Duygudurum: Richard Hawley – Coles Corner ya da “Bu akşam hüzünleri yanıma aldım”

Yazı: Utkan Çınar

Sheffield’ın medarıiftiharı müzisyen ve besteci Richard Hawley için kariyerinin belirleyici albümü olan Coles Corner, bundan 20 yıl önce bu hafta yayımlandı. O zamandan beri de “melankolinin resmî soundtrack”i olarak işimizi görmeye devam ediyor.  


“Müziğin olduğu şehir merkezine gidiyorum, Havayı insan seslerinin doldurduğu yere, Belki beni bekleyen biri vardır. Yüzünde bir gülümseme ve saçında çiçekle insanların olduğu şehir merkezine gidiyorum. Havada yalnızlığın kaldığı. Gerçek biri beklemiyor beni orada, ne gülümseme ne de çiçek hiçbir yerde.”
(Coles Corner şarkısından)

Melankoli aslen bir depresyon çeşidi. Ama herkesin fabrika ayarlarında olan bir şey sanki. Bu gerçekten yaşadığınız duygu geçmişinizle alakalı değil. Varoluşunuza işlemiş bir şey gibi. Arabanın camından gece şehir ışıklarını izlemek; yalnız başına bir barda gelen geçeni, arkadaş gruplarını, sevgilileri izlemek. Bunlar illa ki depresif şeyler olmasa da sizde çok gerçek bir ruh hâli uyandırır değil mi? Divan edebiyatı sanatları gibi; “hayali, var olmayan sevgiliye ağıt”, “gerçek olmayan hüznün efkârı”.  Çok tanıdık şeyler. Bunda bir gariplik olmadığını düşünüyorum. 

Pulp ve Arctic Monkeys ile beraber, hadi Kadıköy’ümüzde pek çok hayranı olan Babybird’ü de ekleyelim,  Sheffield’dan çıkmış en önemli müzisyenlerden diyebileceğimiz Richard Hawley, 2005’te Coles Corner’ı yayımladığında bu varoluş hâlinin takipçilerinden biri olarak beni de pek mesut etmişti. Açıkçası o aralar hayatımın son on yılın rock ve elektronik müzik coşkusundan biraz sıkılmış; folk ve country’ye merak salmıştım. Roy Orbison ve Dean Martin gibi ama asıl Scott Walker gibi şarkı söyleyenleri dinlemeyi sevdiğimi fark ediyordum. Beck 2002’deki harika ayrılık albümü Sea Change’i yayımladığında ferahlık yaratmış, şarkı yazımına bakış açımı değiştirmişti. Hawley ise bunun kök salmasını sağladı. Issız ada albümlerimde çok rahatlıkla ilk beşe girer ikisi de hâlâ. 

“Ah bu akşam ah bu akşam, bu akşam bir fenayım. Belki onu aramalıyım ama o zaman anlar. Arabamı gecenin karanlığına sürüp yolun beni nereye götüreceğini görmek istiyorum. Ah bu akşam, bu akşam düşük hissediyorum, Ah bu içimdeki huzursuzluk, bana iyi gelmiyor. Bu akşam evde kalmam gerektiğini biliyorum ama bunu becerebileceğimi sanmıyorum.”
(Tonight şarkısından)

Sheffield’ın dominant çelik endüstrisinde çalışan bir aileden gelen Hawley; 2005’te 38 yaşında, müzikte belli bir kariyer oluşturabilmiş, geçimini kazanabilmiş ve de bir aile kurabilmiş bir karakter. The Longpigs üyesi olmuş, Pulp’ın turne gitaristliğini yapmış. 2001 ve 2003’teki solo işleri ise övgü alsa da yeterli ilgiyi görmemiş ve plak şirketi tarafından bırakılmış bir isim. Coles Corner sağdan soldan borç bularak kaydedeceği ve solo kariyeri için atacağı son barut olacak. Albümün ismi de Hawley’nin fahri doktorasına da sahip olduğu Sheffield şehrindeki Fargate and Church caddelerin kesiştiği köşeden geliyor. Genelde ilk buluşmalar için tercih edilen bir mekân. Bir gün parkta oğullarını salıncakta sallarken aklına gelen bir melodiyle başlıyor her şey. Onları zorla eve götürüp kaydettiği bir melodiyle. Ama merak etmeyin sonra tekrar parka dönmüşler. 

