Juana Molina, Dilan Balkay ve bu hafta başka ne dinlesek?
Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar
Haftanın yeni müzikleri: Juana Molina, Dilan Balkay, Helado Negro, Mavis Staples, Sarathy Korwar, Sessa, Oneohtrix Point Never, King Hannah, De La Soul ve dahası…
Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.

ALBÜM: Juana Molina – DOGA
(Sonamos)
90’lı yıllarda özellikle komedi dalında oyunculuk yaparken bu kariyeri, çok da isabetli bir kararla bir kenara atıp müzisyenliğe yönelen Arjantinli müzisyen ve besteci Juana Molina, uzuuun süren sessizliğini geçtiğimiz yıl tozlu raflardan çıkan bir EP ile bozmuştu. Müzisyenin nihayet kavuştuğumuz sekizinci stüdyo albümü de yaklaşık altı yıllık bir çalışmanın ürünü. Temelleri, Molina ve Odin Schwartz’ın Imrpoviset başlıklı doğaçlama konser serisi sırasında atılan albüm, evde olma hissiyle yoğurulmuş. Juana Molina’nın sarmal melodilerle inşa ettiği kurgular, akustik gitarla birlikte ağırlıklı olarak sequencer ve analog synthesizer’lar ile yeni bir çehreyle kana karışıyor. Yılın en iyilerinden, tartışmasız.
TEKLİ: De La Soul – The Package
(Mass Appeal)
Mass Appeal’ın New York hip hop müziğinin dev figürlerini kutladığı serisinde Mobb Deep, Ghostface Killah, Slick Rick gibi isimlerin ardından sıra yeni De La Soul albümüne geldi. 21 Kasım’da dinlemeye açılacak Cabin In The Sky, grubun 10 yıla yaklaşan aradan geri dönüşü anlamına da geliyor. Dinlemeye açılan ilk parça, prodüksiyonu Pete Rock imzası taşıyan “The Package”. Killer Mike, Yukimi ve Nas gibi konukların da katkılarını barındıracak Cabin In The Sky, grubun kurucu üyelerinden David Jude Jolicoeur’ün (Trugoy) 2023’teki ölümünün ardından kaydedilmiş ilk De La Soul albümü.

ALBÜM: Steve Gunn – Daylight Daylight
(No Quarter Records)
ABD’nin 21. yüzyılda çıkardığı en kendine has besteci ve gitaristlerinden Steve Gunn verimli bir 2025 geçiriyor. Ağustos ayında yayımladığı ambient soslu ilk tamamen enstrümental albümü Music for Writers’tan sonra şimdi de Daylight Daylight var elimizde. Gunn’ın bundan 50-60 sene öncesinin British Folk akımına selam çaktığı koleksiyon, artık 50’sine yaklaşan müzisyenin ustalık dönemi işi. En iyi vokal performansını da burada bulabilirsiniz diyebiliriz rahatlıkla. James Elkington’ın prodüksiyonu ve orkestrasyonları Gunn’a yeni bir soluk olmuş ve müzisyeni yeni diyarlara yolculuklara çıkarmış. Kendisinden boş iş duymuşluğumuz yok, bu sefer de hayal kırıklığına uğratmıyor.
TEKLİ: King Hannah – This Hotel Room
(City Slang)
Hannah Merrick ve Craig Whittle ikilisinden oluşan King Hannah’nın yeni teklisi “This Hotel Room”, folk-rock ve country gelenekleriyle beslenmiş; zamana, anılara ve anlara dair hüzünlü bir kabulleniş, yavaş tempolu, nazik bir anlatı. Şarkının hikâyesine dair “Bizim için geçmiş ve gelecekle ilgili; her ikisinde de sıcaklık ve sevgi bulmaya çalışırken aynı zamanda her ikisine de içkin olan üzüntü ve kayıp duygusunu da fark etmekle ilgili.” diye eklemiş Hannah Merrick de. Yolda ilerleyen Craig Whittle tarafından yönetilen klibi buradan izlenebilir.

