“Hepimiz askerdeki gibi birtakım bölüklerde yaşıyoruz”: Murat Mahmutyazıcıoğlu ve Deniz Karaoğlu ile “Kader Can”ı konuştuk

Kader Can, yerli sahnenin şüphesiz en başarılı ve üretken yazarlarından biri olan Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun altıncı oyunu. 21 yaşında yolu askere düşen rap aşığı bir gencin hikâyesini müthiş keyifli anlara da yer vererek anlatan tek kişilik oyunda Deniz Karaoğlu da kusursuz bir performans sunuyor. Tiyatro sahnesinin iki yetenekli ismiyle Kader Can’ı, oyunun doğuşunu, üç ay “askerlik” gibi geçen prova sürecini konuştuk.

Röportaj: Hande Sönmez – Fotoğraf: Nazlı Erdemirel

Murat; Kader Can senin kaleme aldığı altıncı oyunun. Bu askerlik hikâyesi hep aklında olan bir hikâye miydi? Çok kabaca yazım sürecini merak ediyorum aslında…
Murat Mahmutyazıcıoğlu
: Son oyunum Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin sahnelenmeye başladığında (2016 sonu) askerlikle ilgili bir şey; daha doğrusu tek kişilik bir şey yazmak aklımda olan bir şeydi. İki sene önce de Almanya-Türkiye arası yazarları buluşturan bir atölyeye katılmıştım. Orada herkes kurgu olmayan bir metin yazacaktı; ben de askerlik anılarımı yazdım. Sonra Kader Can’ı oluştururken o anılar kafamda dolandı dolandı ve geçen Ağustos ayında oyun ortaya çıktı.

Peki askerlik anılarının ne kadarı sirayet etti metne?
M.M.
: Bir fon olarak benim anılarım var metinde, evet. Ankara’da geçmesi ve içinde yer alan bazı karakterler benim hikâyemle elbette bazı benzerlikler taşıyor. Yani izleri var tabii ki ama tamamen benim anılarım değil; bu bambaşka bir hikâye ve karakter; bu Kader Can’ın hikâyesi.

Murat Mahmutyazıcıoğlu-Kader Can

Bu soru ikinize de; sizce hayatın kendisiyle ne kadar aynı ya da farklı askerlik?
Deniz Karaoğlu:
Oyunun prova sürecinde Murat şöyle bir şey söylemişti, çok kafamda yer etti: Aslında şehirde yaşamanın da küçük bir askerlik koğuşunda yaşamaya dönüştüğünü söylemişti. En küçük birlik olan ailelerden başlayarak, o hep sorulan “Nerelisin?” sorusundan başlayarak şehirde bir koğuş hayatı yaşadığımızı söyleyebiliriz.
M.M.
: Benim bu bahsettiğim atölyede yazdığım askerlik anısında da vardı: Özellikle Gezi sürecinden sonra toplumun bir şekilde ayrıştırılıp, herkesin birtakım bölüklere hapsedildiğini düşünüyorum. Oyunda da çok kalın altını çizmeden kendi bölüğünden sivil hayatta da çıkamayan, belki de çıkamayacak bir sürü insandan birinin hikâyesini izliyoruz. Hayalleri var ama bir şekilde bu hayallere bir format atılıyor. Birisi yazmıştı hoşuma giden bir laf; Askerlikte bir format atılıyor ve sonra kalabalığın içinde kayboluyorsun.

Metinde “ismini bile bilmediğin insanların rüyalarına ortak olmak” diye tanımladığın askerlik arkadaşlığı aynen bu özetlediğin gibi aslında. Birbirine çok uzak dünyalarda yaşayan iki insan çok değişik bir bağ kurabiliyor. Sen nasıl değerlendiriyorsun bu bağı, bu askerlik arkadaşlığını?
M.M.:
Ben askere giderken zorlu koşullara uyum sağlayamayacağımı düşünmüştüm ama koşulları kabul ettiğim zaman benim için her şey çok kolaylaştı. Ben çok keyifli anlar yaşadım, çok eğlendim zaten oyunda da çok keyifli anılar var. Çok değişik yerlerden insanlarla tanışıyorsun. 20 ile 40 yaş arası pek çok insanın normal hayatta sakladığı her şeyi orada görüyorsun. Bizim toplumda bir erkeği saydam görmek oldukça enteresandır ya hani… Bir erkek olmak için dünyaya gelmiş ama bunun içinde bocalayan insanları görüyorsun ve haliyle de kurduğun bağ farklılaşıyor. Bir de herkes keyifli anıları anlatır askerlikle ilgili ama aslında kimse için o kadar keyifli geçmemiştir. Daha çok herkes kendi erkekliğini kabul ettirme derdinde ve bu aslında çok zor bir şey.