Albümün yıldızlarından biri de Hawley’nin hakkını vererek çaldığı Gibson ES-335. Bol reverb’lü tonuyla tüm albümün o melankolik havasını en iyi yansıtan enstrüman olmalı. Hawley’nin Gretsch modelleriyle de arası iyi oldu her zaman. Sadece harika vokali değil; gitaristliği de işin kalitesini yükselten faktörlerden biri. Enstrümanlarını çok iyi tanıyor ve onlardan yüksek verim alıyor. İlham kaynakları genelde Roy Orbison, Duane Eddy, Sanford Clark gibi erken rock’n’roll dönemi diyebileceğimiz 1950’lerin ikinci yarısından isimler olmasına rağmen müziği eski tınlamıyor. Bu da en büyük yeteneklerinden biri. Eskinin tekrarı bir müzik dinlemiyoruz. Modern tınlayan bir yandan zaman dışı olabilen bir sound. 

“Daha derine, daha derine gidiyorum. İnsanlığın en karanlık düşüncelerinin altına sızarak. Bu düşüncelerle yalnız uyuyorum.”
(I Sleep Alone şarkısından)

Coles Corner, Hawley’nin başyapıtı olsa da devamındaki, sonuncusu 2024’te yayımlanan altı adet albümü de hep belli bir kaliteyi tutturdu. 2012 tarihli ve en maceracı ve “sert” işi diyebileceğimiz Standing at the Sky’s Edge geçtiğimiz yıllarda oldukça başarı kazanan bir müzikale de dönüştürüldü. Coles Corner o dönemler saygın bir ödül olan Mercury’ye aday olup hemşerisi Arctic Monkeys’in çıkış albümü Whatever People Say I Am, That’s What I’m Not’a kaybettiğinde, Monkeys vokalisti Alex Turner sahneden “Biri polisi arasın, Richard Hawley soyuldu.” demişti. Haksız değildi. Bu, albümün de popülaritesini yükselten bir çığlık oldu tabii. Bir türün domine ettiği bir iş olmadı. Country, caz, blues, chamber pop, folk gibi tarzlar Hawley’nin “türünde” ve melankolisinde birleşiyordu. 

“Kendimi çok garip, çok zayıf hissediyorum, Arayışlarda dünyalarca boş sokakta yürüdüm, yalnızdım ararken. Ama hâlâ aklımdasın, hâlâ aklımdasın. Ve işte burası gözyaşlarımın tıpkı yağmur gibi zemine düştüğü yer.”
(Just Like The Rain şarkısından)

20. yıl edisyonunda ise orijinal albümün yanında bolca hediye var. 18 şarkılık ikinci CD’miz canlı performanslar, akustik versiyonlar, pek güzel bir Jesus and The Mary Chain cover’ı, Hank Marvin’le ortaklaşa bir şarkı da içeriyor. Hepsi de güzel. Ama tabii hiçbirini de orijinal albüme değişmezsiniz. Yine de sevenleri için güzel hediyeler.  

Doğruya doğru, çok sevdiğiniz albümlerle ilgili yazmak her zaman zor. Genelde laf kalabalığına dönüşüyor bir yerden sonra hayranlığınız. O yüzden sözü çok uzatmayalım. Albüm kapanışını sözsüz “Last Orders” yapar. Herkesin evine yollandığı, düşüncelerinizle baş başa kaldığınız o ânın müziği. Son bir isteğimiz var mıdır? Yoktur Richard, tamamız.