Record Store Day şerefine 3 koleksiyoncunun plak macerası: Murat Meriç, Mete Avunduk ve Cem Yılmazer

Bugün Record Store Day! 2007 yılından bu yana kutlanan bu özel günde, tüm bağımsız plak dükkanları, özel etkinlikler düzenliyor ve müzikseverlerle buluşuyor. Ayrıca, sanatçıların birçok reissue ve bu güne özel basım plakları da dükkanlardaki yerini alıyor.Biz de İstanbul’da yaşayan ve en az 20 yıldır plak meselesine gönül vermiş 3 isimle, yani Mete Avunduk, Murat Meriç ve Cem Yılmazer’le Babylon Dergi için yaptığımız röportajları bugün bir kez daha hatırlayalım dedik!

Yazı – Röp: Cem Kayıran – Fotoğraf: Begüm Yamanlar

Babylon Dergi No:25’ten alınmıştır

Murat Meric_1

Murat Meriç ”Her şeyin bir plağı var” Murat Meriç’in kim olduğundan bahsetmeye gerek yok. Türkiye’de müziği takip eden, müzik üzerine biraz kafa yoran insanların hemen hepsi Murat Meriç’ten ve birikiminden haberdardır muhtemelen. Senelerdir yaptığı radyo programlarından yazdığı enfes müzik yazılarına, yüzlerce kişinin ufkunu müzikle açan Murat Meriç’in bir hayli ilginç bir plak koleksiyonu da var. Kadıköy’deki üç kedili evinde koleksiyonunu görmeye gittiğimiz zaman, evden taşınmak üzere olduklarından bahsetti Murat Meriç. Tabii konumuz plak olduğu için de en büyük merak konusu bu plakların yeni eve nasıl taşınacağı oldu. Zira semt değiştirecek olan plakların sayısını Meriç kendisi de bilmiyor. ‘’Hiçbir zaman saymadım plaklarımı, saymanın bir manası yok her zaman artıyorlar’’ diyen Murat Meriç’in evinin salonunda boylu boyunca karşımızda duran plaklar, koleksiyonunun yalnızca bir kısmını oluşturuyormuş. Ağırlıklı olarak belgesel plakları toplamayı seviyor Murat Meriç. Örneğin plaklara hızlıca göz gezdirdiğimde dikkatimi ilk çeken plak bir Ajax-Juventus maçı plağıydı. Ajax’ın İtalyan devini 2-0 yendiği bir maçın anlatımının plağı yani! Şaşkınlığımı fark eden Meriç, bunun aslında çok yaygın bir plak türü olduğundan bahsederken de epey ilginç bir örnek verdi: ‘’Fenerbahçe-Galatasaray plağı var bir tane, ön yüzünde Fenerbahçe yeniyor; arka yüzünde Galatasaray!’’  Koleksiyondan ilginç örnekler  Belgesel plak, koleksiyon yapmak için gerçekten uçsuz bucaksız bir alan. Zira aklınıza gelebilecek hemen her şeyin bir plağı var. Bu alana olan ilgisini de üniversitede ders aldığı Mehmet Alkan’a borçlu olduğunu belirtiyor Murat Meriç. Vakti zamanında İstanbul Üniversitesi’nde Türkiye Tarihi dersi aldığı Alkan’ın dersleri plaklar eşliğinde anlatmasından etkilenen Meriç, belgesel plaklara böyle merak duymuş. Bu merakın ardından da bu koleksiyon ve şu sıralar kitabını da yazmakla uğraştığı Şarklı Memleket Tarihi projesi ortaya çıkmış Murat Meriç’in koleksiyonundan birkaç örnek sanırım bu alanın sınırsızlığı hakkında ipuçları verecektir. Eski İstanbul Belediye Başkanı Fahri Atabey’in 22 Haziran 1973 yılında mecliste yaptığı konuşmanın plağı, koleksiyonun en şaşırtıcı parçalarından biri. Bu plağı ilginç kılan detaylardan biri; bir propaganda konuşması olan bu konuşmanın İstanbul Belediyesi tarafından bastırılmış olması. Plağın üstünde belediyenin logosu bile var! Bir de söz konus kayıt DRFA-01 şeklinde