“Kader Can da büyük umutlarla geliyor ve askerlikte geçirdiği süre hayatta ezbere kabul ettiği şeyleri çözmekle geçiyor; ezbere bir milliyetçilik ve ezbere bir şiddet…” – Murat Mahmutyazıcıoğlu

“…oyunda yer alan tüm karakterleri oynayacağımı bilmiyordum, aslında onları Kader Can anlatacak zannetmiştim.” – Deniz Karaoğlu 

Deniz Karaoğlu-Kader Can

Deniz, senin “Kader Can” ile kurduğun ilişki bu yolculuk boyunca nasıl değişti ya da değişti mi?
D.K.:
Kesinlikle çok değişti. Ben metni ilk okuduğumda ilk bir saat çok eğlenmiştim. Provaya başladığımda da o eğlenceyi taşıyarak prova yapıyordum ama süreç içinde bu değişti. Bir de tabii ben oyunda yer alan tüm karakterleri oynayacağımı bilmiyordum, aslında onları Kader Can anlatacak zannetmiştim. Kader Can’ın annesiyle ve kız arkadaşıyla tanışmak, onları da oynamak beni çok daha farklı yerlere götürdü. Ayrıca oyunun çıkışına yakın Kader Can’ın agresyon ve isyanla bağını kurunca karakteri ele alışım daha farklı seyretti.

Sizce Kader Can nasıl evrildi peki oyun boyunca?
D.K.:
Askere gitmeden önce enerjisini kelimelere, şiire verip, agresyonunu bile dışarıya şiirle aktarırken; askerdeyken dövüşmeye sonra sessizliğe sarıldı. Daha içine kapanık bir hale geldi. Dönünce zaten “Bir süre kelime tasarrufu yapıyorum, birkaç ay belki daha fazla” diyor oyunun sonlarına doğru. Tam olarak buna döndü.
M.M.
: Askerliğin bence öyle genel bir amacı var. Okul ve aile gibi herkesin alıştığı genel kuralları devam ettirmek için oluşturulan bir kurum olarak görüyorum ben. Buna ayrıksı durduğun zaman toplumun içinde kabullenilmiyorsun. Bu arada tabii biz ciddi ciddi konuşurken oyunun tüm bunları keyifli anlattığını es geçmeyeyim. Kader Can da büyük umutlarla geliyor ve askerlikte geçirdiği süre hayatta ezbere kabul ettiği şeyleri çözmekle geçiyor; ezbere bir milliyetçilik ve ezbere bir şiddet… Askerden döndükten sonra hayatın ağırlığı üzerine atılıyor. Yaşamak ve hayatta kalmak en büyük amacı oluyor.

Metinde yer alan rap parçaların sözleri de sana ait. Ne düşünüyorsun Türkiye’deki rap’in yeri ve yükselişi konusunda?
M.M.:
Ben askerdeyken Ceza ve Sagapo vardı hepimizin bildiği. Tabii ki Ezhel de çok büyük ilham oldu; çok kişisel şeylerini anlatıyor ve bu çok kıymetli. Oyunla ilgilenmeye başlayınca çok iyi müzisyenler olduğunu fark ettim. Kader Can gibi hayali olup onu gerçekleştirenler de var. Söylenmemiş birçok şeyi söyleyenler var. Yer altında üreten, başını eğmeden bir şeyleri söylemeye çalışanlar var. Hepsine çok saygı duyuyorum.
D.K.:
Benim de bu oyunla daha çok içine daldığım bir müzik türü oldu rap… Son 2-3 gündür de 1800’lerdeki Osmanlı ile ilgili bir şeyler okuyorum nedense. Bir şey fark ettim; aslında maniler, naralar, atışmalar gibi yollarla kendini söz ve şiirle ifade etmek o zaman da varmış. İçerik aynı ama format değişti. Daha agresif bir yere gitti. Bizim topraklarımızda çok önceden olan bir şeymiş aslında.

