“Dünya kendi insanlığını bana kanıtlayamadı”: Rashid Masharawi ile Gazze’de sinemanın direnişi
Röportaj: Meltem Demiraran
Gazze’de savaşın başladığı günlerden itibaren görüntü üretimi neredeyse imkânsız bir hâle gelirken, Filistinli yönetmen Rashid Masharawi bu engeli kırmak için kendi dayanışma mekanizmasını kurdu. Kasım 2023’te hayata geçirilen Masharawi Fund for Films and Filmmakers in Gaza (Gazze’de Film ve Sinemacılar için Masharawi Fonu), tamamen bağışlarla işleyen bağımsız bir yapı olarak genç yönetmenlerin kendi hikâyelerini anlatabilmesi için üretim, eğitim ve gösterim desteği sağlıyor. Bu fonun en görünür çıktılarından biri ise 22 farklı Filistinli yönetmenin imzasını taşıyan ve bugünün Gazze’sinden kişisel, politik ve gündelik yaşamın içinden güçlü anlatılar toplayan From Ground Zero.
Dünya prömiyerini Amman’da yapan ve ardından Toronto’dan Cannes’a, 300’ün üzerinde uluslararası festivalde gösterilen From Ground Zero; haber görüntülerinin ötesine geçen, kişisel hafızayı ve kültürel direnci korumayı amaçlayan bir sinema girişimi. Proje bu yıl 15. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali kapsamında Türkiye’deki seyirciyle buluşuyor.
Masharawi aynı zamanda yıllardır Ramallah’ta kurduğu merkez, mobil sinema faaliyetleri, kamplarda düzenlediği etkinlikler, eğitimler ve çocuk festivalleriyle Filistin’de sinema kültürünü merkez dışına taşıyan bir figür. Ancak Gazze’de yaşanan son süreç onun sinemaya ve dünyaya bakışını köklü biçimde değiştirmiş durumda.

Filistin sinemasının simge isimlerinden olan ve festivalde Adalet Savunucusu Ödülü ile onurlandırılan Rashid Masharawi ile fonun kuruluş süreci, savaş koşullarında üretimin etik ve lojistik sorunları, genç yönetmenlerin neleri görünür kıldığı, Filistin sinemasının bugün hangi kırılma noktasında durduğuna dair konuşma fırsatı yakaladık.
Savaşın başlamasının ardından Masharawi Fonu’nu kurdunuz. İlk kıvılcım neydi? Öfke, aciliyet, sorumluluk hissi ya da sadece zorunluluk mu?
Bağımsız olması gereken şey, anlatıydı. Savaş başladıktan iki – üç hafta sonra, Kasım 2023’te Gazze’de Film ve Sinemacılar için Masharawi Fonu’nu kurdum. Amacımız Gazze içinde film üretimini desteklemekti. Fon bağışlarla sürdüğü için yönetmenleri seçme, hangi konulara odaklanacağımıza karar verme, filmlerin nerede gösterileceğini belirleme ve eğitim programları, hatta uzun vadede bir film okulu, oluşturma konusunda tam bağımsızlığa sahip olduk.
Fon aracılığıyla şu an Gazze’de devam eden bir çocuk film festivali de başlattık. Her gün binlerce çocuk film izliyor; dans ediyor, şarkı söylüyor, neşeleniyor. Fon, uluslararası televizyonlarla ortak yapım anlaşmaları yapabilmemizi, post prodüksiyon hizmetleri almamızı, sözleşme ve banka süreçlerini yürütmemizi mümkün kıldı.
Ama özünde fon, Gazze’nin hikâyelerini dünyaya ulaştırmak ve Gazze’de sinema üretimini, eğitimi ve atölyeleri güçlendirmek için var.
“Yavaş olsa da devam etmeliyiz. Sahadaki durum dalgalansa da herkes kendi bulunduğu yerden katkı sunmalı. Benim yaptığım da bu.”

