Kremerata Baltica: Genç ruhun evrensel müziği
Kremerata Baltica’nın hikâyesi, klasik müziğin sabit kalıplarını sorgulayan, genç yetenekleri sahneye taşıyan ve her performansta yenilik arayışını sürdüren bir sanat projesi olarak okunabilir. Grammy ödüllü topluluk, daimi solistlerinden Fransız piyanist Lucas Debargue ile güçlerini birleştirdiği konseriyle 19 Şubat Perşembe akşamı İş Sanat‘ın konuğu olacak. Biletlerine buradan ulaşabileceğiniz konser öncesinde, Kremerata Baltica’nın bir gelenek inşası olarak okunabilecek yaklaşık 30 yıllık serüveni mercek altında.
1997 yılında Letonyalı kemancı Gidon Kremer tarafından kurulan Kremerata Baltica, klasik müzik sahnesinin alışılmış kalıplarını kıran bir oda orkestrası olarak doğdu. Kremer’in bu girişimi, sadece bir topluluk yaratma fikrinden öte Baltık ülkelerinin genç müzisyenlerini aynı sahnede buluşturarak seslerini evrensel dinleyiciyle paylaşma arzusu taşıyordu. Letonya, Litvanya ve Estonya’dan seçilmiş yetenekli müzisyenlerden oluşan orkestra, disiplinli bir eğitim geleneği ile özgün bir müzik dili geliştirmek üzere bir araya geliyor.
Kuruluşundan beri Kremerata Baltica’nın yaklaşımı; tekdüze yorumları reddeden, cesur ve araştırmacı bir tutumla şekillendi. Orkestra repertuvarı klasik eserlerden çağdaş bestecilerin ilk seslendirilişlerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Arvo Pärt, Giya Kancheli, Pēteris Vasks gibi isimlerin müzikleri, topluluğun programlamasında özel bir yer tutmakta. Bu geniş vizyonuyla birlikte Kremerata Baltica bir performans kolektifi olmanın yanı sıra kültürel bir referansa dönüşüyor.
Kremer’in liderliğinde orkestra, sahneye her çıktığında dinleyicide “ânında müzik üretme” hissi yaratmayı amaçlıyor. Notaların ötesine geçen, yorumun kendisini bir yaratım sürecine dönüştüren bu anlayış, tek bir eser seslendirilirken bile sanki yeni bir müzik doğuyormuş duyarlılığı taşıyor.

Orkestra, kayıt çalışmalarıyla da prestijli oluşumlar tarafından onurlandırıldı. Kremerata Baltica, Mozart’ın eserlerinden oluşan albümüyle Grammy ve ECHO Klassik ödüllerine layık görülürken; Mieczysław Weinberg yorumlarıyla Grammy adaylığı kazandı. Orkestranın kayıtlarında yer aldığı son albüm olan Viktor Kalabis – Duettina, Chamber Music, Diptych de bu yıl Hyperion etiketiyle yayımlandı.
Konserleri Asya’dan Güney Amerika’ya dünya çapında yoğun ilgi gören Kremerata Baltica, Fransız piyanist ve besteci Lucas Debargue ile 19 Şubat’ta İş Kuleleri Salonu’nda olacak. Sahnede yarattıkları dinamizm ile alışılmış bir oda müziği konserinden çok daha fazlasını vadeden Kremerata Baltica; bu performansında Bach, Magin, Mozart, Arvo Pärt ve Jančevskis’in eserleriyle birlikte Lucas Debargue’a ait bir yeni beste seslendirecek.

Orkestranın kurulduğu 1997 yılında ödüllü yayıncı Bruce Duffie’nin Gidon Kremer ile yaptığı röportaj, müzisyenin repertuvar seçimlerinin ardındakilere dair de zihin açıcı bir kaynak. Kremer’in “Beethoven ve Mozart’ı daha iyi anlayabilmek için tüm kemancıların biraz çağdaş müzik çalmasını tavsiye eder misiniz?” sorusuna verdiği yanıt, özgün yaklaşımının nasıl şekillendiğini gözler önüne seriyor:
“Bence Beethoven ve Mozart, çağdaş bestecilerden hangilerinin daha güçlü ya da daha zayıf olduğunu anlamamıza yardımcı oluyor. Beethoven, Schubert, Mozart, Bach yalnızca geçmişe ait değil. Bize eşlik ediyorlar ve gelecek kuşaklara da eşlik etmeyi sürdürecekler. Müziğin bir müzeye ait olmadığını çok güçlü bir şekilde hissediyorum. Bu yüzden gençlik yıllarımdan, ergenlik dönemimden itibaren çağdaş müzik icra etmeye de büyük ilgi duydum. Bir yandan çok bilinen eserleri çalarken, diğer yandan bilinmeyen bir şeyi tanıtmaya her zaman çalıştım. Ama bilinmeyen olan şey her zaman yalnızca çağdaş müzikle sınırlı değil. Bazen geçmişte unutulmuş ya da hiç keşfedilmemiş müzikler de buna dâhil. Örnek vermek gerekirse Erwin Schulhoff ya da Artur Lourié gibi bestecileri keşfetmek bana büyük bir haz verdi.”