EP: Helado Negro – The Last Sound On Earth
(Big Dada / GRGDN Müzik)
Helado Negro’nun yeni kısaçaları ismininin de işaret ettiği üzere projenin çıkış noktası, müzisyenin kendisine “Ölmeden önce duyacağım son ses ne olacak?” diye sorması olmuş. Son yıllarda ağırlıklı olarak synth ve davul makinesi öncülüğünde elektronik manzaralar yaratan Helado Negro’nun beş şarkılık işi, ilk düzlükte patlayan bir enerjiyle daha pop sularında yüzüyor. Son iki parçada bir anda duruluyor ve âdeta dışarıya ses vermektense içine konuşmaya başlıyor. EP’nin yapımında müzisyen çaresizlik, umut, ilham gibi farklı his ve olgular deneyimlemiş. Aslında dinleyicisini de bütün bu duyguları deneyimledikten sonra öteki tarafa çıkıp yeniden başlayabilmek üzerine düşündürmek istiyormuş. The Last Sound On Earth’ün Helado Negro’nun Big Dada’dan paylaşılan ilk işi olduğunun da notunu düşelim.
ALBÜM: Midlake – A Bridge To Far
(Bella Union)
20 yılı geride bırakan Texas çıkışlı grup Midlake, altıncı stüdyo albümü ile folk, prog-rock ve psikedeli arasında salınarak hem kişisel hem de varoluşsal temalara dokunuyor. 2012’de vokalist Tim Smith’in ayrılışının ardından Eric Pulido’nun öncülüğünde yeniden şekillenen grubun sezgisel yaklaşımları sayesinde “daha az referans, daha çok Midlake” tavrıyla albüm, Sam Evian prodüktörlüğünde kaydedilmiş. Şarkılar umut, sabır ve dayanıklılık temaları etrafında şekillenirken stüdyodaki içgüdüsel yaklaşımlarıyla, albüm zahmetsizce son hâlini almış.

ALBÜM: Dilan Balkay – Tavşan Uykusu
(SMF)
Dilan Balkay’ın ikinci stüdyo albümü Tavşan Uykusu, dağınık ritimlerin ve huzurunu yitirmiş anların elektronik dokular içerisinde yankılandığı, tedirginlik dolu zihnimizin saldırısı altında kalplerimizin derinlerini açığa çıkarmak için el ele yürüyebileceğimiz bir yolculuk inşa ediyor. Ben olmak, beraberindeki getirdiği birbirine karışmış ve dolanmış bulanık anlara dair on şarkı, yeni atılan her adımda karanlığı büyütüyor ve dinleyiciyi sonik bir evreni içerisinde yakalıyor. Balkay’ın albümün hazırlık sürecinde içinden geçtiği duygulara dair bazı ipuçları almak isteyenleri de 12 Şubat akşamı gerçekleşen Beni Bu Şarkılar Mahvetti sohbetine bekleriz.
TEKLİ: Oneohtrix Point Never – Cherry Blue
(Warp)
ABD’li prodüktör Daniel Lopatin’in, Oneohtrix Point Never adıyla sürdürdüğü kariyeri oldukça verimli zamanlardan geçiyor. Düzenli aralıklarla yayımladığı albümlerini yanı sıra Safdie Kardeşler’in filmlerine yaptığı müziklerle de kulvarının önde gelen isimlerinden biri olduğunu kanıtladı. 17 Kasım’a tarihlenen 11. stüdyo albümü Tranquilizer’dan gelen son tekli, özellikle Fransız sanatçı Pol Taburet’nin imzası bulunan videosu ile de etkileyici bir ambient iş. Ritmin olmadığı, piyano ve synthlerin taşıdığı şarkı Lopatin’in müziğinin görsel yanının gücünü net bir şekilde vurguluyor.

TEKLİ: José González – Pajarito
(City Slang)
Bir dönemin en popüler müzisyen ve bestecilerinden İsveçli José González dört yıllık sessizliğini oldukça sevimli bir video klibe sahip, kısacık bir şarkıyla bozdu. Küçük kuş anlamına gelen “Pajarito”, González’in Simon & Garfunkel ve Silvio Rodríguez’den ilhamını aldığı bir ninni havasında. Büyümeyi, öğrenmeyi ve bağımsızlığını kazanmayı konu alan şarkının yapay zekâ ürünü videosu da pek keyifli. González az ve öz albüm yapan bir isim ve bu ara vermelere de alışığız. Ama solo veya grubu Junip’le yapacağı işlerin de hâlâ başımızın üstünde yeri var.
ALBÜM: Sorry – Cosplay
(Domino / GRGDN Müzik)
Cosplay’in teklilerinden “Echoes”un tüyler ürperten büyüsü ve aşka olan inancı sizi yanıltmasın. Londralı ekibin yeni albümü, üç sene önceki Anywhere But Here’deki daha tatlı, dürüst ve masum aşk şarkılarını ve pop melodilerini (çoğunlukla) geride bırakıp daha karanlık ve karamsar bir dünyaya davet ediyor. Albüm ismini modern dünyada herkesin bir referansın arkasındaki anlamı tam da benimsemeden sadece “o şey”miş gibi yapması, bir şeyleri kopyalamanın anlamının boşalmasından alıyormuş. Şu an post-punk dünyasındaki başka örnekleri gibi dünyanın geldiği hâlin kötülüğü ve uğursuzluğunu merkezine alıyor albüm. Sorry de bahsini bu uğursuzluğa oynuyor ve bu sonik olarak daha apokaliptik bir manzara çiziyor.

