Gel-git etkisinde: En Sevdiğinden Başla
yazı: aysu uzer
Tiyatro Hemhâl‘in kurgunun nerede bittiğini gerçekliğin nerede başladığını asla tam olarak anlamanıza imkân tanımayan oyunu En Sevdiğinden Başla; gülerken düşündüren düşünürken ağlatan ağlarken kahkaha attıran sonra tekrar düşündüren bir gel-git etkisine sahip. Seyircinin tansiyonunu sürekli farklı frekanslara taşıyan yapısı ve izledikten sonra günlerce akılda bıraktıklarıyla, kaçmaya çalıştığım bazı anı ve düşünceleri zihnimde -tam anlamıyla yeniden- hortlattı. Bu dehşetengiz deneyime daha yakın bakmayı da bu nedenle istedim: Hayatına nereden başlayacağını bilemeyen herkese ithafen.
En Sevdiğinden Başla, temsillerine ayın geri kalanında Kadıköy Boa Sahne ve Arter’de devam ediyor. Detaylara buradan ulaşabilirisiniz.

İzlemeden önce bilmeniz gerekenler
Tiyatro Hemhâl, Kadir Has Üniversitesi’nde yüksek lisans yaparken bitirme projeleri sayesinde tanışan ve birlikte çalışan Nezaket Erden, Hakan Emre Ünal ve Ayşe Draz tarafından kurulup Sevgili Arsız Ölüm – Dirmit (2017), Tırnak İçinde Hizmetçiler (2018) ve N’olcak Bu Yusuf Umut’un Hali (2022) oyunlarının yuvası oldu.En Sevdiğinden Başla, ticari kaygılarla üretilen anaakım tiyatro oyunlarının karşısına konumlanan, tiyatrodaki yazar ve yönetmen hiyerarşisini yıkarak kolektif bir üretim biçimi inşa eden “devise tiyatro” tekniği ile üretilmiş. Ancak İş Sanat’ın En Yenisi programında Ünal’ın, en çok yönetmenlik yaptığını hissettiği oyunun En Sevdiğinden Başla olduğunu ve oyunun sahnede tamamlanabilmesi, yaratıcı öznelerin tamamına açılan o boşluğun zamanı geldiğinde kapatılabilmesi adına hiyerarşiye ihtiyaç duyulduğunu fark ettiğini söylediğini de ekleyelim. Hem tiyatronun mutfağına dair daha fazla bilgi almak hem de bu oyunla daha derinden bağ kurabilmek için bir diğer önerim de Nilay Önrek’in podcast serisi Nasıl Olunur?’a ikilinin konun olduğu bölüm.
Konu nedir?
Üniversitede tanışan iki oyuncu sevgilinin yaşamını seyrediyoruz. Aslında iki ayrı kutup olarak görülüyor bu çift. Ailesinin evinde kira ödemeden kalan Ömer, üniversitedeyken sosyal anksiyetesi nedeniyle otobüse binemediği için araba alınan, görece daha orta üst sınıfa mensup biri. Leyla ise kendini tam anlamıyla yokluktan doğuran savaşçı ruhlu bir kadın. İkilinin hayatla ve birbirleriyle mücadelesi de bu farklı temeller üzerine inşa ediliyor.
Ömer, maddi kaygıları ve para kazanmayı öncelemeye zorunluluk duymadığı için yazma ve üretim sürecinde bir idealizm peşinde. Ancak her mükemmeliyetçinin bildiği gibi gerçek hayatta bu prensiplere yer yok. Dolayısıyla defalarca ve defalarca aynı dizinin ilk bölümünü yazıyor. Yazarken “eve kapanıyor.” Ve bu aylar süren kapanışlar çoğunlukla yemek hazırladığı, yapay zekâ ile Tarkan’ın şarkısını seslendirdiği ve saatlerce maç izlediği bir girdaba dönüşüyor.
Leyla ise onun aksine seyircinin istediği, basit, bayağı ama ilgi çekici ne varsa yapıyor. Klasik dizilerde boy gösteriyor, seks konuşulan kadın programlarında ilgi çekecek manşet cümleler söylüyor. Ve çocukluğundan beri beklediği o şöhretin, tanınırlığın yaklaştığını hissettiği anda kullanacağı (onu terk eden babasına karşı kin dolu) laflar biriktiriyor.
Sanırım bu iki karakterin özetlediğim dinamikleri ile neden gerçek ve kurgunun sınırlarının muğlaklaştığını söylediğim daha anlaşılır olmuştur. Özellikle Ömer’in yazabilme çabası ve yazdıklarını pitch toplantılarına katıldığında seyrettiğimiz üst düzey heyecanı, ortak olduğumuz derin hayal kırıklığı… Hepsi ama hepsi seyirci koltuğunda oturanlar için o kadar tanıdıktı ki seyircinin de performansa dâhil olduğu en belirleyici anlar o derin metinleri anlatan Ömer’in heyecanıyla yükseldiğimizde “Aslında siz bir çift komedisi yapsanız olmaz mı?” diyen yapımcının indirdiği darbe ile çöküşlerde buluştuk.
Peki derinlikli, anlamlı, gelip geçici basit bir güldürü olmayan bir dizi yazılamaz mı? Bir içerik üretilemez mi? Neden üretmek istediğini, istediği şekilde üretemeyen hepimiz bu ortaklıkta buluşmak zorundayız? Bu soruların ortasında yalnız değiliz; Ömer’le birlikte, hepimiziz.
En çok neyi sevdin?
Leyla’nın kendini yokluğun içinden çıkarıp var etmesi heyecan verici. Ama bence -spoiler değil- en yırtıcı kısmı, Ömer’e hakaret etmek istediğinde ailesinin evi olduğu için “emlak zengini” tamlamasını bir küfür, bir hakaret gibi kullanmasıydı, ki gerçekten bravo!

Oyunculuklara dair
Açıkçası, her bir oyuncunun şahane bir performans gösterdiğini söylememin sürpriz olacağını düşünmüyorum. Tiyatro Hemhâl’in tüm oyunlarının ve oyuncularının performansları hakkında övgülere boğulduğunu biliyorum. Yine de Nezaket Erden’in özellikle Dirmit‘teki performansıyla dillere pelesenk olmuş oyunculuğu istemsizce beklentimi arşa çıkarmıştı. Söyleyebileceğim tek şey, bu yüksek beklentime rağmen oyunculuğu ile beni benden almış olması. Seyriciyi bu şekilde nasıl efsunlayabildiğine gerçekten aklım ermedi. Ölmeden önce mutlaka yapılacak 1000 şey listenize kendisini sahnede canlı canlı seyretmeyi eklemenizi tavsiye ederim.
Bunu seven şunları da sever
Yazım sürecinde üretim ekibinin de gündeminde olduğu söylediği Anatomy of a Fall, Marriage Story ve A Star is Born filmlerine göz atmanızı öneririm.