“Evlat”ı oyuncular Cem Yiğit Üzümoğlu ve Sezin Akbaşoğulları ile yönetmen İbrahim Çiçek’ten dinledik

Evlat (The Son), Fransız yazar Florian Zeller’in her oyunda farklı hikâyelere odaklandığı The Mother ve The Father‘dan sonra üçlemenin sonuncusu olarak kaleme aldığı bir oyun. Bu sezon Londra’da da epey ses getiren The Son‘un rejisi Türkiye’de Yutmak, Kalp ve Kızlar ve Oğlanlar gibi oyunlarla yönetmenlikte rüştünü ispatlamış İbrahim Çiçek’e emanet. Evlat; ergenliğiyle birlikte çok derin bir depresyonla da mücadele eden Nicolas’ın başta anne ve babası olmak üzere hayatla olan derdini gözler önüne seriyor. Oyuncu kadrosunda Onur Saylak, Şükran Ovalı, Esra Bağışgil ve Burakcan Doğan’ın da bulunduğu Evlat‘ı Nicolas rolündeki Cem Yiğit Üzümoğlu, Anne rolündeki Sezin Akbaşoğulları ve yönetmeni İbrahim Çiçek’ten dinledik.

Röportaj: Hande Sönmez – Fotoğraf: Barış Acarlı

Evlat, geçen sene sahnelenen Gerçek ile komedi tarafını gördüğümüz Florian Zeller’in deyim yerindeyse bizi şaşırttığı ve yerimize çaktığı bir oyun. Oyunla buluşmanız ve bir araya gelmeniz nasıl oldu?

İbrahim Çiçek: Benim konular bunlar biliyorsun; baba, oğul, anne, aile, acı ve gözyaşı… İngiltere’deki oyunun fotoğraflarını gördüm. Baktım; ağlayan bir çocuk ve ona sarılan bir baba… Hemen metni okumak istedim, okudum ve sonra Hira (Tekindor) okudu; o da cesaretlendirdi beni ve yapmaya karar verdik. Hira, Fransızca metinden çeviri yaptı. O sırada Cem’le paylaştım metni. Zaten Kalp’te de beraber çalışmıştık. Cem’in oyunda yer alacağı belli oldu. Sonra Şükran’ı (Ovalı) aradım; onunla daha önce de bir şeyler yapmak istiyorduk denk gelememiştik, o da dahil oldu. Onur’la (Saylak) da bir yıldır hem mahalleden hem de Arzu Tramvayı vesilesiyle tanışıyoruz; onunla da çalışmak istiyordum. Sezin’le (Akbaşoğulları) de Yutmak’ta çalışacakken direkten dönmüşlüğümüz var. Bu sefer yollarımız çakıştı ve sırayla bu şekilde dahil oldu herkes. Kalan iki oyuncudan Burak (Can Doğan) da benim Killology’de asistanımdı. Beraber çalıştığım birinin kariyer başlangıcına eşlik etmeyi seviyorum. Esra (Bağışgil) ise çok yakın arkadaşım. Ana amaç iyi oyuncularla birlikte güzel bir kulis kurmaktı. Öyle de oldu diyebiliriz.

Oyundaki baba (Pierre) ve annenin (Anne) oğulları Nicolas’ı anlamaya çalışmak yerine normalleştirme çabası var gibi geldi bana. Siz nasıl tanımlarsınız Anne ve Pierre’i?

Sezin Akbaşoğulları: Bence doğru tanımladın. Genel bir anne-baba tavrı var onların da üstlerinde. Çocuğu anlamaya çalışmadan, onun hayatı keşfetmesine yardımcı olmak yerine onu süregelen hayata dahil etmeye, adapte etmeye çalışıyorlar. Çocukların dertlerini çok önemsememek gibi bir tavrı var genelde her anne-babanın. Anne ve Pierre de böyle bence.

Cem, Nicolas’ı oynarken onun öfkesine/depresyonuna bir kaynak bulmaya çalıştın mı? Ya da nasıl temellendirdin?

Cem Yiğit Üzümoğlu: Gerçekten çok çok çalıştık diyebiliriz. Metin benim bilmediğim bir metin değildi. Kolaylıkla bağ kurabildiğim çok fazla şey vardı. “Bu hikâye benim hikâyem” demiyorum ama benzer şeyleri yaşadım/yaşadık hayatta ve bir şekilde Nicolas’ın kafasını ve düşüncelerini anlayabildiğimi hissettim.

Metin tam söylemese de; sizin hissiyatınızı ve düşüncenizi soracağım; sizce Nicolas’ın derdi ne?

Sezin Akbaşoğulları: Anlaşılmamak olabilir. Boğuluyor sanki. Bir derdi var ve bunu uzun süre kimseyle paylaşamamış.

Cem Yiğit Üzümoğlu: Bizim yaptığımız şey derde isim bulmamak aslında. Biz çok fazla şey çalıştık ama hiçbir zaman “Annesi ile babası boşanmış, o yüzden bu durumda” ya da “Psikolojik olarak dengeli değil, o yüzden böyle” vs. demedik.

Sezin Akbaşoğulları: Bir de bir anda başlayan bir şey değil sanırım. Doğduğu andan itibaren başlayan bir süreç muhtemelen… Ergenlik zamanı kronikleşmiş bir mutsuzlukla karşı karşıya kalıyor Nicolas.

