Sudan Archives, Tame Impala ve bu hafta başka ne dinlesek?

Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar - Fotoğraf: Yanran Xiong

Haftanın yeni müzikleri: Sudan Archives, Tame Impala, Bar Italia, Faten Kanaan, Burhan Öçal & Jamaaladeen Tacuma, Anna von Hausswolff, Imarhan, Peaches, Wagon Christ ve dahası… 

Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.


ALBÜM: Sudan Archives – The BPM
(Stones Throw Records)

Cincinnati doğumlu, Los Angeles merkezli R&B / pop müzisyeni Sudan Archives, The BPM ile yeni bir kişilik yarattı: Gadget Girl. Şimdilerde dijital panoptikondan bahsedilirken müzisyenin ilham havuzunun ilk duraklarından birinin teknoloji olması ve bunun olumlu yanları akışta bol bol hissediliyor. Deneysel elektronik, techno, house çınlamaları ve kemanı ile tek bir türe, tek bir dans pistine kök salmayan; kimlik, özgüven düzlemlerinde akan lirikleriyle otobiyografik bir anlatıdan sızan kolektif bir kucaklama ihtiyacı gibi bir albüm.

TEKLİ: Jim Jarmusch & Anika – Jetlag
(Sacred Bones Records) 

Bağımsız sinemanın ikonik yönetmenlerinden Jim Jarmusch’un Venedik Film Festivali’nde Altın Ayı kazanan yeni filmi Mother Father Sister Brotherın soundtrack albümünden ilk tekli. Anika ve Jarmusch’un iş birliğinden çıkan albümün bu ilk numarası, oldukça atmosferik, uzayda süzülüyormuşuz ve bizi çeken veya iten hiçbir güç yokmuşçasına sakin. Filmin müziklerini çeşitli cover parçaların yanı sıra ikilinin farklı ortamlarda gerçekleştirdiği doğaçlamalardan çıkan kesitler oluşturuyor.

ALBÜM: Bar Italia – Some Like It Hot
(Matador Records / GRGDN Müzik)

Londra’nın son yıllarda adından sıklıkla söz ettiren üçlüsü bar italia, son albümü The Twits’i 2023’te yayımlamıştı. Ardından albüm kayıtlarından arta kalan bazı şarkıları The Tw*ts adlı EP’de bir araya getiren grup, yeni albümünün ismiyle Marilyn Monroe’lu 1959 yapımı filme selam çakıyor. “Cowbella”, “rooster” ve “Fundraiser” gibi teklilerle tadına baktığımız Some Like It Hot, bugüne dek monoton bir üslup benimseyen üçlünün en oyuncu işi muhtemelen. Hemen her parça dümeni başka bir yöne kırmalarına rağmen Bar Italia’ya özgü dokunuşları muhafaza edebilmeleri, bestecilik anlamında yeni yönelimleri hiç sırıtmayacak bir şekilde aktarmalarını mümkün kılıyor.

TEKLİ: Peaches – Not In Your Mouth None Of Your Business
(Bağımsız)

Peaches 2015 yılında yayımladığı Rub’ı takip edecek yeni albümü No Lube So Rude’un haberiyle geri döndü. Koleksiyonun çıkış noktası hakkında “Şimdi her zamankinden daha yoğun, pes etmenizi ve sessiz kalmanızı isteyen çok fazla güç var.” yorumunu yapan Peaches, ilk tekli “Not In Your Mouth None Of Your Business” ile cızırtılı elektronik sesler içerisinde özgürleşecek alanları yaratmak için iş başına dönmüş anlayacağınız. The Squirt Deluxe eşliğinde Berlin’de kaydedilen parça, şimdiden önümüzdeki yılın en heyecan uyandıran albümlerinden birinin ısınma turlarını başlatıyor.

