islandman ile yeni albümün hikâyesi: Başlangıçlar, yapbozlar ve yeni bir ses kimliği

Röportaj: Cem Kayıran - Fotoğraf: Laura Martinova

islandman her yeni albümüyle, grupça içinden geçtikleri dönüşüm süreçlerini tarihe not düşmeye devam ediyor. Grubun Berlin’de inşa ettiği stüdyosundaki uzun doğaçlama seanslarının işlenmesiyle hayat bulan Island5 albümü de bu anlamda bir istisna değil. 

Psikedelik dans müziğinin geçmişinden çokça ilham alan üçlü, bu kez pusulayı Anadolu’ya çevirmiş; özellikle “Cool Saz” ve “Ala Geyik” gibi parçalarla. İşitsel atmosferle şahane bir uyum yakalayan kapak görseli de geçtiğimiz yıl André 3000’ın New Blu Sun albümünün kapak tasarımını yapan Bráulio Amado’dan. Ayrıca Island5, islandman’in adını 2018 tarihli albümünden alan yeni plak şirketi Rest in Space Records’ın da ilk yayını.

15-18 Ekim’de Montreux Jazz Festival’ın residency programına konuk olacak islandman’den Tolga Böyük ile yeni albümü ve Berlin’deki stüdyo atmosferini konuştuk. Sohbetimize albümün kayıt sürecinden grup üyeleri ve Yeşim Koçal Böyük’ün kadrajına takılan kareler eşlik ediyor.


“Müziğimizi yayımlandıktan sonra onu bir daha değiştiremeyeceğimiz gerçeği beni hep biraz heyecanlandırmıştır. Roket yapıp uzaya atmak gibi.”

islandman, tek başına looplarla oynadığın zamanlardan beri daimi olarak kendini yeniden şekillendiriyor. Bazen deneyimli gruplar “ilk albümdeki enerjimizle stüdyoya girdik” minvalinde klişe şeyler söyler; sanki sizin özelinizde her albüm kendi enerjisini de beraberinde getiriyor. Island5 albümü, yaratıcı sürecinde daha önce açmadığınız ne gibi kapılara, girmediğiniz ne gibi patikalara çıkardı sizi?

Yaklaşık on yıllık bir serüvenin ardından Island5 bizim için her şeyiyle yepyeni bir başlangıç. Kendi labelımız Rest in Space Records’ın da yayımladığı ilk albüm. Yaratım sürecinde hiç olmadığı kadar birlikte vakit geçirdik ve kendimize hep hayal ettiğimiz bir yaratım alanı kurduk. Daha önceleri bolca kullandığımız sample dünyalarında kopup, bir trio olarak daha çok enstrüman çaldığımız, daha çok deneyler yaptığımız, islandman’in yeni ses kimliğini dizayn ettiğimiz bir süreçti.

Berlin’de yeni bir stüdyo inşa edip bu albümü yarattınız. Islandman’in genel olarak mekânla kurduğu ilişki neye benzer? 

Bizim için stüdyo bir odadan öte bir başlangıç noktası. Odadaki küçük detaylar, çizimler, kokular… Her şey yaratım sürecini doğrudan etkiliyor. Bir melodi ya da bir söz yazarken etraftaki en ufak şey bile bir ilham verebiliyor. 

Şarkılar doğaçlama seanslarının çıktıları aslında. Kayıtları işlerken nasıl bir yaklaşımınız olduğunu merak ediyorum. Uzun konuşmalar, yapbozlar üretim pratiğinizin parçası mıdır?

Evet, uzun konuşmalar ve yapbozlar oldukça büyük bir parçası. Fikirlerimizi tek tek kaydedip sıkılmadan saatlerce denediğimiz bir süreç oluyor. Bazen birimizin bir cümlesi parçayı tamamen başka bir yola doğru çekiyor. Ama en çok, geceleri stüdyodan çıkıp eve yürürken (ve yaptıklarımızı dinlerken) son kararları aldığımızı hatırlıyorum. Kayıtlar sırasında çok fazla enstrüman, pedal, efekt ve varyasyonlar denedik. Kimi zaman yüz kere kaydedip en başta yaptığımız kayıtlara döndük. Müziğimizi yayımlandıktan sonra onu bir daha değiştiremeyeceğimiz gerçeği beni hep biraz heyecanlandırmıştır. Roket yapıp uzaya atmak gibi. Eve gidip yattığımda bile neredeyse bir saat proje dosyası gözümün önünden gitmiyor. Aklıma gelen bazı fikirleri kaydedip öyle uyuyabiliyorum. 

islandman diskografisinin muhtemelen en melodik, ilham reçetesinde Anadolu’nun en belirgin olduğu albümü bu. Bu, bilinçli bir araştırma ve referans sürecinin sonucu mu, yoksa doğal bir akış mıydı? 

