Oyuncu Günlükleri: Ceren Karakoç
Ceren Karakoç bir senaryoyu ilk kez okurken nelere dikkat ediyor? Canlandırdığı karakterlerle nasıl bağlar kuruyor? Oyuncu olmasa ne olurdu?
Oyuncuların pratiklerini ve duygu dünyalarını kurcaladığımız soru-cevap serimizin konuğu, Kızılcık Şerbeti’nin Nursema’sı olarak tanınan Ceren Karakoç.

Hayatta yapmak istediğinin oyunculuk olduğunu ne zaman ve nasıl anladın?
Aslında çok dramatik bir “o an” yok. Daha çok içten içe hep oraya akmışım gibi. Küçükken sürekli bir şeyleri canlandıran, taklit eden ve hikâye kuran bir çocuktum. Lise yıllarımda da annem ders çalışmadığımı anlamasın diye ders kitaplarının arasına roman ve öykü kitapları koyup gizlice okurdum. Hayal kurardım. Üniversite için yetenek sınavına girip sahneye çıktığımda “Ben bunu zaten yapıyormuşum” hissi geldi. Bu his geçmişten tanıdıktı. O yüzden de süreç benim için karar vermekten çok, fark etmek gibi oldu.
Bugüne kadar canlandırdığın karakterler arasında sana en çok benzeyen hangisi? Neden?
Aslında hiçbiri. Aynı zamanda da hepsi. Benim duygularımdan, tecrübelerimden ve yaşanmışlıklarımdan besleniyorlar. Nursema’yla bambaşka hayatlarımız ve ailelerimiz var.
Dört sezondur beraberiz sanırım ve bazı huylarımız benzemeye başladı.
Canlandırdığın karakterlerle çatışma yaşadığın oluyor mu? Bu durumda nasıl metotlara başvuruyorsun?
Oluyor, hem de baya. Bazen “ben olsam asla böyle yapmam” dediğim çok an oluyor. Ama zaten orası işin en heyecanlı kısmı. Kendime sürekli şunu hatırlatıyorum: “Bu kadının bir sebebi var.” Onu bulmaya çalışıyorum. Korkusu ne, derdi ne… Orayı yakalayınca yargı biraz düşüyor, yerini merak alıyor. O zaman oynamak da daha keyifli oluyor. Teslim oluyorum.
Bir rolü senin için çekici kılan unsurlar, senaryoyu okurken mutlaka dikkat ettiğin detaylar neler?
Ben biraz hikâyenin içine bakıyorum. Karakter gerçekten bir yolculukta mı, yoksa sadece olayların içinde mi sürükleniyor? Bir de diyalogların altı dolu mu? Yani insanlar gerçekten konuşuyor mu, yoksa sadece bilgi mi veriyor? Bir de çok kişisel bir şey: Okurken içimde hafif bir tedirginlik oluyorsa, “Bunu oynayabilir miyim?” diye… Genelde o iş bana iyi geliyor.
Oyunculuğa dair algı kapılarını açan, yaklaşımını değiştiren bir söz? Nerede ve ne zaman duymuştun?
Söz kime ait bilmiyorum ama bir hocam “her şeyi oynamak zorunda değilsin” demişti. Çok basit bir cümle belki ama benim için çok şey değiştirdi. Çünkü bazen fazla anlatmaya çalışıyoruz. Halbuki bazen en güçlü şey, orada durmak ve seyircinin boşlukları doldurmasına izin vermek.
Sence uzun soluklu bir kariyerin sırrı ne?
Yaptığın işi sevmek ve ondan keyif almak, işini gerçekten sahiplenmek ve kendini sürekli yenilemek, bu süreçte de kendinle bağını koparmamak. Çünkü bu işte çok kolay savrulabiliyorsun. Herkesin fikri var, herkes bir şey söylüyor. Ama sen neden başladığını unutmazsan, o seni dengede tutuyor. Bir de gerçekten meraklı kalmak da çok önemli.
Sete girmeden önce kendini nasıl hazırlarsın? Ritüelin, çalışan yöntemlerin var mıdır?
Aslında belirli rutinlerim var; ritüellerim değil. Sabah kalkar kalkmaz müzik açar ve kahvemi demlerim. Bir süre hiçbir şey yapmadan dururum. Sanırım bu durma hâli günün koşturmasından ve yoğun temposundan önce bana iyi geliyor.

Karaktere girmek kadar ondan çıkmak da bazen zorlayıcı olabilir. Sende böyle bir etki bırakan bir rol oldu mu?
Daha önce de dediğim gibi Nursema’yla biraz benzemeye de başlamış olabiliriz bu zaman diliminde. Kızılcık Şerbeti’nde çok zor sahneler çektim. Tabii ki bir süre etkilendiğim, kafamın içinden ve bedenimden çıkması süre alan sahneler de çektim. Ama günün sonunda bu benim mesleğim ve bu etkilenmenin bir sonu olmalı.
Az önce aradılar, biyografin çekiliyormuş. Seni kim oynasın?
Renate Reinsve.
Oyuncu olmasan mesleğin ne olurdu?
Dansçı olmak isterdim.
“Keşke bende de olsaydı” dediğin (ama olmayan) yetenek?
Dansçılara çok özenirim. Keşke çok iyi dans edebilseydim.
Yakın gelecekteki projelerine dair verebileceğin ipuçları var mı?
Ben de en az sizin kadar merak ediyorum ve heyecanla bekliyorum.
Metot oyunculuğu hakkında düşüncelerin neler?
Bence herkesin kendi yolu var. Metot oyunculuğu çok kıymetli ama herkes için doğru olmayabilir. Benim için önemli olan şu: O yöntem seni açıyor mu, yoksa seni kilitliyor mu? Eğer özgürleştiriyorsa ne güzel. Ama seni yoruyorsa, o zaman başka bir yol bulmak lazım.
Oyunculuğuyla sana ilham veren üç isim?
Nur Sürer, Meryl Streep, Olivia Colman.
“Neyi oynasa iyi oynar.” diyebileceğin üç oyuncu?
Adam Driver, Cate Blanchett ve Haluk Bilginer.

“Ne zaman izlesem beni şaşırtır.” diyebileceğin üç oyuncu?
Joaquin Phoenix, Philip Seymour Hoffman, Demet Evgâr.
Sinema, televizyon veya tiyatro fark etmez; aklından çıkmayan üç oyunculuk performansı?
Christoph Waltz – Inglourious Basterds
Olivia Colman – The Crown
Charlize Theron – Monster