Michael Jackson hakkındaki çocuk tacizi iddialarını yeniden gündeme taşıyan “Leaving Neverland”i neden izlemek istiyoruz?

Hafızaları biraz geri sarınca Michael Jackson’ın ölümünden önceki yıllarına çocuk istismarı suçlamalarının damga vurduğunu hatırlıyoruz. Davalar açıldı, Neverland Çiftliği polis tarafından basıldı, ailelere büyük miktarda paralar ödendiği söylendi, suçlamalar düşürüldü, Michael Jackson’ın kendi çocukluğuna dair birtakım iddialar ileri sürüldü… 20. yüzyılın en önemli ve en sevilen pop yıldızını merkezine alan dünya çapındaki travma o yıllarda başladı. Bir süre sonra, Haziran 2009’da ise, koca bir dünya Michael Jackson’ın son derece gizemli ölümüyle baş etmek zorunda kaldı.


Küçükken Michael Jackson tarafından istismar edildiklerini anlatan Wade Robson ve James Safechuck’ın hikâyelerine odaklanan Leaving Neverland belgeseli 25 Ocak’ta Sundance Film Festivali’nde bir salon dolusu izleyici tarafından ilk kez izlendi. Leaving Neverland daha önce Three Days of Terror: The Charlie Hebdo Attacks belgeselini de çeken İngiliz yönetmen Dan Reed imzası taşıyor. Gösterim, Reed, Robson ve Safechuck’ın Michael Jackson hayranlarından aldığı tehditler de göz önünde bulundurularak olağandışı bir polis hareketliliği, bir grup protestocu ve salona akın eden basın ve film eleştirmenleri eşliğinde gerçekleştirildi.

Mart’ın ilk haftası HBO’da iki bölümlük bir seri olarak yayınlanacağı duyurulan Leaving Neverland’in 19 Şubat’ta yayınlanan fragmanın aşağıda izleyebilirsiniz.

Belgeselde şu an 30’lu yaşlarında olan Wade Robson ve James Safechuck’ın 7 ve 11 yaşlarındayken Michael Jackson tarafından “özel arkadaş” ilan edilmelerini ve yıllarca maruz kaldıkları cinsel şiddeti aileleriyle birlikte tüm detaylarıyla dile getirdiklerini anlıyoruz. Yalnızca neler yaşadıklarını değil, aynı zamanda bu yaşadıklarının onlara neler hissettirdiğini de derinlemesine aktarıyor Robson ve Safechuck. Koreograf Wade Robson’ın yıldızı henüz beş yaşındayken Brisbane’de katıldığı Michael Jackson dans yarışmasında parlamış, James Safechuck ise 10 yaşındayken Michael Jackson’lı ikonik Pepsi reklamında oynayan çocuklardan biri.

Tek kelimeyle kalp kırıcı
Hıncahınç salonda gösterim başlamadan önce festival direktörü John Cooper bir duyuru yaparak izleyicileri filmdeki rahatsız edici boyuttaki detaylı anlatımlardan etkilenmeleri durumunda hazırda bekleyen sağlık görevlilerinden destek alabileceklerini belirtmiş. Dört saat süren belgeselin ilk bölümü Robson ve Safechuck’ın yaşadıklarını aktarırken, ikinci bölümü ise Jackson’ın ölümünün ardından bu travmalarıyla nasıl baş ettiklerine odaklanıyormuş. Ayrıca anlaşılan o ki film, tek mağdurların Wade Robson ve James Safechuck olmadığı konusunda net.

Sundance’deki gösterimin ardından basından takip edilen tepki ve izlenimler bize şunu söylüyor ki Leaving Neverland tek kelimeyle kalp kırıcı bir film. Hatta onu bir “korku filmi” olarak tanımlayan bile var. Yazılan birçok eleştiri, filmin izleyiciyi travmatize ettiği ve gösterimin ardından çoğu insanın yüzünden bu duygunun okunabildiği konusunda hemfikir. Tüm kıtalarda, onlarca yıl boyunca, akla gelen tüm müzik janraları üzerinde ve nesilden nesle aktarılan bir sevgi ve ilham selinden bahsediyoruz. Hepimiz Michael Jackson’la büyüdük, büyüyoruz. Şarkılarını omurilikten hissediyoruz. Leaving Neverland’in dört saatlik seyri elbette aşırı derecede kalp kırıcı olmalı. İzleyiciye yaşatabileceği travma ise son derece meşru.