ALBÜM: Tame Impala – Deadbeat
(Columbia)

Tame Impala ve dolayısıyla Kevin Parker’ın 2010’daki ilk albümden beri aldığı yolun çok benzeri olmadığını söyleyebiliriz. Indie rock’ın geçer akçe olduğu zamanlarda kendine özgü davul – bas soundları ve Lennon-vari vokalleriyle büyük sükse yapmıştı. 2015’teki üçüncü albüm Currents popa doğru ani bir dönüşü getirdi; cesurca bir hamleydi ve karşılığını da gördü. Pandemi zamanı gelen The Slow Rush daha törpülenmiş ama aynı pop damarından devam eden bir işti. Sonrasında baba olan, Dua Lipa gibi isimlerle çalışan Parker’ın bir sonraki albümünde yine bir tarz değişikliğine gitmesini beklemek yanlış olmazdı ki öyle de oldu. Ancak bu kez sonuçlar aynı güçte değil. Müzisyenin dans ettiren elektronik müziğe olan ilgisinin bolca yansıdığı çalışma, yer yer güzel fikirlere sahip olsa da Parker’dan beklenen maceracılığa sahip değil. Vokalinin çok iyi durumda olduğunu söylemek de kolay değil. Tabii ki bir müzisyenden 15 yıl boyunca hep progresif ve zeitgeist’ı yönlendiren şeyler yapmasını beklemek de haksızlık olur. Ama Deadbeat’in şu âna kadarki en zayıf Tame Impala albümü olduğunu ve kariyerinin kritik bir noktasına geldiğini söylemeli.

TEKLİ: Imarhan – Derhan N’Oulhine
(Wedge / City Slang)

Afrika semalarında Tuareg kültürünü ve müziğini funk ritimleriyle harmanlayan Cezayirli grup Imarhan, yeni yılın ilk günlernde ESSAM adını verdiği dördüncü stüdyo albümünü yayımlayacak. Prodüksiyona dâhil olan Emile Papandreou’nun canlı enstrüman kayıtlarını modüler synthesizer düzeneğinden geçirerek yeni kapıları araldığı “modern” Imarhan sound’u ile tanışmamız olan “Derhan N’oulhine”, Tamaşek dilinde büyük tutkuyla tutuşan bir aşka ses veriyor. Elsa Pennachio imzalı klibi de burada.

ALBÜM: Rural Tapes – Oneiric
(Clay Pipe Music)

Rüyaların ne bir sabit hâli ne de objektif hâli vardır. Onlar genelde değişen, belirli bir forma girmeyen bilinç veya bilinçdışı anlardan ibarettir. Norveç merkezli multi-enstrümantalist Arne Kjelsrud Mathisen ise yeni uzunçalarında rüyaların tam da bu yönlerinden beslendiğini söylemiş: “Oneiric kelimesi rüyalarla bağlantılı şeyleri ifade eder. İçlerinde sıklıkla ortaya çıkan tuhaf, gerçeküstü, esprili, yaratıcı ve canlı renkli deneyimlerden ilham aldım.” Piyano, org, synthesizer, perküsyon ve nice enstrümanı kendisi çalan Mathisen, ne hissettireceği günden güne değişebilen kozmik bir ses macerası yaratmış.

ALBÜM: Faten Kanaan – Diary Of A Candle
(Fire Records)

20 yıl New York’ta yaşadıktan sonra kedisiyle birlitke Ürdün’ün Amman şehrine taşınan besteci Faten Kanaan, minimal kompozisyonlarında dinleyeni umutlandıran bir açıklık barındırıyor. Yeni şarkılarının sunduğu ferahlığı, Hiroshi Yoshimura’nın Music for Nine Post Cards (1982) albümünün yarattığı titreşimlerin etkisiyle yakalamış. Hah, “ferahlık” demişken, sözü Faten Kanaan’a bırakalım: “Albümü bahçeye bakarak yazdım. Bitkilerdeki ve nesnelerdeki ruhların bizi kendi hızlarında izlediğini hayal ettim… Hatta bir odadaki taşlarda, mumlarda ve hediyelik eşyalarda bile ruhlar olduğunu. Acaba bizden nefret mi ediyorlar, yoksa bize acıyorlar mı? Belki de umursamıyorlardır bile.”