kodlanmış. Serinin devamının gelmesi planlanmış belli ki, ama Meriç sonradan bu tür plaklar yayınlanmadığını tahmin ettiğini söylüyor. Tabii ki bir de eşine az rastlanır bir hikayesi olan Cumhuriyet’in 50. Yılı Övgüsü isimli bir plak var. Meriç’in anlattıklarına göre, Vedia Koyunoğlu bir müzik öğretmeni, 1970’li yıllarda kendi yazdığı marşı plağa kaydederek gönderebildiği bütün okullara göndermiş. Söz konusu koleksiyonda yer alan plak da, müzik öğretmeni tarafından Esma Sultan ilkokulu’na gönderilmiş. Fakat okulun müdürünün kabul etmeyerek geri dönderdiği plak, zarfı hiç açılmamış bir şekilde elden ele dolaşmış ve son olarak Murat Meriç’in plak koleksiyonundaki yerini almış. Zarfın üstünde okul müdürünün imzasını görmek mümkün! İstanbul’dan Sesler isimli plak da kapağıyla ilgimi çekiyor. Murat Meriç’in belgesel plak konusunda anlattıklarının ardından, söz konusu albümle ilgili yaptığım tahminler de doğru çıkıyor. 1960’lı yıllarda Amerikalı birinin İstanbul sokaklarındaki sesleri kaydetip yayınladığı plakta kedi kavgasından pazarlığa kadar İstanbul sokaklarından yükselen farklı sesler bulunuyor. Ünlü İngiliz yazar Arthur Hailey’nin ‘’Kökler’’ kitabını nasıl yazdığını anlattığı bir plak, şairlerin kendi sesleriyle kendi eserlerini okudukları plaklar, Che’nin çeşitli konuşmalarının olduğu plaklar, eski spor spikeri Ali Kocatepe’nin kendi sesiyle 1971 sezonundan en güzel golleri anlattığı plak, Şili halkıyla dayanışma gecesinin plağı diye uzayıp gidiyor bu liste. Murat Meric_11 Yerli plak satıcıları da bu koleksiyona destek oluyor Murat Meriç’in belgesel plaklara olan ilgisi, plak satıcıları arasında da yaygın şekilde biliniyor. ‘’Benim sevebileceğim bir şey ellerine geldiği zaman mutlaka haber verir ve bir kenara ayırırlar’’ diyen Meriç, Türkiye’de en çok Dip Sahaf, Kontra Record Store ve Zoltan Records’tan alışveriş yapıyormuş. Yurt dışında da plak alışverişi için favori şehirleri Berlin ve Amsterdam. Bir keresinde Paris’ten İstanbul’a dönerken yalnızca plaklar için ekstra bavul aldığını anlatan Meriç’in koleksiyonunda belgesel plaklar dışında yerli 45’likler ve uzunçalarlar da fazlaca yer kaplıyor. Özellikle yerli 45’liklerde çok seçici davranmadan koleksiyonuna ekleme alışkanlığı olduğunu vurgulayan Meriç, yabancı albümlerde de bilip sevdiği albümleri tercih ediyor. Bu noktada da Bruce Springsteen, Leonard Cohen ve Bob Dylan gibi isimleri birkaç kez sayıyor. Plak koleksiyonculuğunun en güzel yanının varlığından bile haberdar olmadığınız kayıtlara ulaşmanın heyecanı olduğunu söyleyen Meriç’e göre plak koleksiyonculuğunun altın kuralı, plakları sevmek. Bunu öyle basit bir şekilde ‘’sevmezsen yapamazsın’’ mesajıyla söylemiyor Murat Meriç. Zira kendisinin plaklara olan sevgisi de sıradan bir sevgi değil. Bazı albümlerden bahsederken gözlerinin içinin parladığını, suratında kontrol edemediği bir tebessümün oluştuğunu görmek mümkün. Sohbetimiz sırasında bahsi geçen albümleri, o saniyede devasa arşivin içinden çıkarıp önüme uzatırken de bu paylaşımdan çok samimi bir heyecan duyduğunu görebiliyorsunuz. Klişe tabirle, albümleriyle bol hikayeli, çok fazla