Gösterime istinaden Michael Jackson’ın ailesi tarafından filmin çirkin bir “linç kampanyası” olduğuna yönelik bir açıklama yayınlandı. Bu açıklamaya cevaben yönetmen Reed, Rolling Stone ve The Hollywood Reporter gibi yayınlara verdiği röportajlarda Leaving Neverland’in bir Michael Jackson belgeseli değil, Wade Robson ve James Safechuck’ın hikâyelerini anlatan bir çocuk istismarı belgeseli olduğunu söylüyor; bir aileyle ilişkilenerek onların güvenini kazanan bir suçlunun uyguladığı cinsel şiddetin hikâyesini anlatıyor Leaving Neverland. #Metoo hareketinin filmin çekimleri esnasında başladığını söyleyen Reed, bu dönemle birlikte cinsel saldırı mağdurlarına kulak vermek konusunda büyük bir toplumsal dönüşüm yaşandığını ve filminin çocuk istismarı mağdurlarına ve erkek çocukların yaşadıklarına karşı farkındalığın artmasına katkı sağlayacağını umduğunu ekliyor.

Taciz öykülerinin travmatik arkeolojisi
Wade Robson ve James Safechuck, Michael Jackson’a karşı taciz suçlamalarıyla 1993 ve 2003’te açılan davalarda ondan herhangi bir cinsel şiddet görmedikleri yönünde ifadeler vermişti. Her ikisi de ancak Michael Jackson öldükten birkaç yıl sonra cinsel taciz suçlamalarıyla ortaya çıkarak Michael Jackson Estate’e dava açtılar. Bu nedenle de film ile birlikte yeniden yükselen tartışmalar son derece sert yaşanıyor; Robson ve Safechuck yalancılıkla suçlanıyor; Sundance, sponsorları ve HBO’yu boykot için kampanyalar organize ediliyor. Ama tartışmanın odağına yeniden filmi koyduğumuzda şunu görüyoruz ki Robson ve Safechuck’ın yalan söylediğinden adı gibi emin olanlar filmi izleyenler değil.

Danny Moloshok/Invision/AP/REX/Shutterstock
Danny Moloshok/Invision/AP/REX/Shutterstock

Aslında Robson ve Safechuck’ın hikâyelerinin inandırıcılığını kaybettirdiği öne sürülen süreçler, (özellikle küçük yaşta) cinsel taciz ve saldırıya maruz kalmış olanların içinden geçtiği süreçlerle bire bir ortaklaşıyor. Gerek utanç gerek korku nedeniyle yalan söylemenin, inkârda bulunmanın, kendisine yapılanları kabul etmenin çok uzun yıllar sürebilmesinin, benzer travmalar yaşayanlarda yerleşik davranışlar olduğunu biliyoruz.

Wade Robson verdiği bir röportajda filmi koca bir zırvadan ibaret bulan Michael Jackson hayranlarına ilişkin olarak onları çok iyi anladığını, kendisinin de onlarla aynı noktada durduğunu, bunu kabullenmesinin yıllarını aldığını ve bunun ancak vakti geldiğinde yaşanabilecek bir yüzleşme olduğunu söylemiş. Zaten bilmiyor muyuz ki bu kabullenmeler için bazen bir ömür bile yeterli değil? Ve bilmiyor muyuz ki kapı kapalıyken fail ve mağdur hep içeride yalnız. Kulakların bazı hikâyelere kapalı olması tartışmaya değer bir konu değil mi? Keşke Wade Robson ve James Safechuck’ın hikâyelerine de terazinin öteki kefesine Michael Jackson’ın kariyeri konmadan kulak verilebilse. Leaving Neverland, bir daha “Billy Jean” dinlenebilecek mi yoksa dinlenemeyecek mi meselesi sorgulanmadan izlenebilse. Zira Leaving Neverland, Michael Jackson’ın geride bıraktığı tüm zamanların ötesinde müzik hazinesinin dışında değerlendirilmesi gereken bir çocuk istismarı belgeseli. Leaving Neverland’de kimileri için inanması imkânsızken başkalarına korkunç şekilde tanıdık gelen, Robson ve Safechuck’ın kendilerini anlattığı bir hikâyeyi izleyeceğiz.

(Yazı: Ekin Sanaç)