Sirāt, If I Had Legs I'd Kick You ve bu hafta başka ne izlesek?

Yazı: Burcu Teker

Vizyon takviminden ve farklı platformların kataloglarından film, dizi, belgesel ve şov tavsiyelerimizi içeren ne izlesek seçkimizde Óliver Laxe imzalı Sirāt, Mary Bronstein ellerinden If I Had Legs I’d Kick You, Lisa McGee’nin gizemli kara komedisi How to Get to Heaven from Belfast ve çok daha fazlası yer alıyor. 


Sirāt (Vizyon, 14 Şubat)

Nedir: Adını “kıldan ince, kılıçtan keskin” tasvir edilen, üzerinden geçebilmek için ahlakî imtihanlar verilmesi gerektiğine inanılan Sırat Köprüsü’nden alan Óliver Laxe filmi, adıyla müsemma yol mefhumunu kurcalıyor. Arafı refere ettiği aşikâr uçsuz bucaksız Fas çöllerinde, kabin hoparlörlerin arşa yükseldiği bir rave partisine konuk oluyoruz. Madde etkisinde meditatif biçimde dans ederek yüklerinden kurtulan insanların arasında 12 yaşındaki oğlu Esteban ile beş aydır ortalıklarda görünmeyen kızını arayan Luis beliriveriyor bir anda, olağan yükü sırtlamış hâlde. Üzerinde kızının fotoğrafının olduğu el ilanları ile ümidini diri tutmaya gayret gösterirken çıkacağı yolculuğun hırpalayıcı olacağının bilincinde ancak içsel anlamda da vuku bulacağından bihaber. Laxe’ın şimdiye dek çektiği en politik film olarak öne çıkan izlemesi ayrı, sindirmesi ayrı zor filmin alegorik anlatısı ve taşladıkları arasında kurguya layığıyla yedirilmiş toplumsal elementler de var. 

Neye benzer: Her zaman rastlanabilecek türden bir uzun metraj değil Sirāt; başlı başına bir deneyim. Yine Laxe’ın yönettiği; ton ve sembolik arayış bakımından oldukça benzerlik barındıran Mimosas önerilebilir. Düşündürttüklerinden hareketle Richard Linklater’ın sürrealist yetişkin animasyonu Waking Life da bir diğer seçenek.

Kimler var: Pedro Almodóvar’ın yapımcıları arasında olduğu bu çarpıcı, öngörülemez kıyamet anlatısı Cannes Ana Yarışma’da Jüri Ödülü’nü kucaklamıştı. Şimdi ise En İyi Uluslararası Film ve En İyi Ses kategorilerinde Oscar ödülü için yarışıyor. Kangding Ray imzalı hipnotize edici müziklerin ödüle uzanması kuvvetle muhtemel. Başrolde César Ödüllü Sergi López’e Bruno Núñez Arjona eşlik ederken kadronun geri kalanı amatör oyunculardan oluşuyor.

If I Had Legs I’d Kick You (Vizyon, 13 Şubat)

Nedir: Geride bıraktığımız sinema yılı annelik kavramı üzerine duygusal yük, direnç ve toplumsal beklentilerin yarattığı kırılma anlatılarından epey beslendi. Die My Love’ın ardından karanlık tonlu ve katmanlı bir diğer annelik yorumu da Mary Bronstein gözünden huzurlarda. Linda, terapist kimliğiyle yaşamını sürdürmeye çalışırken hasta çocuğu, ortadan kaybolmuş eşi ve çökmekte olan ev düzeni arasında bocalıyor; her şey altüst olduğunda kendini zihinsel bir girdabın içinde buluyor. İzleyici tarafındaysa yükler paylaşılıyor, tarifsiz hisler aynalanıyor, o içler daralıyor bir kere ve sinirler kesinlikle zıplıyor. Rose Byrne’ün harika performansıyla annelik, tükenmişlik ve aidiyetin sınırlarını keşfeden film; travmaları sarsıcı ve incelikli bir iç monologla yansıtmakta mahir.

Neye benzer: Yakın akrabalarından Die My Love ve sıkışmışlık hissi ile kesişiminden Xavier Dolan nefisliği Mommy.

Kimler var: En İyi Kadın Oyuncu kategorisinde Altın Küre’yi kazanan Rose Byrne, Akademi Ödülleri’nde de aynı dalda aday. Byrne’ün sahici performansıyla ileriye taşıdığı yapımın künyesinde Conan O’Brien, A$AP Rocky, Danielle Macdonald ile karşılaşıyoruz. Yönetmenin Dr. Spring suretinde rol de aldığı filmin yapımcıları arasında Josh Safdie de var. Müzikler, birlikte A Different Man’in de dünyasını şekillendiren Melissa Chapman – Annie Pearlman’dan.


Bunlar da var!

