Bir şapkaya kaç hayat sığar?: Leopar Desenli Şapka
Yazı: Korcan Derinsu
Anne Serre’nn kaleme aldığı Leopar Desenli Şapka; karakterlerinin iç dünyasını hem kırılgan hem keskin bir gözlemle aktararak okuru yaşamın en mahrem ve tuhaf köşelerine sürüklüyor. Aslı Anar çevirisi ve Dedalus Kitap etiketiyle Türkçede yayımlanan roman masumiyet, travma ve beklenmedik yakınlık arasında ince bir çizgide ilerliyor.
Ne hakkında? Hikâye ne?
Roman, Anlatıcı’nın çocukluk arkadaşı Fanny’yi hatırlaması üzerine kurulu. Anlatıcı, çocukluk arkadaşı Fanny’nin parlak, özgür, tutkulu biriyken yavaş yavaş zihninin içine kapanan bir kadına dönüşmesini; bir dönem çevresinin gözdesiyken zamanla hayali seslerle, çelişkili arzularla yaşamaya başlamasını anlatıyor. Tabii tüm bunların sebebi Fanny’nin adı konmayan psikolojik rahatsızlıkları.
Zaman dilimi ve mekân
Sadece birkaç kez bahsedilse de mekânımız Paris. Zaman ise günümüzden geçmiş 30 yıla yayılan uzun bir süre.
Okumadan önce bilmemiz gerekenler
Anne Serre, bugüne kadar 15’ten fazla roman ve kısa öykü kitabı yayımlamış, Fransız edebiyatının en özgün seslerinden biri.
2008’de Cino del Duca Ödülü’nü kazanan Anne Serre, 2023’te İngilizceye çevrilen Leopar Desenli Şapka romanıyla 2025 Uluslararası Booker Ödülü Kısa Liste’ye kalma başarısını gösterdi.
Serre, Leopar Desenli Şapka’yı kız kardeşinin intiharının ardından kaleme almış.
Kitaba dair en çok neyi sevdin?
Fanny’nin zihninin karmaşası Anlatıcı’nın parçalar hâlinde anlatılan bölümlerle vücut buluyor. Serre, “psikolojik rahatsızlık” kavramını romantize etmiyor; onu insanın duyusal, düşünsel ve dilsel bir biçimi olarak gösteriyor. Başka bir deyişle birinin başka bir benliğe bürünmesi olarak anlatıyor. Anlatıcı hem tanık hem de tutsağı bu hikâyenin: Birine ne kadar yakın olursanız olun, onun iç dünyasına asla tam giremeyeceğinizi anlatıyor. Sanırım en çok bu bakışını sevdim.
En az neyi sevdin?
Romanın belirsizliklerle dolu dünyası bazen okuru dışarıda bırakıyor. Serre’nin dili o kadar içe dönük ki yer yer neredeyse soyutlaşıyor. Fanny’ye “gerçekten” yaklaşamamanın edebi dışavurumu da böyle olmalı belki ama yine de bazı bölümler bana fazla geldi.
Yazıma dair neler söyleyebilirsin?
Serre, dili de anlatımı da bir iyileştirme unsuru olarak değil; bozulmanın aynası olarak kullanıyor. Cümleleri bazen âdeta bir halüsinasyon gibi, bazen de ufacık bir âna odaklanıyor. Üstüne bir de Anlatıcı “gerçek” anlatıcı mı, orası muamma çünkü yazar metni üçüncü tekille anlatıyor. Bu tercih Fanny’nin zihninin bilinmezleriyle ve keşfetmesi zor kuytularıyla tamamen örtüşüyor. Metnin de en büyük gücü bu aslında ama aynı zamanda en büyük handikapı da bu. Tüm bu dil ve anlatım tercihleri okuyucuyla metin arasında kapanması zor bir mesafenin oluşmasına da yol açıyor; ya sevilir ya da nefret edilir!
Kısa sürede sürüklenerek mi okudun, yoksa biraz sürünerek mi?
Duygusu ağır bir romanla karşı karşıyayız. Üstelik kolay bir roman da değil asla. İstense de hızlı okunabileceğini düşünmüyorum. 144 sayfa olmasına rağmen benim de okumam üç – dört günü buldu.
Kitap, modunu nasıl etkiledi?
Hem üzdü hem de düşündürdü. Psikolojik rahatsızlıklarla boğuşan birini anlamak yakınınız dahi olsa oldukça zor. Üstelik kimsenin böyle bir çaba gösterecek hâli de yok çünkü herkesin hayatı kendine göre zor.
Okurken Google’ladığın şey oldu mu?
Romanın 2008’de ilk çıktığı zaman nasıl karşılandığına baktım. Yazarı da tanımadığım için neler yazdığına, sevdiği temalara göz attım.
Kitabın ismi hakkında ne düşünüyorsun?
Çok iyi bir seçim kesinlikle. Leopar desenli şapka hem Fanny’nin geçmişinin hem de kimliğinin sembolü. Nereden geldiği de tam olarak açıklanmıyor, bir yerden çalındığı geçiyor sadece. Fanny kimi günler onu taktığında dünyaya meydan okuyor, kimi günler altında kayboluyor. Yani şapka bir aksesuar değil bir benlik formu. Üstelik oldukça da akılda kalıcı! Daha ne olsun?
Bu kitabı seven şunları da sever
Psikolojik rahatsızlıkları farklı şekilde ele alsalar da yine de merkeze koyan Sylvia Plath’ın Sırça Fanus ve Janet Frame’in Sudaki Yüzler romanları ilk aklıma gelenler oldu.
Bir de romanı okurken sürekli Girl Interrupted (Yön: James Mangold) filmini düşündüm. Şimdi izlesem belki o kadar beğenmem ama ilk izlediğimde çarpılmıştım.
Yazara bir soru soracak olsan bu soru ne olurdu?
Bir insanı anlatırken nerede susacağınıza kim karar veriyor: Siz mi yoksa metnin kendisi mi?