From Ground Zero’da yer alan filmlerin çoğu yoğun bombardıman altında geçen günlük hayatı belgeliyor. Belgeleme, temsil ve anlatı arasında dengeyi nasıl kurdunuz?
From Ground Zero iki aşamadan oluşuyordu. İlkinde her biri dört – altı dakika olan 22 kısa film var. Belgeseller, kurmacalar, animasyonlar, deneysel işler, video art ve kukla filmleri. İkinci aşamada ise 20-30 dakikalık 10 belgesel bulunuyor; biri bir saatlikti. Bunlardan sekizi şu anda bu festivalde gösteriliyor.
Amacımız anlatılmamış kişisel hikâyeleri aktarmaktı. Her ne kadar bombalar altında hayatta kalma mücadelesinin ortasında sinema üretmek çok zor olsa da. İnsanların öncelikleri hayatta kalmaya dair: Yiyecek, barınak, ilaç, elektrik. Biz sadece “çekim” yapmak istemedik; sinema yapmak istedik.
Filmlerin tümünde sanat yönetmeni olarak çalıştım. Çekimler Gazze’de yapıldı, post prodüksiyonun tamamı (kurgu, ses, müzik, renk, altyazı) dışarıda gerçekleştirildi. Her film aynı zamanda yönetmenler için bir atölye işlevi gördü.
Bu filmler 300’den fazla uluslararası festivale gitti; Cannes’da etkinlikler yaptık, Toronto’da gösterildik, Oscar seçkisine girdik. Bu ilgi dayanışma çağrısından değil; sinemanın kendisinden, anlatıdan, deneyimden ve gerçek hikâyelerin sinema diliyle kurulmasından kaynaklanıyor.
Uluslararası festivaller projeyi hemen sahiplendi. Bu küresel ilgiden ne bekliyorsunuz? Gerçek ve sahici bir dayanışmaya nasıl katkı sunabilir?
Neredeyse 40 yıldır film yapıyorum. Filistin’de koşullar bazen iyiye gider, bazen kötüye. Bu filmleri üretirken ve dünyada gösterirken bile sahadaki durum giderek kötüleşti. Ama devam etmek zorundayız. İnsanları etkilemeye, farkındalık yaratmaya ve gerçek deneyimleri aktarmaya devam etmeliyiz.
Sinema bir düğmeye basarak savaşı durduramaz. Değişim için çok sayıda filme, kültür – sanat kültür projesine (yazı, tiyatro, dans, müzik, resim) uzun bir zaman boyunca ihtiyaç var. Ama yine de bir şey başardığımıza inanıyorum. Büyük medya kuruluşlarında yer aldık, uluslararası gösterimler yaptık, sayısız röportaj verdik. Daha önce hiçbir bilgisi olmayan insanlar bu filmler aracılığıyla gerçekleri öğrendi ve kendi fikirlerini oluşturdu.
Yavaş olsa da devam etmeliyiz. Sahadaki durum dalgalansa da herkes kendi bulunduğu yerden katkı sunmalı. Benim yaptığım da bu.
Aktif bir savaş bölgesinde çalışan yönetmenleri desteklerken başlıca lojistik veya etik sorunlar nelerdi?
İnsanları görüntünün önemine, hikâye anlatmanın hayata ve hafızaya dair bir ihtiyaç olduğuna ikna etmek başlı başına zordu. Ama en büyük lojistik engel elektrikti. Elektrik olmadığında telefon ve kamera şarj edilemiyor, internet yok oluyor, ekiplerle iletişim tamamen kesiliyordu. Bazı dönemler günlerce iletişimimiz kopuyordu.
Ses de büyük bir sorundu. Ekipman eksikliğinden değil; Gazze’de 24 saat aralıksız duran drone’ların çıkardığı vızıltı yüzünden. Gazze’de bu drone’lara zanana deniyor. Tüm kayıtlara bu uğultu giriyor, ayıklamak çok zor. Sesleri temizlemek için özel işlemler uyguladık. Filmlerin hepsi 5.1 surround miksle büyük festivallerde gösterilebilmesi için hazırlandı; dolayısıyla ses kritik bir faktördü.
