60’lardan ışınlanmış Kai Slater hakkında konuşmamız gerekiyor

Yazı: Elif Öz

Her hafta sayısız yeni şarkı ve albüm çıkıyor. Bir saniyeliğine her şeyi bırakalım ve Kai Slater’a odaklanalım. Çizgili tişörtlerden renkli gömleklere uzanan mod etkili estetiği ve buna eşlik eden ses paleti, onu günümüz alternatif rock sahnesinde kendi kulvarına çoktan yerleştirmiş durumda. Eğer kulaklarınız dikildiyse, anlatmaya başlıyorum.

Chicagolu müzisyeni ben de belki birçoğumuz gibi Lifeguard’ın gitarist ve vokalisti olarak tanıdım. Yeteneği ve vizyonu taşan üç kişilik ekibin spesifik olarak Dressed in Trenches kısaçalarına takılıp kalmıştım. Grubu canlı dinleyince ise “20’lerinin başında nasıl bu kadar iyi olabilirler?” sorusuyla hafifçe bozulup konuyu bir kenara bırakmıştım, yanlış hatırlamıyorsam. Bundan bir süre sonra, bu senenin şubat ayında Sharp Pins’in Radio DDR albümüne denk geldiğim günü çok iyi hatırlıyorum. Çok soğuk bir günde elimi eldivenimden çıkarıp yakın bir arkadaşıma “Bu albüm 70’lerden gibi ve çok iyi!” diye albümün linkini attım. Sanırım o günden beri de albüme her tıkladığımda “Nasıl bu sene çıkmış olabilir ya!” diye aklımdan geçiriyorum. Sharp Pins’in Kai Slater’ın solo projesi olduğuna dair aydınlanmam ise -utanarak söylüyorum ki- henüz birkaç gün önce, yeni Sharp Pins albümü Balloon Baloon Balloon’u döndürdükten sonra gerçekleşti. 

Sizin Lifeguard ve Sharp Pins arasındaki noktaları birleştirmeniz benim kadar uzun sürmezdi eminim ama yine de bu süreci kısaltmak adına bu yazıyı yazıyorum.

Chicago’nun DIY sahnesine olan ilgi ve ortak aile dostlarıyla 2020’de bir araya gelen Lifeguard’ın diskografisini şu âna kadar üç kısaçalar, iki stüdyo albümü oluşturuyor. Slater’ın solo projesi Sharp Pins’i ise üç stüdyo albümü mevcut. Sayılara çok takılmamak lazım ama anlayacağınız henüz birkaç ay önce 21 yaşına girmiş müzisyen DIY sahnesinin etkin bir elemanı. Pandemiden önce biraz da genç yaşı sebebiyle şehrin müzik sahnesine atılamasa da pandemi sonrası, özellikle herkesin bir çeşit bağa ve birlikteliğe hasret kaldığı zamanda lokal grupların kendi çabalarıyla hayata geçirdiği konserlere ve tutunmaya çalışan konser mekânlarına daha sık gitmeye başlamış. 

Slater’ın müzikle ilişkisi yalnızca gitarist, vokalist, besteci, söz yazarı olarak değil aynı zamanda başlattığı Hallogallo fanzini ve aynı isimle organize ettiği mini bağımsız sanat oluşumundan da geçiyor. Risograf baskı tekniğiyle ortaya çıkardığı fanzinini bilgisayarda yazmaktan hiç hoşlanmadığından ve zaten bunun hiç de eğlenceli olmadığından bahsediyor Slater bir röportajında. Bağımsız sahneye gerçekten gönül vermiş sanatçımız için hem anaakım medyada söz hakkı bulamayan müzik gruplarına hem de aktivist oluşumlara basımında yer vermek, politik kimliğini ön planda tutarak kapitalist zaman ve değer anlayışının dışında bir düzen için çabalamak, Chicago’nun gençlik hareketinin başını çekmek mühim anlayacağınız. Babası University of Chicago’da politik bilimler profesörü olan Kai Slater’ın karşı devrimler, diktatörlükler, komünist aktörlerle ilgili eğitimi küçük yaştan başlamış. Hippi dedesi üzerinden de komün hayat ve anti-kapitalizmle ilgili birinci elden anektodları var müzisyenin. 

Politik meselelere daha çok fanzininde değinmeyi seçen Kai Slater, müziğinde açık politik bir tutumdan vaaz vermek gibi duyulabileceğini düşündüğü için kaçınıyormuş. Lifeguard’ın yüksek sesli post-hardcore evreninden de bir yazıda bahsetmek gerekir elbet ama şimdi Slater özelinde Sharp Pins’e odaklanacağım.

Sharp Pins’in sonik evrenini genel olarak 60’ların mod akımı, 70’ler rock’ı, mutlu gitarlar, kendini çok ciddiye almayan melodiler, metaforikten ziyade daha direkt ve gündelik sözlerle özetleyebiliriz. Odağımızı Balloon Baloon Balloon’a çevirmeden önce Sharp Pins’in ilk iki albümünün de bir küçük bahsini geçirmek isterim. 2023 çıkışlı Turtle Rock’ın yapım süreci oldukça spontane şekilde, Slater’ın elindeki üç şarkının odağında gerçeklemiş. “Şimdi elimde bu üç şarkı var; bir tane daha folk gibi tınlayan şarkı; bir tane da garip tınlayan şarkı ekleyerek gidebilirim.” gibi gelişine bir kafa yapısıyla şekillenmiş süreç. İlk defa solo albüm yapıyor olmanın verdiği özgürlükle yaratıcılığına hiçbir kısıtlama getirmeden bir bakıma aklına eseni yapmış. Lo-fi estetiğinin tohumlarını bu albümle atan Slater’ın popülerliğini ve görünürlüğünü ise ikinci albümü, olmayan bir geçmişten günümüze çıkagelmiş gibi hissetiren Radio DDR sağlıyor.