Anadolu ilhamları islandman için hep doğal bir akıştan müziğimize yansıdıysa da geriye dönüp baktığımda bu ilhamı takip etmek için ne kadar çok çalıştığımızı görüyorum. VEYasin’le birlikte Orta Asya’ya yaptığımız yolculuklardan, AIR ANATOLIA projesinde Cahit Berkay ve Ahmet Güvenç gibi büyüklerimizden el almaktan, Okay Temiz gibi bir müzisyenle Direct to Disc tekniği ile albüm kaydetmeye kadar…  Tüm bu yolculukların ve deneyimlerin islandman müziğinde kendinden doğal olarak yer bulması beni çok mutlu ediyor.

Albümün en güzel sürprizlerinden biri “SLWLY”. En azından önden paylaşılan dört teklinin ardından “sürpriz” diyeyim. Sersemletici Akdeniz dalgalarını hissettiriyor ama bir yandan 70’lerin ilk yarısında Köln’de bir ses laboratuvarında analog ekipmanlarla oynama simulasyonu gibi de. Albümün geri kalanıyla nasıl bir diyalog kurduğunu düşünüyorsunuz?

Hepimizin soğuk bir mart günü camdan içeri vuran kış güneşi ile farklı bir salınıma geçip ‘SLWLY’ parçasını bestelediğimizi hatırlıyorum. Sanki albümün genelindeki koşturmayı dengeleyen, farklı ses diyarlarına geçiş bileti gibi bir parça. 

Kapak görseli pek çok belirsizlik ya da yoruma açık nüans barındırıyor ama bakanın içini ferahlatan bir etkisi olduğu kesin. Bu görselde sizi çeken ne oldu? 

Island5 kapak görselinin tasarımcısı Bráulio Amado; New York merkezli, özellikle abstrakt afiş ve poster tasarımlarını çok sevdiğimiz bir sanatçı. Kendine has bir stili var ve bu tasarımın bir yerine de eski albümlerimizde hep kullandığımız papağan görselini ekledi. Sanki yepyeni bir adaya gelmiş etrafını huzurla gözlemleyen bir papağanı andırıyor bana. 🙂

Konserlerde yeni albümden parçalara gelen tepkiler nasıl? Prodüksiyon sürecinde işin canlı performans kısmı ne kadar belirleyici oluyor? 

Yapım aşamasında, “Bu parçayı canlıda nasıl çalarız?” sorusu hep bizimleydi. Şimdi yeni bir öğrenim süreci başlıyor bizim için. Bu albümün çalabildiğimiz en iyi versiyonuna ulaşmak için. Önümüzdeki turne, bu albümün turnesi; sonuna geldiğimizde içselleştireceğimiz ve çok zevk alacağımız yeni sekiz parçamız olacak.

Island5 sonrasında gündeminizde ilgi çekici hareketlilikler var. Bu sene tekrar Montreux Jazz’a dönüyorsunuz, üstelik bu kez festivalin residency programının bir parçası olarak. Sonrasında kasımda yolunuz, geniş çaplı bir turne için Japonya’ya düşüyor. Nasıl hisler içindesiniz? Bu karşılaşmalara dair sizi en çok ne heyecanlandırıyor?

Montreux bizim için çok özel; oraya ilk gittiğimizde hayatımızda yeni bir sayfa açılmıştı. Bu kez festivalin residency programının bir parçası olarak dönmek ayrı bir mutluluk. Japonya ise gerçekten çok uzun zamandır bizi en çok heyecanlandıran yer. Dört – beş ay önce gezmek için gidip her ânında çok etkilenmiştim. islandman ile ilgili hayaller kurmuştum. Müziğimiz orda nasıl duyulacak, nasıl bir etkileşim olacak, çok merak ediyorum.