Kenny Dalglish: Bir şehrin alçakgönüllü ruhu

Yazı: utkan çınar

Senna’dan Maradona’ya uzanan filmografisinde sporun kültürel ve politik boyutlarına odaklanan Asif Kapadia, yeni belgeselinde Britanya futbolunun en saygı duyulan figürlerinden Kenny Dalglish’in izini sürüyor. Filmin Türkiye prömiyeri, 6 Haziran akşamı Atlas 1948 Sineması’nda gerçekleşti.


Ne hakkında?

Önce Celtic’le ama sonrasında aslen Liverpool’da efsane olmuş, İskoçya’nın yetiştirdiği en değerli futbolcu ve teknik direktörlerden Kenny Dalglish’in ağırlıklı olarak Liverpool’daki kariyeri odakta.

Zaman dilimi ve mekân

Öncesi ve sonrasına az da olsa zaman ayrılsa da 1977-1991 arası Liverpool’daki kariyerini izliyoruz. 

İlk intiba?

30 yıldan uzun süredir sıkı bir Liverpool taraftarı ve takipçisi olsam da yaşım dolayısıyla kulübün Dalglish’in sürüklediği, muazzam başarılı (3 Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası, 9 Birinci Lig Şampiyonluğu, 3 FA Cup) dönemlerini kaçırmış olmaktan hayıflanırım hep. Son beş yıla kadar “İstanbul’da bir gün” dışında onları aklım başımda takip ettiğim sırada çoğunlukla hayal kırıklıklarıyla dolu bir tarihi olmuştu kulübün çünkü. Kenny Dalglish futbolcu ve teknik direktörlüğünün yanı sıra liderlik kabiliyetiyle de öne çıkan bir figürdü. E bunu yine bir Liverpool taraftarı olan Asif Kapadia’nın elinden izleyecek olmak da büyük keyif. 

İzlemeden önce bilmemiz gerekenler

Asif Kapadia 2010’daki harika Senna belgeseliyle türün en aranan isimlerinden biri olmayı başardı. Devamında Amy Winehouse, Diego Maradona, Roger Federer gibi alanlarının efsane olmuş isimlerin üzerine yaptığı işler de aşağı kalmıyordu. Kapadia bu yıl bir de BBC’nin uzun soluklu belgesel Serisi UP’ın son sezonunu, 70 UP’ı üstleniyor. 1964’te farklı gelir gruplarından 14 tane yedi yaşındaki çocuğun hayatlarını yedi senede bir çek ederek günümüze kadar gelen yapım, yaratıcısı Michael Apted’in 2021’deki vefatından sonra Kapadia’nın hünerli ellerine bırakılmış. 2026’nın en heyecan verici işlerinden biri olmaya aday. 

Bu yazıyı yazdığım sırada Dalglish’in kanser tedavisi gördüğünü de öğrendim. Acil şifa dileklerimizi de gönderelim. 

Belgesel nasıl yöntemler / malzemeler kullanıyor? 

Kapadia’nın işlerine aşina olanlar için fazla bir değişiklik yok. Tamamen arşiv görüntüleri üzerine konunun muhataplarının günümüzden yorumlarını dinliyoruz. Tabii arşiv görüntüsü deyip geçmemek lazım, her yerde rastlayamayacağınız değerli malzemeler kullanılmış. Dalglish’in sesi büyük oranda ön planda; eşi, çocukları, takım arkadaşları az da olsa ona katılıyorlar. 

En çok neyi sevdin?

Liverpool’un uzun yıllar en tepede kalmasını sağlayan fikirlerin geliştiği “Boot Room”u görmek, o dönemden maçlara, gayet temiz görüntülerle şahit olmak; Dalglish’in kendine özgü alçakgönüllü ama net anlatımı, Kapadia ile uzun yıllardır çalışan Antonio Pinto’nun yüklü müzikleri her şey kıvamında. Ve tabii ki harika kurgu. Kapadia editing meselesinde benzersiz bir yetenek.

En az neyi sevdin?

