Bir temsil, hikâye ya da anlatı değil: Gazze Bienali - İstanbul Pavyonu

Yazı: Tuğçe Hitay - Fotoğraf: Adam Bruckstein

Filistin halkının mücadelesine ayna tutan Gazze Bienali – İstanbul Pavyonu: Elimde Bir Bulut, Gazze ve Filistin başta olmak üzere farklı coğrafyalarda yaşayan 50’den fazla sanatçının üretimlerini bir araya getiriyor. Küratörlüğünü House of Taswir’in Gazze Bienali sanatçılarıyla birlikte üstlendiği sergi, 18. Uluslararası İstanbul Bienali sırasında, 8 Kasım’a kadar Depo’da ziyarete açık. 

Elimde Bir Bulut, Gazze kentini yıkıma sürükleyen soykırımın ikinci yılında Gazze’deki acıyı umuda dönüştürerek sanata taşıyan kolektif bir etkinlik olarak karşımızda. Sanatın aynı zamanda bir direniş biçimi olduğunu bize gerçek anlamda hatırlatıyor. 

Gazze Bienali, 2024’te Ramallah Al Risan dağındaki Forbidden Museum iş birliğiyle, kuşatma altındaki bir kumsaldan başlıyor. Soykırıma maruz bırakılan bir halkın çabalarını somutlaştıran Gazzeli sanatçılar bir sanatsal direniş eylemine imza atıyorlar. O zamandan bu yana, dünyanın farklı yerlerindeki sanat kurumları, ulusal temsillerin ötesinde, sınırları aşan sanatsal bağları ve diasporik (göçle şekillenen) dayanışma biçimlerini öne çıkaran Gazze Bienali Pavyonları’na ev sahipliği yapıyor.

Süregelen soykırım, dayatılan kıtlık ve kapalı sınırlar nedeniyle sanatçılar seyahat edemiyor; eserleri fiziksel olarak taşınamıyor. Gazze Bienali – İstanbul Pavyonu da Gazzeli sanatçılar kolektifiyle birlikte ortak üretim, hayalet yazarlık, tele-söyleşiler ve iş birliğine dayalı enstalasyonlarla sergi pratiklerini yeniden düşünüyor. Başlangıcından bu yana 20’den fazla uluslararası sanatçı, Filistinli sanatçılara destek sağlamak için eserlerini bağışlayarak İstanbul Pavyonu’na katıldı. Sergideki işlerin çoğu, Gazzeli sanatçılar ve onlarla iş birliği yapanları doğrudan desteklemek amacıyla ziyaretçiler tarafından satın alınabiliyor.

Sanatçılar (ve dolayısıyla çalışmaları) Gazze’den çıkamıyor. Bu nedenle eserleri doğrudan sergilenemiyor. Ama bu koşullar, aynı zamanda sanatçılar arasında güçlü bir dayanışmayı ve örgütlenmeyi de doğurmuş. Kahire’ye ya da Abu Dabi’ye göç edebilen sanatçıların işleri sergilenebilmiş. Filistin’deki sanatçıların çalışmaları da Türkiye’den sanatçıların dâhiliyetiyle yeniden üretilmiş. 

Khaled Tanji – Reconnecting

Serginin küratör ekibi bu diyaloğu ve örgütlenme sürecini de taşıyor sergiye. Ekipten Khaled Tanji’nin Filistin’deki sanatçılarla telefonda yaptığı görüşmeler düzenlenerek yaklaşık 25 dakika uzunluğunda 30-35 adet video üretilmiş. Bu videoların 25 tanesi Depo’nun ikinci katında, ana alanda, telefon kulübesini andıran bir tasarımla sergileniyor. Çünkü Gazze’yle kurulabilen tek iletişim yolu telefon ekranları. Elbette internet kesilmediği müddetçe! Çalışmanın ismi de bu koşulları birebir tanımlıyor âdeta: “Reconnecting”, yani “Yeniden Bağlanma.” 

Serginin ikinci katı Reconnecting çalışmalarından ibaret değil elbette; sanatçı üretimleri de mevcut. Ama birinci katta daha fazla ve çeşitli çalışmaların olduğunu söyleyebiliriz.

Kuşların acıyla uçuşmasından çok daha fazlası: “Güvercinler Evlerini Kaybetti”

İlk adımda kendimizi bir oturma odasında buluyoruz. Eskimiş koltuklar, dokuma bir halı, kenarında üç çift ayakkabı ve sehpanın üzerinde kurumuş çiçekler. Terkedilmişliği anlatan en anlamlı detaylar. Fakat bu mekânda hissedilen eve dönüş umudu daha vurucu. Duvarda bir evin bahçesini çağrıştıran ağaç, bisiklet ve insan figürleri yer alıyor. Gündelik yaşamdan izler, bir mekân yaratma pratiği olarak karşımıza çıkıyor. 

Televizyondaysa Bienal hakkında bir-iki dakikalık kısa bir belgesel izliyoruz. Hemen sol tarafımızda akrilik bir tablo asılı: Güvercinler Evlerini Kaybetti. Hamada ElKept’in bu resmi, kuşların acıyla uçuşmasından çok daha fazlası. ElKept şöyle açıklıyor: “Savaş ayrım yapmaz; her şeyi yakıp kül eder: İnsanları, kuşları, ağaçları, havayı bile. Değerler çöktüğünde anlam parçalanır ve hatta en hassas varlıklar, güvercin, göklerinden sürülür.” Kuşların uçuşu, bombardımanın altında bir sığınak arayışını simgeliyor. Ama güvercinler, bu kargaşanın ortasında gökyüzünde kalmayı seçiyorlar. Her şeye rağmen. Güvercinler Evlerini Kaybetti, bir meydan okuma, bir direniş formu. 

