşemizde memleket popüler müzik tarihinin divası Nükhet Duru var.

  20. Çizgi hikâye: SOPHIE (1986 - 2021)

    Tematik üretimleri ve özgün yaklaşımıyla pop müziğin seyrini değiştiren SOPHIE için çizgiler eşliğinde bir anma.

  21. “Hollow Shell” ve ardındakiler: Cava Grande

    2000’lerde yerli müziğin seyrine renkli dokunuşlar yapan Tan Tunçağ’ın son yıllarda meşgul olduğu solo projesi Cava Grande, ikinci stüdyo albümünü yayımladı.

  22. "İnternet ruhumu ezip geçiyor": Ashnikko

    Ashnikko’yla; 2021’in ilk günlerinde yayımladığı DEMIDEVIL isimli 10 parçalık koleksiyonunu, Kelis sevgisini ve yarattığı alter-egosu “Daisy”yi konuştuk.

  23. Aklımdakiler: BaBa ZuLa

    Hayvan Gibi’den hareketle, BaBa ZuLa’dan Murat Ertel’e, dost meclisinden gelen soruları yönelttik.

  24. Ses büyüsün, çoğalsın, yayılsın: İnternet radyolarına bağlanıyoruz

    Noh Radio, Root Radio, Radyo Modyan, Year Zero, 2021’in başında Ortak Kanal başlığıyla bir hareket planını hayata geçirdi. Oops! Radio ise DJ Style-ist’in yakın dönem projesi.

  25. Hayal etmeye devam: Deniz Taşar

    Şarkı yazarlığını “kendini ve müziği keşfetmek” olarak tanımlayan Deniz Taşar, ortak duygularda buluşma vadeden albümünün detaylarını ve üretim sürecini anlatıyor.

  26. Koca bir müzik havuzunda: Altın Gün ve “Yol”

    Son yıllarda ünü dünya haritasının dört bir ucuna uzanan Hollandalı topluluk Altın Gün, Glitterbeat etiketiyle yeni albümü Yol’u yayımladı.

  27. Müşterek paydalar, güvenli alanlar: Çeşitli kolektifler anlatıyor

    Queerwaves, Algorave İstanbul, Club Coweed, Hood Base, Lordlar Sofrası ve Life From İstanbul’a sorduk: Bu dönemin ekonomi, sosyal güvence, kültür ya da yalnızlaşma adına etkileri nasıl değerlendirilebilir?

  28. Takibe alın: Son dönemde tanıştığımız bazı yeni sesler

    Üretme motivasyonlarının temelini ne oluşturuyor? Müziklerinin dinleyicide nasıl hisler uyandırmasını hayal ediyorlar? Yakın gelecek planları neler?

  29. Arlo Parks’a kulak verin, iyileşin

    İlk albümün ardında yatanları, şair kimliğini besleyen unsurları ve üretme misyonunu Arlo Parks’dan dinliyoruz.

  30. Grazia’nın 1978 çıkışlı ilk, tek ve benzersiz albümü

    Ladies on Records ile kadınların anlattığı hikâyelerin izini süren Kornelia Binicewicz, son derlemesi “A Drop of Luck”ta yer alan sanatçılardan Grazia’nın saklı albümünü, İsrail merkezli plak şirketi Fortuna’nın kurucularından Zach Bar’dan dinliyor.

  31. Her şey boş bir sayfa ile başlar: Vincent De Boer

    Vincent De Boer’le “The Stroke”un üretim süreci ve Ill Considered’la yakaladıkları uyumun detaylarını konuştuk.

  32. Künye