Bu Kapadia ile çok alakalı olmasa da özellikle Heysel ve Hillsborough facialarının ağırlığı o âna kadar pozitif bir şekilde ilerleyen yapımı çok ağırlaştırıyor. Özellikle Hillsborough’ya çok fazla vakit ayırılmış. Evet Dalglish’in Liverpool’da efsane olmasının en büyük sebeplerinden biri facia sonrasındaki vakur duruşu ve liderliği ama onun tüm kariyerini bu kadar belirleyicisi olarak düşünmek istemiyor insan. Maalesef Liverpool büyük başarıları da büyük acıları da beraber yaşayan bir tarihe sahip. İstanbul mucizesini ya da Diogo Jota’nın geçen yılki kaybını da bu listeye ekleyebiliriz. Ayrıca 1995’teki Blackburn Rovers ile kazandığı Premier Lig şampiyonluğu da bir satır yazıdan daha fazlasını da hak ederdi diye düşünüyorum. Kulübün 81 yıl aradan sonraki bu ilk başarısına ve Premier Lig’in başlangıcına da iki kelam edilebilirdi. Daha uzun olmasında bir sakınca olacağını sanmıyorum yapımın. 

Modunu nasıl etkiledi?

Hillsborough ve Heysel çok tatsız konular ama bir Liverpool taraftarı olarak böyle güzel bir karakterin liderlik ettiği zamanları izlemek, o 80’lerin futbol estetiğini içe çekmek her zaman güzel. Bir sporcunun bir şehirle böylesine bütünleşmesinin de çok örneği yok hakikaten. İnsanlığa inancınızı tazelemeniz için de güzel bir örnek.  

Kimler sever?

Çok duygusal davranmayalım, futbola ve özellikle İngiliz futboluna özel bir ilginiz yoksa size göre olmayabilir.  

Bunu seven şunları da sever 

Dalglish üzerine 2017 yılından Stewart Sugg’ın çektiği Kenny adlı bir belgesel daha var. O da Dalglish’in katılımıyla ve günümüzden görüntülerle de desteklenmiş dolu bir işti. Hatta Kapadia’nın bu projesini duyduğumda “gerek var mı acaba?” diye düşünmeme bile neden olumuştu. 

ESPN’in 30 for 30 serisi kapsamındaki Soccer Stories’in ilk bölümü de Hillsborough faciasına ayrılmıştı. 2014 tarihli yapım, faciayı “sansürsüz” bir şekilde veren en teşekküllü ve maalesef son derece depresif belgesel. İzlemesi oldukça zor görüntülere sahip olduğunu söylemeliyim. 

Dalglish’in Liverpool’a geldiği ilk dönemleri de ele alan When English Football Ruled Europe serisini ve Matt Busby, Bill Shankly ve Dalglish’in de gelişiminde büyük rol oynayan Celtic’in efsane hocası Jock Stein’ı konu alan The Three Kings’i de meraklısına önerelim. 

Soru işaretleri / varsa açtığı tartışmalar… 

Thatcher döneminin “karanlık” İngiltere’sinin belirleyici olaylarındandır Heysel ve Hillsborough. İşsizliğin yüzde 50’lere dayandığı Liverpool şehrinden Heysel’i yaratacak bir öfkenin çıkması şaşırtıcı değil; her ne kadar Liverpool’un holiganizmle adı hiçbir zaman çok anılmasa da. Hillsborough sonrası hükümetin ve polisin kendilerini tüm sorumluluklardan azat ederek suçu ölenlere atması da o dönem için şaşırtıcı değil hiç. İnsanın değerinin en düşük noktası. Yıllar içinde kazanımlar olsa da hayatını kaybedenlerin yakınları ve kulübün sevdalıları günümüzde hâlâ tam adalet mücadelesine devam ediyor. Takımın her maçında çalan “You Will Never Walk Alone” şarkısı da böylelikle başka bir anlam da kazanıyor. Darısı tüm dünyada haksızlığa uğramışların başına… Adalet hava ve su gibi bir ihtiyaçtır. Yerini bulduğuna ikna olmadan rahat uyuyamıyor insan.