duygunun ağır bastığı ilişkiler kuruyor Murat Meriç. Titizlikle ve fazla mesaiyle oluşturduğu plak koleksiyonu, belli ki çok uzun süredir onun için bir yaşam tarzı haline gelmiş. Çalışırken daha çok Cohen ya da 30’lardan 40’lardan kayıtlar dinlerken, ev işleri yaparken 80’ler disko kayıtlarını dinleyen Murat Meriç, anlatacak çok fazla şeyle dolu. Futbol takımı için hazırlanmış bir kağıt plaktan, kapakları korkunç olduğu için aldığı yerli 45’liklere, korsan plak döneminden onlarca farklı korsan şirketin baskılarından, en büyük tutkularından Brecht hakkında aklınıza gelebilecek her şeyin plağına uzanan bu koleksiyonun bir kısmını, Murat Meriç’in çeşitli üniversitelerde düzenlediği Şarkılı Memleket Tarihi seminerlerinde ya da sadece plak çalarak gerçekleştirdiği DJ setlerinden birinde duymanız mümkün! Cem Yilmazer_02 Cem Yılmazer ”Plak, bir kimlik kartıdır” Türkiye’de koleksiyonerliği kendine bir meslek olarak edinmiş, hayatını yaptığı koleksiyonlar sayesinde yenilikler keşfetmeye, yeni insanlar tanımaya adamış ender insanlardan biri Cem Yılmazer. Özellikle syntheziser’la yapılmış müzikler üzerine bir plak koleksiyonu ve eşine az rastlanır syntheziser koleksiyonu hakkında methiyeler duyduğum Yılmazer’le tanıştığımda, bana anlatılanların çok daha fazlasıyla karşılaştığımı anladım. Bostancı’daki deposunda bizi ağırlayan Yılmazer’in keşfettiğiniz zaman sizi de hayretlere düşürecek çeşitli koleksiyonları var. Cem Yılmazer’in plak ve syntheziser koleksiyonu dışında tutkuyla bağlı olduğu başka koleksiyonları da var. Sinema – Televizyon mezunu olan Yılmazer, fotoğraf makineleri ve lensler konusunda da epey hassas. Tüm dünyada sadece 50 adet üretilmiş ya da devasa boyutlardaki lensler, deponun hemen her yerinde karşımıza çıkıyordu. Ayrıca bir dönem araba koleksiyonu da yapan Yılmazer, arabaları otoparkta parçalayıp, eve çıkarıp parça parça boyayıp, sonasında tekrar otoparkta birleştirdiğini yine tutkuyla anlatıyor. ‘’İnsanların yılanlarla ilgili olumsuz bir algısı vardı, ben buna inanmadım ve onları tanımak istedim’’ diyen Yılmazer, bir dönem yılan koleksiyonu da yapmış. Ayrıca eski paralar, kanaryalar, pullar ve daha nice obje, Yılmazer’in büyük bir heyecanla koleksiyon haline getirdiği şeyler. 1980’li yıllarda henüz ortaokulda öğrenciyken aldığı Jean Michel Jarre’ın Oxygen plağıyla başlamış Yılmazer’in plak koleksiyonu. Özellikle italo disko, new romantics, 70’ler funk, synth pop gibi syntheziser’ın ana enstrümanı olduğu müziklere meraklı olduğu için bu alanda epey derin bir koleksiyonu var. Duran Duran, Kraftwerk, Inxs, Talk Talk gibi grupların albümleri, bu koleksiyonda gözümüze ilk takılan albümlerden. ‘’Ben kova burcuyum, sınırsızlığı seven bir insanım’’ diyen Yılmazer, söz konusu albümlerde duyduğu sesleri bulmak amacıyla çıktığı yolculukta, şu an 250 civarında analog syntheziser’dan oluşan koleksiyonuna başlamış. Yılmazer’in deposunda Minimoog’dan Jupiter 8’e kadar, bugüne kadar hep sanal ortamda gördüğüm syntheziser’lar yanyana duruyor. Yılmazer, dijital çağın getirdiği olumsuzluklardan canı çok sıkılmış bir koleksiyoner. Plak ve analog kültürün, insanları