40 yıllık serüveninden satır başlarıyla: Lisa Ekdahl
Lisa Ekdahl’ın kariyerine bakınca, İsveç pop geleneğiyle cazın kırılgan alanları arasında gidip gelen bir sesin nasıl kendine özgü bir dil kurabildiğini izlemek mümkün. 13 Mayıs Çarşamba akşamı İş Kuleleri Salonu’nda gerçekleşecek konseri öncesinde Lisa Ekdahl’ın 40 yıllık serüveninden satır başlarına bakma zamanı. Konserin biletlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Anaakımın içinde bir fısıltı
Ülkesinde hem “caz divası” hem de bir “pop ikonu” olarak anılan Ekdahl’ın kariyeri boyunca türler arasında rahatça hareket edebilmesi, onun müziğe yaklaşımındaki esneklikle açıklanabilecek bir özellik. 2007’de verdiği bir röportajda şarkı yazarlığını planlanmış hamlelerden çok anlık yönelim ve ilgilerin şekillendirdiğini anlatıyor.
Lisa Ekdahl’ın müziğinin İsveç pop geleneğinin melodik berraklık ve duygusal sadelik üzerine kurulu karakteristik çizgisiyle yakından ilişkili olduğuna şüphe yok. Ancak onu ayırt eden şey, bu geleneği cazın ifade alanıyla kesiştirme biçimi. Ülkesinin vokal geleneğinin öncü figürlerinden Monica Zetterlund’un açtığı caz yorumculuğu hattıyla temas ederken, The Cardigans ya da ABBA gibi uluslararası dolaşıma girmiş grupların zarif yüzüyle aynı estetik coğrafyada konumlanıyor. İskandinav caz ve pop refleksleriyle haşır neşir olsa da bunların hiçbirine bütünüyle yerleşmeyen özgün bir yaklaşım benimsiyor Ekdahl’ın diskografisi.

1994’te yayımlanan ve kendi adını taşıyan ilk albümü, ülkesinde beklenmedik bir etki yarattığında Lisa Ekdahl henüz 20’li yaşlarının başlarındaydı. Özellikle “Vem vet” gibi parçalar üzerinden yakaladığı çıkışla albüm İsveç’te büyük bir başarı elde etti; dört kez platin plak kazandı ve üç Grammis Ödülü’ne (İsveç’in Grammy karşılığı) layık görüldü.
Söz konusu albüm onu bir anda anaakımın içine yerleştirse de Ekdahl’ı esas heyecanlandıran daha içe dönük, küçük orkestrasyonlarla çalışan anlatılar inşa etmekti. 90’ların ortasında İngilizce repertuvara yönelmesi, kariyerindeki ilk önemli kırılma noktalarından.
Peter Nordahl Trio ile kaydettiği caz standartları albümleri, sesinin kırılganlığını bilinçli bir estetik tercihe dönüştürdü. Parçaları sanki bir odada fısıldar gibi söylediği bu kayıtlar sayesinde Ekdahl, yalnızca İsveç’te tanınan bir pop şarkıcısı olmaktan çıkıp Avrupa caz sahnesinde spot ışıklarını üzerine çeken bir yorumcuya dönüştü.

