Sam Kieth (1963-2026) ve zihni altüst eden mirası: The Maxx

Yazı: Cem Kayıran

Sam Kieth, 80’lerin sonu ve 90’ların başında çizgi romanda görsel anlatının sınırlarını esneten sanatçılardan biri olarak öne çıktı. Kariyerinin erken döneminde The Sandman’in ilk sayılarındaki karanlık ve organik çizgi diliyle dikkat çekti; ancak onu kalıcı biçimde ayrı bir yere yerleştiren asıl iş, hem yazıp hem çizdiği The Maxx oldu. 

15 Mart günü 63 yaşında hayatını kaybeden Sam Kieth’i, zamanlar ötesi bir kült hâline gelen ve onlarca nesle ilham vereceği aşikâr olan The Maxx’e ilişkin anekdotlarla (ve bir Sadi Güran illüstrasyonuyla) anıyoruz. 


Bir eskiz defterinden çıkan travma haritası

90’ların bağımsız Amerikan çizgi roman sahnesi, anaakım süper kahraman anlatılarının dışında kalan tuhaf, kişisel ve biçimsel olarak riskli işlerin görünürlük kazandığı kısa ama verimli bir aralık açmıştı. Sam Kieth’in yarattığı The Maxx de tam olarak bu aralıktan sızdı. 1993’te Image Comics etiketiyle başlayan seri, bir “kahraman” hikâyesi anlatmakla hiç ilgilenmeyen; travma, kimlik kırılması ve paralel gerçeklik fikrini popüler çizgi romanın içine sokan erken örneklerden biri oldu. 

Serinin çıkış hikâyesi de en az kendisi kadar tuhaf. Sam Kieth, 2001 tarihli Sequential Tart röportajında The Maxx’in nereden geldiği sorulduğunda şu cevabı veriyor:

“Hiçbir fikrim yok… Herhâlde kötü bir mide yanması falandı. İçime pek iyi oturmayan bir şeydi sanki. Görünüş olarak mor pantolonu bütün vücuduna gerilmiş Hulk’a epey benziyor aslında. Esasen bir daire ve bir üçgen çizip kollar eklemek için bir bahane gibiydi. Orman bitki örtüsü karalamaları yaptığım bir eskiz defterinden ve ortalıkta koşuşturan bir adam figüründen çıktı. Hikâye de kelimenin tam anlamıyla o eskiz defteri notlarından doğdu; umarım bu yüzden zarar görmemiştir.”

Kieth’in bu sözleri, The Maxx’in neden bu kadar “serbest” hissettirdiğini de açıklar nitelikte. Bir başka deyişle söz konusu karakterin doğuşu bir tema, konsept ya da hayal yerine, Kieth’in çizim alışkanlığından doğdu.

The Maxx’i efsane yapan şeylerden biri, hikâyenin merkezine bir travma haritasını yerleştirmesiydi. Seri, New York sokaklarında yaşayan evsiz bir adam ile “Outback” adı verilen alternatif bir bilinç alanı arasında gidip geliyor. Anlatının asıl odağını da Julie Winters karakterinin bastırılmış deneyimleri oluşturuyor. 90’larda çizgi roman mecrasında cinsel şiddetin temsilini bu kadar doğrudan ve yapısal bir mesele hâline getiren çok az iş vardı. 


90’lar MTV’sinin gece kuşağı

Serinin kült statüsünü pekiştiren bir diğer unsur ise MTV uyarlaması oldu. 1995’te yayımlanan ve yalnızca 13 bölüm süren animasyon seri, panel düzenlerini doğrudan ekrana taşıyan erken dönem “sadık adaptasyon” örneklerinden. O dönem için oldukça radikal bir tercihle çizgi roman kadrajlarını neredeyse birebir kullanan bu versiyon, seriyi anaakıma taşımaktan çok onu daha da tuhaf bir köşeye yerleştirdi. Animasyon The Maxx, ABD’de gece kuşağında yayımlandı ve uzun süre DVD’ye aktarılmaması, serinin kült dolaşımını neredeyse tamamen hayran kopyaları üzerinden sürdürmesine yol açtı.

Bant Mag. illüstrasyon editörü Sadi Güran da The Maxx ile MTV karşısında tanışanlardan. Kieth’in ölümünün ardından çizdiği illüstrasyonla birlikte sözü Sadi’ye bırakayım:

“‘96. Lise yılları. MTV’de bir animasyon dizisi başladı. The Maxx. Noir ve fanteziyi karıştıran bu karanlık ama bir o kadar renkli dizi sayesinde tanıştım Sam Kieth ile. Aklımı başımdan aldı çizgileri. Bugün grafik roman yapmaya cüret ediyorsam en büyük sebeplerinden biridir Sam Kieth ve içine kapanık, tuhaf çocukların kendilerine kaçmak için yarattıkları dünyalar. Şunu çizerken bile senden bir şeyler öğrenmeye devam ediyorum. Verdiğin ilham için teşekkürler.”


The Maxx’in mecralar arası dolaşımı

The Maxx, çizgi romanın nasıl görünebileceğine dair beklentiyi de bozdu. Kieth’in organik, neredeyse sürekli eriyip yeniden kurulan sayfa düzenleri; Image Comics’in kaslı anatomi estetiğinin ön planda olduğu erken dönem görsel dilinin tam tersinde konumlanıyordu. Üstelik seri boyunca anlatı odağı defalarca Julie’ye kayıyor ve Maxx çoğu zaman yalnızca bir aracıya dönüşüyordu. Süper kahraman merkezli yapıların dışında kalan okuma deneyimleri için erken bir model oluşturduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Kolay pazarlanamayacak figürlerle başka hiçbir şeye benzemeyen anlatı alanları kurgulayan The Maxx, farklı mecralarda beklenmedik biçimlerde dolaşıma girmeye devam etti. 1993’te yayımlanan Stephen Romano imzalı MAXXimum Sound: A Comic Book Soundtrack, ilk üç sayıyı temel alan, kaset formatında yayımlanmış bir tür sesli çizgi roman uyarlamasıydı. Aynı dönemde RPG (masaüstü rol yapma oyunu) Heroes & Heroines için hazırlanan The Maxx senaryosu da Outback fikrinin doğrudan deneyimleyebileceği yapısıyla serinin “oynanacak” bir evren olarak da düşünüldüğünü gösteriyordu. 

The Maxx uzun süredir bir sinematik uyarlama ihtimali ile de gündemde. 2019’da Channing Tatum ve Roy Lee projeyi geliştirmeye başladıklarını açıklamış, 2024 başında Tatum üretim sürecinin ilerlediğini doğrulamıştı. Eğer gerçekleşirse, bu film serinin MTV animasyonundan sonra ilk kez geniş ölçekli bir görsel anlatıya taşınması anlamına gelecek.