bir araya getiren unsurlar olduğu görüşünde. Eskiden evlerdeki katlı katlı müzik setlerinin öneminden bahsederken, o günleri ne kadar özlediğini anlamak hiç de zor değil. İnsanların evlerine geldiklerinde müzik setlerinin karşısına oturup plak dinlediklerini ve bunun da her evde bir müzik kültürü olmasını sağladığının altını çiziyor Yılmazer. ‘’Kimse telefonundan kulaklıkla mp3 dinlemiyordu’’ diyen Yılmazer, plağın sadece kulağa değil bütün duyulara hitap eden bir olgu olduğunu söylüyor. Grup ve müzisyenlerin en önemli kimlik kartlarının plaklar olduğunu belirten Yılmazer, plakların kapaklarında yazan enstrüman ve ekip bilgilerinin, dinleyicilerin grupla daha samimi ilişkiler kurmasını sağladığını belirtiyor. Hiçbir zaman sıkı bir heavy metal ya da hard rock dinleyicisi olmamasına rağmen Iron Maiden’ın kadrosunun tamamını bilmesini de bu kültüre bağlıyor. İnsanların o zamanlar plaklar hakkında, müzik hakkında uzun sohbetler yaptığını anlatırken Yılmazer’in gözleri uzaklara dalıyor. Cem Yilmazer_04 Şimdilerde plak alışverişi için genellikle Kadıköy’ü tercih eden Cem Yılmazer, eskiden Bağdat Caddesi’nde yer alan Cem Müzikevi, Oktay Müzikevi ve Metronom Müzikevi gibi dükkanlardan alışveriş yapıyormuş. New York’ta yaşadığı dönemde de koleksiyonunun önemli bir kısmını toplamış. ‘’Bazı günler saatlerce plak bakmaktan boynum tutulurdu’’ diyen Yılmazer, ZZ Top grubunun ismiyle ilgili de harika bir hikaye anlatıyor. Amerika’daki plak dükkanlarında milyonlarca plak olduğu için aranan albümün bulunması saatler sürebiliyormuş. Bu sebeple grup, ismini her dükkanda en sonda olacak şekilde ZZ Top olarak isimlendirmiş. Bu hikayeyi anlatırken bile heyecanlanan Yılmazer’in söz konusu kültüre bağlılığı neredeyse hiçbir zaman görmediğim büyük bir tutkuya dönüşmüş. Şimdi de plak dükkanlarına gittiği zaman, kendisi gibi orada saatler geçiren ve ‘’kendisi gibi hasta’’ olduğunu düşündüğü insanlarla tanışıp sohbet etmekten keyif aldığını anlatıyor. Koleksiyonculuğun bir hobi olduğunu söyleyen Yılmazer, hobisi olmayan insanların tehlikeli ve yalnızlığa mahkum insanlar olduğunu düşünüyor. Bugün toplumumuzda insanları bu denli birbirinden uzak kılan şey de Yılmazer’e göre hem analog kültürlerin bu denli geri plana atılması hem de insanların hobi sahibi olamayacak kadar meşgul olduklarını düşünmesi. Plak koleksiyonculuğunun gidip plağı alıp eve koymaktan ibaret olmadığını vurgulayan Yılmazer, plak satın almak için evden Kadıköy’e doğru yaptığı yolculuk sırasında bile yeni hikayeler duyduğunu, yeni insanlar tanıdığını söylüyor. Plağın yalnızda petrolden yapılmış bir yuvarlak olmadığını söyleyen Yılmazer, bu kültürün yeniden doğmasını iple çekiyor. Koleksiyonuna böylesine bir tutkuyla bağlı biri olarak, kendisine bazı albümlerin hikayelerini sorduğumda, tüm plaklarının kendisinin çocukları gibi olduğu cevabını veriyor. ‘’Bunlardan hiçbirini öne çıkaramam, hepsinin ayrı önemi, hikayesi var’’ diyen Yılmazer, maalesef toplumumuzda sayısı hızla azalan karakterlerden biri. Bir koleksiyoner olarak en sevdiği şey, sohbet etmek ve insanlara şaşırtıcı şeyler anlatmak. Bu sayfalara