ALBÜM: Burhan Öçal & Jamaaladeen Tacuma – Trakya Funk
(Gülbaba Records / Omni Sound)

Geçtiğimiz yıl Akbank Caz Festivali kapsamında Mehmet Uluğ anısına bir konser vermek üzere bir araya gelen iki eski dost virtüöz, İstanbul’da birlikte geçirdiği günler de bir de albüm kaydetti. 1998’de Doublemoon etiketiyle yayımlanan Groove Alla Turca’dan sonraki bu ilk ortaklıklarında yine farklı coğrafyaların ritimlerin, vurgularını ve groove’larını pürüzsüz şekilde bir araya getiriyor. İkiliye eşlik eden konuk müzisyenler arasında Seda Erciyes, Gazapizm ve Kardelen var. 

TEKLİ: Courtney Barnett – Stay In Your Lane
(Mom + Pop / Fiction)

Avustralyalı müzisyen Courtney Barnett bu sene bir Neil Young anma albümünün kapsamında “Lotta Love” parçasını yorumladığından beri sessiz takılıyordu. “Stay in Your Lane” bir EP veya albümün habercisi mi, henüz bilmesek de Barnett’in bu şarkıda öne çıkan biraz daha hırçın, akustik bir ses dünyasından biraz daha elektroniğe geçen yeni evrenini çok sevdik. Müzisyenin bu parçadaki takım arkadaşları Warpaint davulcusu Stella Mozgawa, The Last Shadow Puppets basçısı Zach Dawes ve St. Vincent, Angel Olsen gibi isimlerle çalışmış prodüktör John Congleton. Teklinin dinamizminden ve taze enerjisinden de Barnett’e yeni ekip arkadaşlarının eşlik ettiği belli oluyor. Müzisyenin aslında “kendi işine baksaydım bunlar başıma gelmezdi” dediği parçanın sopsoğuk renkli klibi de bir hastane odasında geçiyor. (Kan tutuyorsa baştan uyarmış olalım!) 

ALBÜM: Wagon Christ – Planet Roll
(De:tuned)

Luke Vibert’ın beş yıl aranın ardından paylaştığı yeni Wagon Christ albümü, nostaljik referanslardan beslenmek yerine geçmişin üretim mantığını bugünün kırılgan ses yapılarıyla yeniden programlayan bir iş. Merkezi sabit olmayan bir tempo anlayışına sahip; ritim, zamanla birlikte mekânın da yeniden kodlandığı bir araca dönüşüyor. Parçalar arasında lineer geçişler yerine frekans atlamaları yapmayı tercih etmiş Vibert, bu da albümü odaklı bir şekilde dinlemeyi mümkün kılan bir unsur. Bedeni kıpırdatan bir dansa kıyasla zihinsel hareketlilik vadediyor.

TEKLİ: Balming Tiger, Yaeji – wo ai ni
(AWAL Recordings)

Alternatif K-Pop kolektifi Balming Tiger, janra çok aşina olmasınız da yarattığı pop sounduyla dikkatinizi çekmeyi başarabilir. Geçen sene oldukça başarılı çıkış albümleri January Never Dies’ı yayımlayan kolektif de şimdi de pek sevdiğimiz Yaeji ile ortak bir çalışmayla karşımızda. Biraz dikkat dağıtıcı, çok alışık olmadığımız bir pozitifliğe sahip olsa da boş vites dans etmek için birebir. Zaten Yaeji’den de daha azını beklemezdik. Balming Tiger da o yörelerin işlerini kendilerine yakın bulanlar için ilgi çekici bir topluluk olacaktır. 

ALBÜM: The Last Dinner Party – From the Pyre
(Universal Music)

Londra çıkışlı beşli, ilk albümlerinin barok şatafatını ve teatral havasını bir yıl gibi kısa sürede gelen ikinci perde From the Pyre’da bu kez daha karanlık bir tonla buluşturuyor. “Küllerden yükseliş” ve “yeniden doğuş” imgeleri etrafında şekillenen albüm, grubun tanımıyla “şiddet ve tutkunun, yıkım ve ışığın buluştuğu” bir alegori. Glam, art rock ve gotik pop arasında salınan parçalar; ihtişamla içsel çöküşün el ele verdiği bir atmosfer kurarken, Abigail Morris’in dramatik vokali ve zengin düzenlemeler albümün gotik cazibesini pekiştiriyor.