Sürgün Olmadığında Ne Yapacağız?, sürgündeki Filistinli sanatçı Basel Zaraa’nın bir yerleştirme çalışması. Soykırım sona erdiğinde, Filistin’de olmasını istediği çadırı. Limon, portakal, zeytin ağaçlarıyla çeşitli nesneler var çadırın içinde. Bölgenin doğal zenginliğini sömürüye karşı koruma mücadelesi olarak okumak mümkün sanırım bu yerleştirmeyi. Basel Zaraa, Suriye’deki Yarmouk Filistin kampında doğmuş, ardından Birleşik Krallık’a göç etmiş bir sanatçı. Bir söyleşisinde “ev” kavramını, “geri dönmek için mücadele ettikleri topraklar ve insanlar” olarak tanımlıyor. 

Burada sessiz kalamazsın

Zaraa’nın hayalindeki çadırın tam karşısında, kenarları ortak aynalardan oluşan bir enstalasyon yer alıyor: Ayna Sensin, ya da diğer adıyla Roket ve Havuç. Aynaların üzerindeki havuç ve roket çizimleri Mohammad Nour’a ait. Çalışma, Ghanem Al Den’in kaleme aldığı aynı adlı metinle ve bir video gösterimiyle destekleniyor. Aynaların kenarına bir kalem bağlanmış. İzleyicilerden, içlerinden ne geçiyorsa o aynalara yazmaları isteniyor. “Burada sessiz kalamazsın. Ne dersen de. Bu aynalar kadar net ol. İçindeki her şeyi yansıt ve sessizliğin hüküm sürdüğü zamanlarda söylenemeyen ne varsa söyle… Bu eserin önünde durduğunda şarkı söyle. Kendin için, evin ve toprağın için şarkı söyle. Sana ait olan, kendi sesinle şarkı söyle. Çünkü sonunda, ayna sensin.” Böylece izleyici, sergiye yalnızca bir iz bırakmakla kalmıyor; direnişin öznesine, bu kolektif sanat hareketinin bir parçasına dönüşüyor. Metindeki “Ne dersen de” alıntısı önemli. Çünkü çalışmayı politik ya da eleştirel yapan verilen mesaj ya da anlatılan hikâye değil; sömürü, baskı ve zorbalıkta sınır tanımayan iktidarlara karşı halkı özne hâline getiren ve dolayısıyla rahatsız edici olan bu direniş biçiminin, direniş formunun kendisi. Bu bağlamda Bienal’de soykırımcı İsrail’den bahsedilmemesi de oldukça politik.

Hala Eid AlnajiNazeh’in Sözlüğü: Yerinden Edilmenin Dili
Varlığın yeniden inşası

İkinci katta çoğumuzun artık aşina olduğu bir kıyı kenti olan Gazze’nin haritasını görüyoruz. Bu, nakışlı bir harita. Deniz, tül bir kumaşla beliriyor. Üzerinde kâğıttan birkaç tekne yer alıyor. Haritanın bazı noktalarında dikiş atılarak işlenmiş çiçekler, çadırlar, kumaşlar, sargı bezleri, yardım çuvalları, yüzler ve çeşitli simgeler var. Her biri, Hala Eid Alnaji’nin Kahire’de bir araya getirdiği sanatçıların acılarını, kayıplarını, korkularını nakşettikleri yara izleri. Alnaji, Nazeh’in Sözlüğü: Yerinden Edilmenin Dili adlı bu çalışmayı şöyle anlatıyor: “Burada iplik güzelleştirmiyor; ortaya çıkarıyor, bağlar kuruyor ve bugünün Gazze’sinin sadece bir toprak parçası değil, aynı zamanda yokluğu reddeden açık bir yara ve canlı bir varlık olduğunu onaylıyor. Bu, coğrafyanın yeniden inşası değil, yara izleri aracılığıyla varlığın yeniden inşasıdır.”

Gazze Bienali, tüm dünyanın gözü önünde yaşanan bir soykırımın temsili ya da hikâyesi değil. Sadece yaşananları anlatan, gözler önüne seren bir sergi de değil. Her şeyin farklı olabileceğine dair bir zemin üreten, temel atan bir dayanışma ve mücadele ağı. Farklı coğrafyalarda ortaya çıkan bir aradalıkları toplayan, toparlayan bir hareket. Kendi üretim koşullarını yaratan bir direniş biçimi ve Gazze Bienali herkesi bu direniş çemberi etrafında konumlanmaya davet ediyor. 19 Eylül – 8 Kasım tarihlerinde, yedi hafta boyunca, Depo’da, film gösterimleri, şiir akşamları, müzik dinletileri ve performanslar düzenleniyor. Depo’da gerçekleşecek bu kamusal programa ek olarak Gazzeli sanatçılarla yerinde sohbetler de düzenleniyor. Bu haftanın etkinliklerini buradan takip edebilirsiniz. Yazıyı, Gazze Bienali kolektifinden bir alıntıyla sonlandırmak istiyorum: 

“Hiçbir savaş hayalperestlerin hayallerini durduramaz, hiçbir tahakküm mekanizması yaratıcıların kalplerindeki ve zihinlerindeki ışığı söndüremez.”
— Gazze Bienali Kolektif Bildirisi, 2024