Roofman: Sessiz bağların gürültülü sonu
Yazı. Zelal Buldan
Derek Cianfrance’ın yönettiği Roofman, Çatı Hırsızı lakabıyla tanınan Jeffrey Manchester’ın gerçek öyküsünden esinleniyor. Jeffrey’nin absürtlükle duygusal gerçeklik arasında gidip gelen hikâyesini perdeye taşıyan film, yalnızlıkla baş etme biçimleri üzerinden derinlikli bir karakter portresi sunuyor.
Başroldeki Channing Tatum’a Kirsten Dunst, Ben Mendelsohn, LaKeith Stanfield, Juno Temple, Lily Collias ve Peter Dinklage’ın eşlik ettiği Roofman, Filmekimi 2025 programında yer alan en dikkat çekici yapımlardan biriydi.
*Bu yazı, henüz Roofman filmini izlememiş olanlar için bazı sürprizleri bozabilir.

Konu nedir?
Kibarlığı ve zekâsıyla dikkat çeken Jeffrey, kızına doğum günü için istediği bisikleti alma hedefiyle soygunculuğu başlar ve çatıdan girerek 45 restoranı soyar. Yakalanıp hapse giren Jeffrey, kısa süre sonra kaçar ve bir oyuncak mağazası olan Toys“R”Us’ta gizlice yaşamaya başlar. Şekerlerin ve oyuncakların arasında kendine yeni bir hayat kurar. Mağaza çalışanlarından birine âşık olan Jeffrey, bu gizli hayatın içinde fiziksel bir kaçışla duygusal bir kalma arzusunun paradoksunda sıkışıp kalır.
İlk intiba
Henüz filmin başında, kızına istediğinden farklı bir doğum günü hediyesi alıp onu hayal kırıklığına uğratan hâliyle bile sevimli Jeffrey. İlk soygun kararını verdiğinde, çatıdan indiği McDonald’s’ta dondurucuya kilitlediği çalışanlarla bile kısa sürede bir bağ kurmayı başarıyor. Üşümesinden korktuğu çalışana montunu verdiğinde anlıyoruz ki bu, bir suçluya sempati duyma hikâyesi. En yakın arkadaşı, Jeffrey için “zeki ama aptal” dediğinde bu aptallığın patlak vereceği ilk yerin bu duygusallıkta gizli olduğu netleşiyor. Film tam da bu zeki ve aptal ikileminde başlıyor: Jeffrey’nin zekice planları içinde nasıl bir aptallık ile yakalanacağını bekleyerek. Bu dünya, hassas kalpli hırsızlar için fazla kaygan zeminli ve ilk intiba maalesef montsuz üşüyeceğini gösteriyor Jeffrey.
Karaktere dair
Jeffrey Manchester sıradan bir suçludan çok görünmez kalma çabasıyla, sevilme arzusu arasında gidip gelen büyüyememiş küçük bir çocuk gibi. Suç işlemenin ötesinde bir onaylanma ve sevilme arayışına çıkıyor. Hapisten kaçtıktan sonra oyuncak mağazasında kurduğu dünyası ise gerçek dünyayla baş edemeyen ama ona da sırtını dönemeyen bir adamın hem sığınağı hem sahnesi.
Jeffrey, 45 mağaza soyduktan sonra bile olgunlaşamıyor. Sığındığı mağazada tek besin kaynağı M&M’s şekerleri; kaldığı yer ise oyuncaklarla dolu. Burası, dışarıyı içeri almakta olduğu gibi dışarıya çıkmakta da zorlandığı bir dünya. Toys”R”Us’ta kurduğu bu gizli yaşam alanında, bebek telsizleriyle çalışanları izleyerek kendine âdeta bir sosyal hayat inşa ediyor. Bir yandan öylesine zeki ki kameralarla izlenen sistemin içinde kaybolmayı, görünmeden yaşamayı başarıyor. Görünmemek ise bir noktadan sonra var olmamak anlamına geliyor ve Jeffrey bunu taşıyamıyor. Bunun sebebi ise şu cümle kadar basit: Jeffrey bir insan.
Her şeyi kızı için yaparken, kızıyla bağını koparmasını isteyen eski eşi aralarına koca bir duvar örüyor. Yalnız yaşamak Jeffrey için neredeyse imkânsız. O da bu yalnızlık içinde tutunacak yeni bir dal arıyor. Bu dal, telsizlerden izlediği Leigh oluyor. Leigh’i sevmek, onun kızlarını kendi kızı gibi görmek, onlarla bağ kurmak istiyor. Polise yakalanmamak için uydurduğu yeni ismi ve mesleğiyle bir hayal aleminde gezinmeye başlıyor. Belki de gerçeklikte kopan aileyi hayal gücüyle yeniden kurmaya çalışıyor. Jeffrey’nin trajedisi tam da burada tekrarlanıyor: Bağ kurduğu anda yakalanıyor. Onu ele veren şey eylemleri değil; duyguları ve belki de en çok orada, tam da yakalandığı anlarda var oluyor. En azından varlığı gerçek hissettiriyor.


En çok nesini sevdin?
Film, tipik bir hırsız – polis kovalamacası hızında ilerlemiyor; aksine, hikâyeyi yavaşlatma riskini göze alarak hırsızın duygusal zayıflıklarını çok başarılı bir şekilde işliyor. Bu da filme farklı ve derinlikli bir hava katıyor. Bu türden filmlerin içinde yeterince koşmadık mı? Bir hırsız – polis hikâyesinde de biraz olsun soluklanalım.
En az nesini sevdin?
Filmin en güçlü yanı, Jeffrey’nin kurduğu bağlara dayanırken bu bağların merkezindeki kişi, yani kendi kızı hikâyenin ilerleyen kısmında neredeyse tamamen unutuluyor. Jeffrey’nin, kurduğu bu yeni ilişkiler, kızına duyduğu bağın yerini alıyor gibi gösteriliyor ama bu değişim ikna edici bir şekilde işlenmiyor. Hatta bu durumu “yerine koyma” olarak adlandırmak bile, çocuklarını görme motivasyonun kayboluşuna mantıklı bir açıklama getiremiyor. Kızına bisiklet almak için McDonald’s soyan Jeffrey, filmin neredeyse bir saatlik bölümünde kızından hiç bahsetmiyor. Bu da karakterin duygusal sürekliliğinde ciddi bir boşluk yaratıyor.
Nasıl hissettirdi?
İnsanın duygusal olarak yakalanmasının, yani birine görünür olmasının yarattığı savunmasızlığı hatırlamak biraz ürpertti beni. Biraz garip bir soru olacak ama insan olmak çok korkunç değil mi? Tüm bu korkunçluğun içinde yeniden sevmeye cesaret etmeyi hatırlamak ise bir o kadar büyüledi beni. Biraz garip bir soru olacak ama insan olmak çok büyüleyici değil mi?