İbrahim Çiçek: Aslında mesele şu; ben oyuncuları çalıştırırken hiçbir zaman “şudur” demiyorum. Çünkü mesela “kızgındır” dediğin zaman başka bin tane duygu ve ihtimalden vazgeçmiş oluyorsun. Onun yerine tüm ihtimalleri çalışıyoruz ve o kendi içinde harmanlanmaya başlıyor. Aslında sahnede gördüğün şey birçok şeyin çalışılıp, harmanlanmasıyla ilgili. Hayatta hiç şöyle bir an hatırlamıyorum; eminim sen de hatırlamıyorsundur; “Şu an sadece kızgınım” ya da “Şu an sadece özlem doluyum”. Birçok duygu var ve nedense tiyatro veya sinemada yazar veya yönetmen duyguyu tayin edebiliyor ama bence bu yanlış. Hayatta hiçbir duyguyu tayin etmiyorsun. Çalışırken de bir etiket basmıyoruz.

Evlat’ı İstanbul sahnesine uyarlarken; orjinalinden farklı /ekstra olarak neler gündeme geldi?

İbrahim Çiçek: İlk olarak; İngilizce ve Fransızca’nın kuvvetiyle Türkçe’nin kuvveti aynı değil. Bir de ne olursa olsun kültürel farklar da oluyor; Akdeniz insanının duygulanma biçimiyle Kuzey Avrupa insanının duygulanma biçimi aynı değil. Onlar için çok majör bir problem olan bir şey bizim hayatımızda her gün gördüğümüz bir şey olabiliyor. Ama günün sonunda sahnede Türkiyeli oyuncular oynadığı için de duygusu daha yoğun olabiliyor.

Sezin Akbaşoğulları: Şu da önemli sanırım Evlat’ın rejisinde; söylediğimiz her şeyi üzerine düşünerek söylemek bizde duygu açığa çıkararak sahneye enerji katıyor.

İbrahim Çiçek: Ben teknik rejiyi son 3-4 günde yapıyorum. Geri kalan tüm provalar oyunculuk üzerine. Onun için de tam anlaştığımız noktada oyunu çıkarıyoruz.

Evlat, oyunculuk serüveninizde nasıl bir yerde duruyor?

Cem Yiğit Üzümoğlu: Her gün neyi neden oynadığımı, bu işi neden yaptığımı düşünüyorum. Hayatta hepimizin bazen söyleyemediği şeyler var ve ben de bir başkasının yazdığı veya kolektif kurulmuş bir dünyada yani sahnede gerçek hayatta söyleyemediklerimi söyleme gücü buluyorum. Bu oyun benim hayatta oyunculuğa dair yaklaşımımda bir şeyleri değiştirdi. Bundan sonra daha iyisini yapabilir miyim bilmiyorum gerçekten. Çünkü bu oyunla beraber ben hayatımda bir kırılmaya vesile oldum. O sebeple bu oyunun hayatımdaki yeri tiyatroda olmanın dışında, günümün 5 saatini ayırmanın ötesinde bir yerde benim için.

Sezin Akbaşoğulları: Teknik olarak benim oynadığım oyunlar arasında en az yorulduğum oyun. Ama ekibi çok seviyorum. İbrahim’le çalışmayı çok istiyordum ve çalıştığım için çok memnunum. Bütün oyuncu arkadaşlarıma bayılıyorum ve epey de hayranım.

Bir erkek yazar tarafından kuvvetle muhtemel kendi annesinden izler taşıyan anne Anne’i nasıl yazılmış buldun?

Sezin Akbaşoğulları: Aslında kâğıt üzerindeki Anne biraz daha pasif bir kadındı. Bizim versiyonda ortaya daha renkli ve içinde ölmüş bir sanatçı yatan, enerjik, yüksek bir kadın çıktı. Orijinalini izlemedim ama bizim versiyondaki Anne’in daha eğlenceli olduğunu düşünüyorum.

Evlat’tan size miras kalacak replikler/sahneler neler?

Sezin Akbaşoğulları: Onur’la olan bar sahnemizi çok seviyorum; çok oyuncaklı buluyorum. Bir de Nicolas’ın babasının evinden tekrar annesinin evine geldiğindeki anne-oğul sahnesi…

Cem Yiğit Üzümoğlu: Nicolas’ınÖzür dilerim” dedikten sonra “Sizi çok seviyorum” demesi.

İbrahim Çiçek: Benim epey var; “Babamı daha fazla hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum” “Tabii en çok şunu bilmenizi istiyorum; sizi çok seviyorum”, “Benim burada kalmam lazım”, “Sesin var…”

Florian Zeller’in Evlat’ı hikâyeler arasında benzerlikler olmasa da bir üçlemenin ayağı olarak yazdığını biliyoruz. Siz Türkiye’de kalan iki oyunu sahnelemek ister misiniz?

İbrahim Çiçek: Başlangıç projesi üçlemeydi aslında. Anne (The Mother) oyununu başka birileri sahneleyecek seneye bildiğim kadarıyla ama Anne benim yönetmen olarak anlatmak istediğim dertlerden birine sahip değil. Baba’yı (The Father) yapmak isterim ama onu oynayacak oyuncu bulmak epey zor. Günün birinde o rolü oynayabilecek birkaç oyuncudan biri oynamak isterse, ben de yapmak isterim.

*Evlat‘ın kasım ve aralık ayı biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.

“Evlat” ekibi ve Hande Sönmez