Deniz, bedensel olarak çok zorlayıcı bir performans sergiliyorsun. Nasıl hazırlandın? Prova süreci nasıl geçti?
D.K.:
Biz oyuna başlarken, dekor olarak sadece tek bir küp kullanacağımız belli değildi. Sonra Gizem Bilgen geldi bizim hareket koordinatörümüz ve o bizim kafamızı çok açtı. Onun üzerine öyle bir yol ve disipline girdik. Murat zaten çok sağlam bir rejisör. İstediğini almadan asla bırakmıyor. Bir oyuncunun başına gelebilecek en güzel şeylerden biriydi. Murat’ın provalarda karşımda sürekli yemesini saymazsak, harika bir süreç geçirdik!

Aranızda çok güzel bir sinerji var. Başa dönecek olursak nasıl buluştunuz bu oyun için?
D.K.:
Bir gün Murat beni arayıp metni okumamı istedi. Ben 21 yaşında bir çocuğun hikâyesi olduğunu görünce; fikrimi sormak için arıyor sanmıştım.
M.M.:
Bir gün benim eve geldi Deniz, oyunu çok güzel okudu. Oynadı. Ve çok iyi oynadı. Biz de Başak’la (Kıvılcım Ertanoğlu) birbirimize baktık “evet bulduk” der gibi. Zaten ben audition yapmıyorum.

Peki size oyunla ilgili gelen tepkiler nasıl? Sadece size direkt gelenler değil de okuduklarınızdan nasıl şeyler görüyorsunuz?
D.K.:
Bize gelen tepkiler son derece olumlu. Murat’ın kalemini bilmeyip de gelenler ve çok etkilenip “kim bu yazar” diye soranlar var. Bir de Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin’i izleyip gelenler var. Tabii Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, kadınları anlatan bir metindi. Burada ilk defa bir erkek dünyasına yoğunlaştı. Belki kadın hikâyesi bekleyenler beklediğini bulamıyor olabilir ama genelde dediğin gibi çok iyi şeyler duyuyoruz.

Instagram’daki “Kötü Oyun Kotası”nın değerlendirmesinden de başarıyla geçtiniz…
D.K.:
Evet senenin en iyi şeylerinden biri oldu o da diyebilirim.
M.M.:
Evet mutlu etti bizi onun yorumu da. Bir rahat nefes aldık. Bu benim yazdığım altıncı oyun, oynadığım da 10 oyun var. Her türlü eleştiri ve yoruma çok alışkınım. Fakat bu sefer şöyle bir hassasiyetim var; herkes Kader Can’ı çok sevsin istiyorum. Deniz çok iyi oynuyor. Benim de çok şey öğrendiğim bir oyun oldu. Deniz’in de bahsettiği gibi Gizem’in yönlendirmeleri oyuna bir gömlek atlattı diyebilirim. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin’e başlarken de demiştim; sonuçta bir perde var sadece oyunda. Biz bu oyunu beş kişiye de olsa oynayalım ve bizim gibi düşünmeyen insanlara, daha önce ulaşamadığımız insanlara da ulaşalım. Kader Can için de aynısını söylüyorum; altı kalın çizgilerle çizilmemiş şeyler anlatıyor. Bunu mümkün olduğunca insana anlatabilirsek, oyundan çıkıldığında böyle bir insan var diyebiliyorsa seyirci, benim için tamamdır.

*Kader Can, 3 Mart ve 24 Mart tarihlerinde Toy İstanbul‘da izlenebilir.

Murat Mahmutyazıcıoğlu-Deniz Karaoğlu-Kader Can