ALBÜM: Stella Donnelly – Love and Fortune
(Secretly Canadian)
Avustralyalı müzisyen Stella Donnelly, 2022 tarihli Flood’ın ardından müziğe devam edip etmeme konusunda kararsızmış. Hızla gelen başarı, onu kendi müzisyenliğinden uzaklaştırmış; tıpkı yeni albümünün kapağındaki, havuza atlamaktan çekinen figür gibi o da aynı tereddüdü yaşamış. Donnelly, bu duygudan kurtulmanın yolunu hayatı yavaşlatmakta bulmuş. Rutinlerine dönüp bir pastanede çalışmaya başlamış; günün sonunda eve dönüp piyanonun başına oturmak için sabırsızlandığı o anları kovalamış. Love and Fortune, hem teması hem de ses dünyasıyla o yavaşlamanın ve yeniden kendine dönüşün bir yansıması. Bu dönemde yaşadığı bir “arkadaş ayrılığı”, albümün duygusal omurgasını oluştururken bu konuya, alışık olmadığımız kadar biricik ve narin bir yerden sesleniyor. Önceki işlerine göre daha çok piyano ve synth odaklı bu albüm; arkadaşına veda ederek başlıyor. Ardından gelen her şarkı, o vedanın bıraktığı duygusal dalgalanmaları temposunda ve sözlerinde yansıtıyor.
TEKLİ: Kira Metcalf – Good
(Symphonic)
Besteciliği ve şarkı söyleyişiyle adı Jeff Buckley, Mitski, Fiona Apple gibileriyle aynı cümlelerde geçen New York çıkışlı müzisyen Kira Metcalf, aralıkta dinlemeye açılacak yeni albümünden bir parça daha paylaştı. Müzisyen, “Good” hakkında şu açıklamayı yapmış: “‘Bu şarkı, âşık olmanın beraberinde getirdiği imposter sendromuyla ilgili. Gizliden gizliye dayanılmaz, küçük bir çöp yığını olduğunuzu fark etmelerini beklerken, temkinli bir heyecan duyma hâli.”

TEKLİ: nazire – junebug
(Ortaçağ)
İstanbullu müzisyen nazire, lo-fi dokularla sislenmiş dünyasından çıkan yeni teklisi “junebug” ile karşımızda. Parça, efektlerle bulanıklaştırılmış gitarları ve derinlerden gelen vokaliyle neredeyse hayaletimsi bir atmosfer kuruyor. Bu büyülü hâl, şarkının dalgalanan tansiyonuyla el ele ilerken zaman zaman hırçınlaşan davullar ve gitarlar da ön plana çıkıyor. “junebug”, nazire’nin yakında yayımlanacak ilk albümü glitchfolk’tan bir tadımlık.
EP: Congulus – Sanrı
(Retro Yapım)
Cihan Önder, Fatih Can Oklay ve Tayfun Gür’den oluşan Congulus’un Sanrı adını taşıyan yeni EP’si, üç parçalık kısa bir yolculuk ama bıraktığı etki uzun soluklu. Anadolu melodileriyle başlayan açılış giderek daha karanlık, daha hipnotik bir sarmala dönüşüyor. “Lain”e geçiş yaparken gitarlar bulanık bir sisin içinden, neredeyse grunge’a çalan bir öfkeyle asabileşiyor. “Sanrı II” ile kapanışı elektronik dokularla örülü uzun bir rüya sekansını andırıyor. Önce haşır neşir olduğumuz öğeleri parçalıyor, sonra hepsini başka bir biçimde yeniden kurguluyor.

