Su altına adanmış bir ömür: Jean Painlevé

 “Jean Painlevé ve su altı kamerası olmasaydı, bugün Yeni Dalga var olmazdı” der Jean-Luc Godard. Aynı zamanda çeşitli akademisyenler onu, “zoolojik sürrealizmin yaratıcısı” olarak kabul eder. Peki su altında bulduğu hayvanları çeken bir bilim insanı, nasıl oldu da Yeni Dalga’ya giden yolu açtı, sürrealist sinemaya kılavuz olmayı başardı? MUBİ Türkiye’nin koleksiyon bölümüne konuk olmasının şerefine, Jean Painlevé’nin kişisel tarihine göz atmak; sinema, fotoğrafçılık ve bilime kattıklarını anmak istedik.

Soyadı tanıdık gelmiş olabilir zira Jean, -bir dönem Fransa başbakanı da olan- ünlü matematikçi Paul Painlevé’nin tek çocuğuydu. Bilinen personasının aksine çocukken dikkat dağınıklığına sahip, başarısız bir öğrenciydi. Annesi 1902’de doğum yaparken hayatını kaybetmişti; babasının siyasi bir figür olması da okulda arkadaş edinmesine mani oluyordu. Yalnız bir çocuktu. Tarihe iz bırakan birçok kişi gibi tutkularının ibarelerini erkenden gösterdi: Okulu asıp hayvanat bahçelerine kaçıyor, görevlilere gönüllü olarak yardım ediyordu. Büyüyüp Sorbonne Üniversitesi’nde biyoloji okuması, bıraktığı külliyata büyük katkı sağlayacaktı..

Yıllar geçtikçe sinema ve fotoğraf sanatlarına derin bir bağ geliştirdi. Reji asistanlığı ve oyunculuk deneyimleri oldu, hatta Luis Buñuel & Salvador Dali klasiği Un chien andalou’da (Endülüs Köpeği) yer alacak kadar şanslıydı. Bir diğer takıntısı da çocukluğundan beri ilgi beslediği su altı canlılarıydı. İki tutkusunu birleştirmeye karar verdi ve su geçirmez bir kamera kutusu tasarladı. Kamera lensinin görüşünü kapatmayan cam plakaya sahip bu icat, su altında dilediği gibi çekim yapmasına olanak sağlıyordu.

Denizatlarını, ahtapotları, deniz kestanelerini, karidesleri, denizanalarını ve daha birçok hayvanı kadrajına alıyor; insana ait -yabani, komik, hatta erotik- özellikler addederek sinemasal bir dil yaratıyordu. Sudaki Ayaklar isimli makalesinde, dalış alışkanlığını “içgüdüsel, bedensel bir haz ve önlenemez bir arzu” olarak tasvir ediyordu. Tutkusunun, zamanla bağımlılığa dönüştüğünü söyleyecekti: “Gece ve gündüz, her türlü hava koşulunda, hatta hiçbir şey bulamayacağınız alanlarda bile, ayak bileklerinize veya göbeğinize kadar suda dolaşarak, yosun veya ahtapot bulmak için her yeri kazarak, içinde hiçbir canlı yaşamamasına rağmen harikalar vadeden tekinsiz bir gölet tarafından hipnotize olmak… Herhangi bir bağımlının yaşadığı zevkle aynı bu.”

Bu avangart, kısa metraj belgeseller hem bilim hem de sinema çevrelerini kısa zamanda sarsmaya başladı. Painlevé, “Bilim, kurgudur” inancını savunuyor; sinemayı eğlenceyle birlikte bir eğitim aracı olarak da kullanıyordu. Bireysel çalışmaları, “bilimsel – şiirsel sinema” olarak adlandırılabilecek yeni bir alt tür yaratmıştı. Teknoloji kullanımı ve sinema dili oluşturmada olağanüstü bir yaratıcılık ortaya koyuyordu. Üstelik filmlerin müziklerini ve ses miksajlarını da çoğu zaman kendisi yapıyordu.

Eserleri, kendisi her ne kadar kabul etmese de sürrealizm akımına reddedilemez katkılar sağladı. Akımın sinemadaki ilkelerini ele alan Exemple de surréalisme: le cinéma isimli makalesinde, gerçekliğin kayıt altına alınmasının önemini vurguluyor; “doğanın olağanüstü yaratıcılığına” vurgu yapıyordu. Yedinci sanatın sürreal bir dünya yaratabileceğini iddia ediyor ve sürrealist estetiğe ulaşmanın yolunu şöyle betimliyordu: -ağır çekim, blur ve hızlandırmış hareket gibi- teknik olanakları, senaristin hayal gücü ile buluşturmak…

Jean Painlevé 2 Temmuz 1989 tarihinde aramızdan ayrıldığında, geriye 200’den fazla film ve sayısız fotoğraftan oluşan birçok sanatçıyı etkileyen bir külliyat bıraktı. Eşsiz, hiçbir sınıfa girmeyen eserlerini şiddetle tavsiye ediyor; sizi fotoğraf çalışmalarından bazılarıyla baş başa bırakıyoruz.

Yazı: Merdan Çaba Geçer