Renk düzeltme de zorlayıcıydı. Aynı film içinde kamera, telefon, farklı cihazlar, farklı çözünürlükler vardı. Yeni post prodüksiyon teknikleri, filtreler ve uygulamalar geliştirdik. Bu koşullarda film yapmak tamamen benzersiz bir süreçti.
“Gazze’de yaşananlardan önceki hayatla sonraki hayat aynı değil. Bu durum ister istemez anlatımı, yapıyı, çekimi, kurguyu ve düşünme biçimimi etkileyecek.”

Genç yönetmenlerin yakaladıkları arasında politik, görsel ya da insani açıdan sizi şaşırtan şeyler oldu mu?
Her açıdan oldu. Teknik olarak da sanatsal olarak da politik olarak da çok şey öğrendim.
Sinema yapmak büyük bütçelerle, dev ekiplerle ya da pahalı ekipmanlarla ilgili değil. Bir şey söylemek, sinematik düşünmek ve konuna bağlı olmakla ilgili. Dürüstsen, bir sözün varsa, çok düşük bütçelerle de güçlü filmler yapılabilir.
Politik açıdan en önemli farkındalığım şu oldu: İnsanlara sürekli ölüm gösterirsen, onu içselleştirirler. Ama yaşamı gösterdiğinde insanlar yaşamı seçer. Biz patlamaları, ölümleri filme almak istemedik; onu zaten haberler yapıyordu. Bizim filmlerimizde insanlar dans ediyor, hayal kuruyor, umut ediyor. Sinema umudu yoktan var edebilir ve insanların tutunacak bir şey bulmasına yardımcı olabilir.
Umut yoksa geriye ne kalır? Yarın neden uyanalım?
Uzun yıllardır film kültürünü merkezden uzaklaştırmak için çalışıyorsunuz. Gezici sinemalar, atölyeler, kamplarda festivaller…
Evet, 7 Ekim’den çok önce bu çalışmalara başlamıştım. Kültür merkezleri kurdum, yıllarca çocuk filmi festivalleri düzenledim, mülteci kamplarında gezici sinemalar çalıştırdım. Sayısız eğitim ve atölye yürüttüm. Kendi filmlerimi de elbette yapıyorum ama hedefim bundan daha büyük: Üretim yöntemleriyle, diliyle, altyapısıyla anlamlı bir Filistin sineması inşa etmek.
Bugün yaptığım her şey, geçmişte başlattığım bu misyonun devamı. Belgesellerimi çok zor koşullarda çektim. Irak’ta savaş döneminde, Lübnan’da, Ürdün’de, Mısır’da, Fas’ta… Filmlerim sadece Filistinliler hakkında değildi; yaşam, aşk, insan hikâyeleri anlatıyordu. İnsan haklarına büyük önem veriyorum; belki Filistinli olduğum için, belki işgal altında büyüdüğüm için, belki de biriken tüm deneyimler yüzünden. Bu yüzden sadece kendi toplumum için değil; başkaları için de kaygı duyuyorum.
From Ground Zero yıllardır sahip olduğunuz bu misyonu sürdürüyor mu? Yoksa savaşla birlikte yaklaşımınızda bir kırılma yaşandı mı?
Bu çok önemli bir soru. Filistinli biri olarak, Gazze’den biri olarak, bir sinemacı ve bir insan olarak, Gazze’de yaşananlardan önceki hayatla sonraki hayat aynı değil. Bu durum ister istemez anlatımı, yapıyı, çekimi, kurguyu ve düşünme biçimimi etkileyecek.
Yıllar boyunca dünyaya gösterdiğim filmlerde, bir yönetmen olarak insanlığımızı kanıtlama ihtiyacı hissettim. “Biz de insanız” demek için çabaladım. Buna çok zaman ve enerji harcadım. Bugün artık bunu yapmak istemiyorum. Çünkü dünya kendi insanlığını bana kanıtlayamadı.