2000’leri, o dönemde eşi de olan besteci Salvadore Poe’nin şarkılarını seslendirdiği albümle karşılayan Lisa Ekdahl, melodik sadelikten vazgeçmeden bossa nova unsurlarına da ses paletinde yer açmaya başladı. Bu albümü takip eden biri İngilizce (Heaven Earth & Beyond, 2002) ve biri İsveççe (En samling sånger, 2003) iki derleme albüm de Ekdahl’ın yolculuğunun ilk on yılını kapsamlı bir şekilde belgeleyerek işitsel dünyasının çok katmanlı yapısını gözler önüne seriyordu.
Olyckssyster (2004) ve Pärlor av glas (2006) albümleri ile Ekdahl, İsveççenin ritmini müziğin merkezine yerleştirerek minimal düzenlemelerle çalışan bir anlatı kurdu. Yaylılar ve akustik gitara müthiş bir titizlikle yaklaştığı şarkılarında besteciliğinde boşlukların da en az notalar kadar belirleyici olduğunu hatırlatıyordu. Ses ve sessizlik arasında kurduğu karakteristik ilişki, Ekdahl’ı çağdaşlarından ayıran temel unsurlardan biri hâline geldi.
İçe dönüş, gündelik hayattan sekanslar ve hafif pop dokusu
Köklerini caz vokal geleneklerinden alan ama pop müziğin sıcaklığıyla sarmalanan Give Me That Slow Knowing Smile (2009) ve Look to Your Own Heart (2013) albümleri, daha somut bir içe dönüşün izlerini taşıyordu. Şarkıların çoğu, dramatik iniş – çıkışlardan kaçınarak sabit duygu durumları üzerinde ilerliyordu. Dinleyicileri yakalayan şey de ayrıntılara gösterilen dikkat olmuştu.

2010’ların ikinci yarısında Lisa Ekdahl, üretim çizgisini hem televizyondaki görünürlüğü hem de daha filtresiz şarkı yazarlığı hattı üzerinden yeniden şekillendirdi. Tolkningarna – Så mycket bättre Säsong 7 (2016), İsveç’te geniş izleyici kitlesine ulaşan aynı adlı müzik programı için yaptığı yorumları bir araya getiriyordu. Bir yıl sonra gelen ve müzisyene bir Grammis Ödülü daha kazandıran När alla vägar leder hem (2017) ise söz yazımında gündelik hayatın küçük kırılmalarını öne çıkaran bir çalışma. More of the Good (2018) ise başlığının ima ettiği gibi Ekdahl’ın tanıdık ses evrenini genişletmekten çok derinleştirmeyi seçtiği; caz odaklı ifade biçimi ile hafif pop dokusunu harmanlamadaki ustalığını tekrar ispat eden bir kayıt.
Uzun soluklu kariyerinin en dikkat çekici meydan okumalarından biri olarak tanımlanabilecek Grand Songs (2021) albümü, cover repertuvarına yönelen Ekdahl’ın küresel müziğin farklı on yıllarına yayılan parçalardan oluşan bir “favoriler” koleksiyonu. Billie Eilish’ten The Beatles’a, The Supremes’den Joni Mitchell’a, Beyoncé’den Bob Dylan’a uzanan bu seçkide, ipeksi tınısı ve folk ile bossa dokunuşları taşıyan caz ağırlıklı düzenlemeleri, kendi tabiriyle “içsel duygulara ifade kazandıran” müziklere bir saygı duruşu niteliğinde.

2023 baharında yayımlanan ve şu âna dek diskografisinin son uzunçaları olan Bang bang i mitt hjärta, Lisa Ekdahl’ın geç dönem üretiminde hafiflik duygusunu yeniden merkezine aldığı bir koleksiyon. Büyük jestlerden özellikle kaçınan albüm Mathias Blomdahl prodüktörlüğünde kaydedildi. José González ve Klara Söderberg’in mikrofon başında Ekdahl’a eşlik ettiği parçalar, albümün öne çıkan anları arasında.
Lisa Ekdahl, kendisinden sonraki jenerasyonlara verdiği ilham sebebiyle 2024’te Swedish Music Hall of Fame’e seçildi. Oluşumun web sitesinde Ekdahl için kaleme alınan metinde geçen şu sözler, mirasının en net özeti muhtemelen:
“Yıllar içinde kendisini ve müziğini yeniden kurma konusunda dikkat çekici bir esneklik gösterdi; bu da kariyerinin canlılığını ve güncelliğini korumasına yardımcı oldu. Farklı türlerden sanatçılarla yaptığı iş birlikleri ise müzikal ifade alanını genişleterek ne kadar çok yönlü bir üretici olduğunu daha da görünür kıldı.”