Slater, 2024 tarihli Radio DDR‘da çok daha planlı ilerlemiş. Kayıtlar sırasında aklındaki gruplara örnek olarak Cleaners From Venus, Teenage Fanclub, the dBs, ve Guided by Voices’ı sayıyor. Müziğini hep kaset bantlarına kaydeden sanatçı bu albümde 8 kanallı Portastudio (meraklısı için: Tascam 688) ile kayıt alıp bouncing yöntemiyle daha çok kanal yaratıp parçalarına çok daha fazla enstrüman ve overdub sıkıştırmış. Genç yaşına rağmen 60’lar – 70’ler müzikleri ve kayıt yöntemlerine hâkimiyetini dinleyicisine çok iyi geçiyor. The Lemon Twigs’in tarzı çok daha hi-fi olsa da aynı dönemden ilham aldıklarından iki oluşum arasında bir karşılaştırma çok da yersiz olmaz; birini seviyorsanız diğerine de bir şans verilebilir. Pitchfork’un “best of” albümü benzetmesi Radio DDR için gerçekten yerinde; 60’lar mod janrının bütün heyecanını, taze kanını, âşık birinin gözlerindeki ışıltıyı ve midesindeki kelebekleri barındırıyor albüm. The Kinks’in “This Strange Effect”ini dinlerken sanki ilk defa aşkınıza biri tercüman oluyormuş gibi hissediyorsanız, Radio DDR’ın “You Have A Way”i de tam olarak aynı damardan, gözünüz açıkken hayal kurduran bir güzellik.

2025’te K Records tarafından tekrar yayımlanan delüks versiyonda pop ve klasik rock esintili “I Can’t Stop”, “Storma Lee” ve “With A Girl Like Mine” parçaları eklenen proje; geniş bir dinleyici kitlesinin, çeşitli mecraların ve eleştirmenlerin Kai Slater ile ilgilenmesini sağlamış. Üçü de tekli olan paylaşılan parçaların amatörce bir araya getirilmiş kolaj stili kapakları aynı Slater’in zini gibi nostaljik, lo-fi estetik tercihinin altını çiziyor. Trivia meraklı için küçük bir detay: Müzisyen kalbi kırık güzellik “With A Girl Like Mine”da yalnızca müzikal anlamda “Hard Day’s Night”tan etkilenmemiş aynı zamanda videosunda da The Beatles’in 1964 yapımı filminde Ringo Starr’ın nehir kenarında sarhoş dolaştığı sahneden ilham almış.

Bu yeni basımdan sekiz ay sonra paylaşılan Balloon Baloon Balloon, 21 şarkılık bir derya. Müzisyenin kendine uyarladığı retro hâl bu projede de devam ediyor ve bu sefer “best of” albümündense hitler, demolar, fuzz efektinden neredeyse anlaşılmayan parçalar, sanki yan odada çalıyormuş da duymakta zorlanıyormuşuz gibi tınlayan kayıtlar bir araya geliyor. Albüm görsel dünyasında biraz psikedelik moduyla referans aldığı dönemi hatırlattığı kadar besteleriyle de henüz geçen hafta yayımlanmış bir iş olduğuna inanmayı güç kılıyor. Balloon Baloon Balloon’un başlıca ilham kaynağı olarak Revolver’ı gösteriyor Slater. The Beatles’ın 1966 tarihli albümündeki eşsiz çeşitliliğin hiçbir pürüz yaratmamasını “dürüstlük”le ilişkilendiriyor: “Her şeyi deneyebilirsin ve dürüst olduğun sürece hepsi sana ait gibi duyulur.Albümün en güzel anlarından “I Don’t Have The Heart” sanki yarım asır önce Beatlemania’nın hemen akabinde kaydedilmiş gibi tınlıyor zaten. Gerçekte ise Slater bu albümü 2024’te Lifeguard’la çıktığı turnesinden hemen sonra yazmış. Bazı şarkıların tamamlanması sadece 20 dakika alırken, bazılarını bitirmek günler sürmüş. 

Şarkı yazımına hep bir vokal melodisiyle başlayan Slater, müziğinin daima dans ve hareketle olan bağını sürdürmeyi hedefliyor. Bu projesinde yaratmak istediği his sorulduğunda ise “İlk defa The Beatles veya bir Motown plağı dinlediğinizde yaşanan katartik enerji”yi örnek veriyor. Balloon Balloon Balloon’un güneşli atmosferi de en iyi böyle anlatılabilir muhtemelen.

Koleksiyona hem müziğin hem de aşkın esansı işlenmiş gibi. Yüksek teknoloji yerine nasıl en primitif kayıt yöntemlerine döndüyse, içinde olduğumuz çağın pisliğine ve karmaşasına bakmadan; aşk ve hoşlantı gibi uğruna yaşamak gereken hislerin de en saf hâline dönmüş. 60’lardan ışınlanmış gibi görünen 21 yaşındaki mod Kai Slater analog hisler için analog müziğe dört elle sarılıyor. Terazilerin müzikal sezgisinin pek de tesadüf olmadığını hatırlatarak yazıyı küçük bir astrolojik dipnotla kapatayım: Slater 9 Ekim doğum gününü John Lennon’la paylaşıyor.