ALBÜM: Mavis Staples – Sad And Beautiful World
(Anti)
86 yaşındaki bir efsanenin hâlâ dünyayı hem sarsıp hem yatıştırabildiğine tanık olmak, başlı başına umut verici. Mavis Staples, yeni albümü Sad and Beautiful World’de Brad Cook prodüksiyonunda şekillenen şarkılarla, sesini merkeze konumlandıran bir alan yaratıyor. Enstrümantasyonun hiçbir parçası sesine gölge düşürmezken; tam tersine Jeff Tweedy, Justin Vernon, MJ Lenderman ve Katie Crutchfield gibi isimlerin dokunuşları, Staples’ın sesinin etrafında nefes alıyor. Sparklehorse’tan Mark Linkous’un imzasını taşıyan “Sad and Beautiful World” yorumundan ismini alan albüm, Tom Waits’ten Curtis Mayfield’a, Gillian Welch’ten Frank Ocean’a uzanan bir cover seçkisiyle de başlığının hakkını veriyor. Hüzünlü ama güzel, yorgun ama dirençli bir dünya tasviri.
TEKLİ: SPELLING, Weyes Blood – Destiny Arrives
(Sacred Bones Records)
Chrystia Cabral, namıdiğer SPELLING, mart ayında uzunçaları Portfrait Of My Heart’ı yayımlamıştı, şimdi ise albümün hitlerinden “Destiny Arrives”ın sihirli Weyes Blood dokunuşuyla şekillenmiş yeni bir hâlini paylaşıyor. Albüm versiyonunda dramatik bir ballad olarak tınlayan parça bu sefer biraz daha genç ve dinamik; aynı şekilde dramatik ama temelini biraz daha synthlere atan bir hâl alıyor. Birbirlerine karşılıklı hayran iki müzisyenin bu ortaklık için bir araya gelmesi zor olmamış. Weyes Blood (ya da gerçek adıyla Natalie Mering), Cabral’ın yarattığı müzikal evrene hayran olduğunu söylerken, Cabral da Mering’in zamansız sesinin ve yeniden yazdığı satırların şarkıya “epik bir parıltı” verdiğini söylüyor.

ALBÜM: Sessa – Pequena Vertigem de Amor
(Mexican Summer)
Sessa ismiyle tanınan Brezilyalı müzisyen Sergio Sayeg, 2019’da yayımladığı debütünden sonraki üçüncü albümüye farklı sulara giriyor ve çok da iyi yapıyor. São Paulo’daki stüdyosu Estúdio Cosmo’da, Simon Hanes’in orkestrasyonlarıyla kaydettiği çalışma; gitar ağırlıkı, lo-fi güdümlü önceki işlerine göre çok daha “büyük” bir prodüksiyon. Gitarların yerini Fender Rhodes almış, geri vokaller de eksik olmuyor şarkılardan. Sessa yeni işi için en büyük esin kaynağının da Amado Maita’nın kendi ismini taşıyan 1972 tarihli albümü olduğunu söylüyor. Brezilya nağmelerine ve sambaya ilginiz varsa yüksek kaliteli, pas geçilmemesi gereken müziklerle karşı karşıyasınız.
ALBÜM: Danny Brown – Stardust
(Warp)
Danny Brown’ın müziği için küresel müzik medyası “deneysel rap” etkietinde hemfikir olmuş olsa da 15 yıla sığdırdığı altı solo albümle inşa ettiği diskografi için en doğru tanım, muhtemelen “içgüdüsel” olacaktır. Kendini tekrar etmekten her daim kaçınan MC ve prodüktör, bu kez bağımlılığın gölgesinden çıkıp huzura yürüyüşünü albümleştirmiş. Bir nevi dönüşüm hikâyesi anlattığı Stardust’ın sonik dünyasını da -çoğunluğu trans müzisyen ve prodüktörlerden oluşan- konuklarının katkılarıyla nitelikli bir hyperpop açılımı olarak tasarlamış.

ALBÜM: Sarathy Korwar – There Is Beauty, There Already
(Otherland Records)
Seslerin bir araya geliş biçimlerinin özgürleşme ile bir ilişkisi vardır diyebiliriz. Perküsyonist, prodüktör ve besteci Sarathy Korwar, 40 dakika süren albümünde tam olarak bu bağlantısallığı hatırlatmış. Korwar koleksiyonu “Göç, kimlik ve fütürizm gibi ağır temaları sıklıkla işleyen diğer albümlerimin aksine, bu kendimi ön plana ve merkeze yerleştirdiğim, davulların konuşmasına izin verdiğim ham bir eylem.” sözleriyle açıklamış. Hint halk müziklerine özgü seslerden hipnotik davul ritimlerine, marimba ve balafon gibi vurmalı çalgılardan elektronik dokunuşlar arası yarattığı deneyimle kendilik problemini sınırsız ve köşesiz şekilde akıtmış anlayacağınız.
TEKLİ: Paula Kelley – Party Line
(Wharf Cat Records)
Drop Nineteens’in 1992 tarihli shoegaze klasiği Delaware’de vokal ve gitarlarıyla kana karışan Paula Kelley, sonrasında gruptan ayrılmış ve 2000’lerin başlarında iki solo albüm yayımlamıştı. 2023’te Drop Nineteens’in geri dönüş albümü Hard Light’la yeniden ekibe katılan müzisyen, uzunca bir aranın ardından bir solo albüm de hazırladı. Büyük kısmı madde bağımlılığıyla mücadele ettiği geçmişinden ilham alan şarkılardan oluşan Blinking As The Starlight Burns Out albümü için 27 Mart’ı işaret eden müzisyen, “düşler hakkında düşsel bir şarkı” olarak tanımladığı “Party Line” ile geri sayımı başlattı.