How to Get to Heaven From Belfast (Netflix, 12 Şubat)

Kız neşesi kaosla buluşuyor. Derry Girls’ün yaratıcı zihni Lisa McGee’den, eski okul arkadaşları Greta’nın cenaze töreninde bir araya gelen üç sıkı dostun sır kapılarını ardına kadar açmaya karar vermesi temalı kara komedi / gizem dizisi. Yeniden Kuzey İrlanda’dayız. Yaşantılarından farklı biçimlerde hoşnutsuz otuzlu yaşlarındaki Robyn (Sinéad Keenan), Dara (Caoilfhionn Dunne) ve Saoirse (Roisin Gallagher) ikna olmadıkları bu ani vedanın ardındaki gizemin peşinde dizinin bel kemiğini oluşturuyorlar. Kendisi de sağlam bir gerçek suç türü tutkunu olan McGee, hayata geçirdiği fikrinin arkasındaki motivasyona dair “Arkadaşlarımla bu tür maceralara atılmayı, bir vakayı aydınlatmayı öyle çok isterdim ki… Baktım hiçbir zaman böyle bir şansım olmayacak, ‘E hadi dizisini yazalım!’ dedim.” açıklamasında bulunmuş.

Masumiyet Müzesi (Netflix, 13 Şubat)

70’ler İstanbul’una yürek sıkıştıran bir zaman yolculuğu. Nobel Ödüllü Orhan Pamuk’un aynı adlı çok satanından Kulüp, Öyle Bir Geçer Zaman Ki gibi fan favorisi dizilerin ardındaki Zeynep Günay yönetmenliğinde titizlikle uyarlanan mini dizi. Yerlerini bulamamış, farklı sınıflara mensup iki ruh Kemal (Selahattin Paşalı) ile Füsun’un (Eylül Lize Kandemir) arasında gelişip zaman içerisinde saplantı hâline dönüşen ve değişkeni bol bir aşk hikâyesini konu ediniyor. Senaryosu Ertan Kurtulan tarafından kaleme alınan; Tilbe Saran, Oya Unustası, Gülçin Kültür Şahin, Bülent Emin Yarar, Ercan Kesal, Cansel Elçin’in kamera karşısına geçtiği yapımın kimi sahnelerinde kendini canlandıran Orhan Pamuk’u da görmek mümkün.

Love Story: John F. Kennedy Jr. & Carolyne Bessette (Disney+, 13 Şubat)

Trajik hadiselerden beslenen antoloji projelerinin gediklisi Ryan Murphy, kamerasını bu kez de 90’lı yılların ikonik aşıklarından John F. Kennedy Jr. ve Carolyn Bessette’in öyküsüne çevirmiş hâlde. İlhamını Elizabeth Beller’ın Once Upon a Time: The Captivating Life of Carolyn Bessette-Kennedy adlı kitabından alan dokuz bölümlük seri, içine doğduğu şöhretin getirilerinden sıtkı sıyrılmış John (Paul Anthony Kelly) ile satış danışmanı olarak adım attığı moda dünyasında deyim yerindeyse bir tanrıçaya dönüşen Carolyn’in (Sarah Pidgeon) ilişkisini mercek altına alıyor. Kadronun öne çıkanları arasında Naomi Watts, Alessandro Nivola, Grace Gummer, Ben Shenkman var.

Wuthering Heights (Vizyon, 13 Şubat)

Promising Young Woman ile 93. Akademi Ödülleri’nin En İyi Özgün Senaryo kategorisi galibi Emerald Fennell’ın, romanı 14 yaşında okuduğunda hissettiklerinden yola çıkarak senaryolaştırıp yönettiği Emily Brontë uyarlaması. Tıpkı yine sinemacının “Kayıt!” dediği Saltburn’dekine benzer birbirini izleyen kışkırtıcı sekanslara sırt yaslayan seyirlikte, Earnshaw ailesinin kızı Catherine ile aileye dâhil olan kimsesiz Heathcliff’in arasındaki yıllara yayılan ihtiraslı aşk hikâyesine tanıklık ediyoruz. Kaynak materyalinin stili ve gotik atmosferine sadık yapımın, romanın temel hatlarını çizen sömürgecilik sonrası sınıf ve ırk kavramları üzerine söylemde bulunmakla pek ilgilenmediği bir gerçek. Daha çok, intikamcı tutku ve saplantıyı erotik tansiyona evirme telaşında estetik sahneler bütünü ile baş başa bırakılıyoruz. Dolayısıyla bunun bir uyarlamadan ziyade hayran kurgusu olduğunun bilincinde olarak kurulmak gerekiyor koltuklara. Başroller Margot Robbie ve Jacob Elordi’nin yanı sıra Hong Chau, Alison Oliver, Shazad Latif, Ewan Mitchell ve Martin Clunes’un kamera karşısına geçtiği, sektörün sükseli görüntü yönetmenlerinden Linus Sandgren’inse sinematografide olduğu prodüksiyonun müzikleri Charli XCX – Anthony Willis üretimi.

Utkan Çınar ve Zeynep Naz Günsal’ın filme dair sohbeti ise buradan okunabilir.


Soul Power: The Legend of the American Basketball Association
Gözden kaçmasın

*The Dreamers (HBO Max, 17 Şubat)

*Can You Keep a Secret? (Paramount+, 12 Şubat)

*Soul Power: The Legend of the American Basketball Association (Prime Video, 12 Şubat)

*Dark Winds – 4. sezon (AMC+, 15 Şubat)

Hâlâ izlemediyseniz

*Amour (HBO Max, 10 Şubat)

*This City Is Ours (TOD)

*Unfamiliar (Netflix, 5 Şubat)