TEKLİ: The Rural Alberta Advantage – Falling Apart
(Paper Bag Records / Saddle Creek)

Kanadalı üçlü, yolculuğunun 20. yılına girerken altıncı albümlerinin hazırlığını yeni bir tekliyle duyurdu. Ana riff’iyle country’ye de bolca göz kırpan şarkı grubun enerjisinin yerinde olduğunun bir kanıtı. Stilleri bir 10, 15 yıl öncesinin Lord Huron gibi folk-country gruplarını hatırlatırken taşrada geçen Amerikan dizilerine soundtrack olabilecek potansiyelde. Bu tarz işleri seviyorsanız, yeni teklileri takipte kalmakta sakınca yok. 

TEKLİ: Anna von Hausswolff – Struggle with the Beast
(YEAR0001)

Anna von Hausswolff’un 31 Ekim’de yayımlanacak ICONOCLASTS albümüden son tekli, yaklaşık 9 dakikalık bir içsel kıyameti seslendiriyor. “Struggle With the Beast”; kilise orgu, nefesliler, yaylılar, Otis Sandsjö’nun saksafonu ve yankılı vokaller arasında kıvrılan, giderek büyüyen bir girdap. İlerledikçe bir tür ritüele dönüşen parçada nefeslerin yerini uğultular, uğultuların yerini Hausswolff’un hipnotik vokali alıyor. Müzisyenin bir arkadaşının yaşadığı psikoz deneyiminden etkilenmesiyle ortaya çıkan “Struggle With the Beast” hem tedirgin edici hem büyüleyici.

ALBÜM: Skullcrusher – And Your Song Is Like a Circle
(Dirty Hit)

Helen Ballentine’in ikinci uzunçaları ölüm kadar nihai bir kayıp olmasa da ayrılık, yalnızlık ve yas hakkında. Bir kaybın, bir objenin yokluğundan ziyade beyninizin ve odanızın tam ortasına yerleşen kocaman bir varlığı olduğunu büyülü melodilerle anlatıyor müzisyen. Hem tek tek parçaların içinde hem de parçalar arası neyin nerede başlayıp nerede bittiği hep biraz muallakta; Ballentine’in sessizlikten synthlere geçip tekrar sessizliğe dönmesi fark etmeden olup bitiyor. Uzun süre Los Angeles’ta yaşadıktan sonra büyüdüğü Hudson Valley’e dönen müzisyenin bu taşınmayla gelen yabancılaşma ve yalnızlık hislerinden doğmuş And Your Song Is Like a Circle. Albüm, teskin etmek veya çözümden sunarak kendini sevdirmektense kırılganlığı ve kişiselliği ile kalbinize giriyor.

ALBÜM: Paz Lenchantin – Triste
(​​Hideous Human Records)

Kariyerinde A Perfect Circle, Pixies, Zwan, Silver Jews ve The Entrance Band gibi önemli duraklar bulunan basçı Paz Lenchantin’in ilk solo albümünü. En azından ilk resmî solo albümü diyebiliriz, 2001 tarihli bağımsız yayın Yellow My Skycaptain’ı da hesaba katarsak. Lenchantin, kurucusu olduğu etiket Hideous Human Records aracılığıyla yayımladığı 12 şarkılık albüm hakkında şu yorumu yapmış: “Bu albümü kendi başıma yapmak zorundaydım. Bir şeyi kanıtlamak için değil; sadece müziğin beni iyileştirebileceğine inanmak için. Ve gerçekten de öyle oldu.”

TEKLİ: Oliver Sim – Telephone Games 
(Young / GRGDN Müzik)

The xx üyesi Oliver Sim, yeni teklisi “Telephone Games” ile solo yolculuğuna parlak bir electropop dokunuş ekliyor. “Obsession”ın ardından gelen parça, yine yakın dostu Bullion prodüktörlüğünde şekillenmiş. Retro-fütüristik synthlerle örülü şarkıda, parlak synthlerin ve nabız gibi atan basların arasında Sim hem kararlı hem de flörtöz; iletişimsizlik ve bekleyişin içinden geçen oyunbaz bir enerji taşıyor. 2022 tarihli ilk albümü Hideous Bastard’ın ardından Sim’in solo kimliğini daha özgüvenli bir noktaya taşıyan teklinin, Sharna Osborne tarafından yönetilen klibi de buradan izlenebilir.