Kısık Ateşte Düdüklü Tencere: Yasınızı nasıl alırdınız?

Yazı: Yağmur Ruken Kahraman

Babanızı nasıl alırsınız? Rafadan, az pişmiş, çok kaynamış, dibi tutmuş, canınızı yakmış, sizi görmemiş, duymamış, sarıp sarmalamamış ya da hep anlamış, hiç bırakmamış?

Kısık Ateşte Düdüklü Tencere, Bekir oğlu Bekir şefin bir restoranın havasız mutfağında; babasının kaybından geriye kalanlarla, artık muhatabı olmadığı için cevaplanamaz sorularıyla ve zihnine musallat anılarla baş etmeye çalışmasını odağına alıyor. Babasının kusursuz poşe yumurta tarifi siparişi ile kendi depresyonu arasında sıkıştıkça sıkışan Bekir şefin bu patlamaya müsait hâline eşlikçi bir de o tencere var: Kısık ateşte.

Zorlu PSM Atölye Programı çıktısı bir kısa oyun olarak yolculuğuna başlayan ve iki sezondur bir saatlik uzun versiyonuyla sahnelenmeye devam eden bu nefis ensemble oyunun yönetmenliği İrem Kalaycıoğlu’na, metni Emir Taha Sarı’ya, performansları ise Emre Yıldızlar, İlyas Özçakır, Gül Doğa Selvi, Ferhat Teymur, Onur Akbay, Yusuf Sarıaslan’a emanet.  

Bu yıl XXVI. Direklerarası Seyirci Ödülleri’nde Performans Kategorisi’nde Ensemble ödülünü kazanan oyunun en yakın temsili 19 Nisan’da Zorlu PSM’de. Sahneye veda etmeden önceki son üç temsilden biri, kaçırılmasın.


Konu nedir?

Bekir oğlu Bekir şefin babasının ölümüne dair zihnine musallat olan düşlerden uyanmasıyla başlıyor oyun. Ya da düşlere uyanmasıyla. Uykuyla uyanıklık arasında bir hâl diyebiliriz. Gerçekle rüya arasında. Mutfakta olanlarla Bekir’in anıları arasında.

Mutfağın tansiyonu yüksek kaosunda, restoranın müdavimlerinden özel misafir beyefendinin; Bekir şefin babasının ellerinden yediği, o pek sevdiği yumurtayı sipariş vermesi de cabası. Bir bu eksikti. E bu Bekir şef depresyonunu mu yaşasın, siparişi mi tuttursun, nesi farklı ki! Yaptı işte tarifi birebir, yok tadı farklıymış yok bilmem neymiş. Ya sabır. 

Hayır rüyasında da 30 metrelik dev bir yumurta Bekir şefi Üsküdar’dan kovalamaya başlamış, yetmemiş bir de babasını pişirmesini istemişti: Az pişmiş soslu bir Bekir! Hayrolsun.

Mutfağın sıcağı harlandıkça ortalık yangın yerine dönüyor. Bekir yumurtayı tekrar yapıyor. Tekrar ve tekrar. Beyefendi bekliyor. Bekliyor ve bekliyor. E burada hiç nefes alınmıyor! Başınız sağ olsun. Allah rahmet eylesin. Yumurta hazır mı şef? Nasıl bilirdiniz? Yes şef! Bu arada, iyi ki doğdun şef! Yumurta hazır mı?

İlk intiba?

Bu güncel metnin bir yastan geriye kalan boşluğu, zihnimize musallat anıları, sisler arasında kaybolmanın dayanılmaz yorgunluğunu; kanırtmadan, mizahı ve yası kol kola, iç içe, üst üste ya da nasıl derseniz işte… Dengeyle anlatan dilinin altından fazlasıyla kalkan rejisi, her biri birbirinden yetenekli kalabalık ekibin ahengiyle ve ritmiyle sezonun kıymetlilerinden.

En çok neyi sevdin?

Metnin iki dünya arasında salınan kurgusunun altından; kalabalık bir ekiple ve pratik bir koreografi ve rejiyle kalkmasını. 

Ambiyans / ortam / mekân / kurgu / dekor için neler söyleyebilirsin?

Mutfak ve Bekir’in anıları ya da zihin akışı arasında gidip geldiğimiz dolanıp durduğumuz oyunda, hızlı mekân değişimleri oldukça pratik bir koreografiyle ustalıkla çözülmüş. Üç tezgâh, birkaç mutfak malzemesi; altı oyuncu için hızlıca bir depoya, mutfağa, taziye evine ya da havasız bir mutfağa dönebiliyor. Bu pratik minimal değişimlerde ışık da en az dekor kadar etkili. Yer yer havada uçuşan unlar da öyle…

Oyunculuk için neler söyleyebilirsin?

Bir bütünün dengeli ve birbirinden yetenekli parçaları olarak her oyuncu kendi ânını oyuna hizmet edecek kadar parlatıyor. Nefis.

Kimler sever?

Ani öfke patlamalarına, kafasını kuma gömen devekuşu siparişlerine, küçük bir mutfakta geçen tansiyonu yüksek kaoslara, tutulamayan yaslara, tuhaf rüyalara, iç hesaplaşmalara, belki bir de poşe yumurtalara ilgi duyanlar.

Yazara / yönetmene bir soru soracak olsan ne olurdu?

Metni sahneye taşırken yasla mizahı kolkola kuran reji dünyasındaki dengeyi korumaya dair göz ettiğin şeyler oldu mu, olduysa neler?

Bekir oyun boyunca yasında kavrulup duruyor, sen hesaplaşamadığın haksızlıklarla, muhatabı artık orada ortada olmayan yaslarla ne yaparsın? Kimi birbiriyle ilk kez çalışan kalabalık bir ekiple oyun çıkarırken bu ortak dili ve uyumu yakalamaya dair kritik olan şey ne oldu senin için?