sığdırmanın mümkün olmadığı birikimi ve hikayelerini duymak, en önemlisi de gerçek bir koleksiyonerle tanışmak için Cem Yılmazer’in kapısını çalmaktan çekinmeyin. Zira o da sizi gördüğünde çok mutlu olacaktır. Mete_Avunduk_4 Mete Avunduk ”Plak özel bir şeydir, ödünç verilmez” Radyo programcısı, DJ, plak dükkanı sahibi ve her şeyden önce iyi bir dinleyici olan Mete Avunduk, Kadıköy’deki evinde tek kelimeyle nefesimizi kesen bir plak koleksiyonuna sahip. Koleksiyonun içeriğinin yanı sıra, Avunduk tarafından muhafaza ediliş biçimi ve düzenliliği gerçekten koleksiyondan gözlerinizi alamamanıza sebep oluyor. Tıpkı Murat Meriç gibi, Avunduk’un da koleksiyonunda kaç plak olduğuyla ilgili net bir fikri yok. Ama bir albümü sorduğunuz zaman nerede olduğunu çok iyi biliyor ve o saniyede albümü oradan çıkarıp önünüze koyabiliyor. ‘’Koleksiyonerliğin en önemli yanlarından biri de bu’’ diyor Avunduk, ‘’Bahsedilen albüm bende var demek yeterli değildir koleksiyoner için.’’  Mete Avunduk’un koleksiyon macerası 1986 yılında aldığı Mazhar Fuat Özkan plağıyla başlamış. ‘’Çıktığı hafta almıştım, çok heyecanlıydım’’ diye anlattığı plak, üçlünün ünlü albümü Vak The Rock. Koleksiyonundaki diğer plaklarda olduğu gibi, Vak The Rock’ı da hemen o kalabalıkta bulan Avunduk, koleksiyonun ilk parçası olan bu plağı büyük bir titizlikle koruyor. Aynı titizlik tabii ki koleksiyonun kalanı için de geçerli. Bir yatak odası ve salonun büyük kısmına yayılan plak koleksiyonu konusu, hemen her çeşit müzikten örnekler barındırıyor. Ersen & Dadaşlar, Timur Selçuk gibi yerli isimlerden, Slowdive, Cocteau Twins, Tim Buckley gibi grup ve müzisyenlere uzanan plak koleksiyonu, tıpkı Mete Avunduk’un plak dükkanı Vintage Records’ta olduğu gibi pek bilinmeyen, keşif albümler de barındırıyor. Mete_Avunduk_1 Müziğini pek bilmediği, yalnızca kapağını beğenip aldığı albümler olduğuna da değinen Avunduk, zamanla elinin bu tür albümleri daha çok almaya gittiğini belirtiyor. ‘’Sürprizleri seviyorum’’ diyen Avunduk için yeni müzik keşfetmenin kolay kolay sonu da gelmeyecek gibi görünüyor. Bit pazarlarından 1 liralık plaklar topladığını söyleyen Mete Avunduk, mümkün oldukça Kadıköy’ün köklü plakçısı Zihni Müzik’e de uğramayı ihmal etmediğini vurguluyor:‘’25 yıldır oraya uğruyorum, Zihni Müzik’te sizi şaşırtacak şeyler her zaman karşınıza çıkabilir, tabii yeterince zaman harcarsanız.’’ Koleksiyondaki plaklar ağzımızı sulandırdığından mıdır yoksa bu kadar düzenli durmalarından mıdır bilmem ama merak edip arkadaşlarına ödünç plak verip vermediğini sorduğum zaman hayır diyor Mete Avunduk. Bunun sebebi de plakları ödünç verilemeyecek kadar özel şeyler olarak görmesinden kaynaklanıyor. ‘’Arkadaşınıza bir plak verecekseniz, bu bir hediye olmalı’’ diyor. İşi gereği de plaklarla sürekli iç içe olan Mete Avunduk’un bu kültürle olan ilişkisi de kendine özgü bir biçimde. Bunu Avunduk koleksiyonundan bahsederken ya da bir plak seçip size gösterirken kesinlikle anlayabiliyorsunuz. Vintage Records gibi, İstanbul’daki sayılı plak dükkanlarından birinin, kendine ait arşivinin de bu denli etkileyici olması beklenirdi zaten!