Tanıdık bir şiddetin içinden: Sus

Yazı: Olcay Özer

İletişim Yayınları etiketiyle yayımlanan Sus, Hande Ortaç’ın dijital zorbalık, görünmez şiddet ve şehir içi yabancılaşma ekseninde ilerleyen yeni romanı. İnternetin anonim öfkesini gündelik hayatın kırılgan gerçekliğiyle çarpıştıran anlatı, bugünün Türkiye’sinde sessizliğin nasıl örgütlendiğini, nasıl çoğaldığını ve kimi zaman nasıl bir suç ortaklığına dönüştüğünü izliyor. 

“Bir av partisinin en masumu avın ta kendisi değil midir? Avcı silah kuşanır. Ganimetinin doğal ortamına sızar. Ona hissettirmeden yaklaşmak, onu iyice görmek, aman ha görünmemek için kamuflajını kuşanır mutlak sessizlik ister. Duyulmaması mühimdir. Etrafındaki her şeyi susturur. Şşt! Av başladı bile. Kulaklarımız sağır olana kadar susalım.”


Ne hakkında? Hikâye ne? 

Sus, aslında şiddete dair bir roman. Birkaç farklı şiddet sarmalını birbirinden farklı karakterler üzerinden ortaya koyan bir kitap. Ana ekseninde sınır tanımayan eril, cis-hetero erkek şiddetinin farklı biçimleri ve bu şiddete farklı şekillerde maruz bırakılan; bu şiddetle farklı şekillerde muhatap olan, yüzleşen, mücadele eden kadın karakterlerin kesişen hikâyeleri var. Dijital, psikolojik ve fiziksel şiddet iç içe geçiyor; sokakta, iş yerinde, evde, okulda, yani kadınların nefes aldığı her mekânda karşımıza çıkıyor. Romanın olay örgüsü bir kadın cinayeti üzerine kurulu.

Okumadan önce bilmemiz gerekenler

Hande Ortaç, hayatı savunan karakterler yaratan bir yazar. Sakinler‘de bir rehabilitasyon merkezinde yaşayan insanların, dertlerine deva bulmak için geldikleri bu yerde günden güne nasıl daha büyük bir çıkmazın içine girdiklerini anlatıyor; “dışarının” aslında her yer olabileceğini, her yeri kendine benzetebileceğini gösteriyor. Daha İyi Misin?‘de ise savaştan kaçanlar, yalnız kalanlar, mücadeleye omuz verenler var; hem zamanın gerçekliğini hem de fantastik ve bilim kurgunun içinden yeni bir anlam yaratma çabası. Sus, bu damarın üzerinde yükseliyor ama bu kez fantastikten değil; gündelik hayatın tam ortasından, tanıdık bir şiddetin içinden konuşuyor.

Sus da şiddetle yüzleşmeyi gerektiren bir roman. Okurken geçirdiği dayanışma ve güçlenme hissinin altı özellikle çizilmeli. Ancak bu dayanışmanın daha da derinleşmesine ya da daha uzun soluklu hissettirmesine ihtiyaç duyulabileceği anlarla da karşılaşılabilir. Özellikle kadın+ okurlar için zaman zaman çaresiz ve çözümsüz kalan anların öne çıkabilmesi bunu düşündürüyor. Bu hisle baş etmeye, hatta yüzleşmeye hazır bir şekilde oturmak gerekiyor kitabın başına.

Kitaba dair en çok neyi sevdin? 

Kitaptaki kadınların inadını çok sevdim. Karnındaki çocuğuyla şiddete maruz kalan, trans kimliğinden dolayı dışlanan ve şiddetle yüzleşen, dijital flört şiddetinin mağduru olan ya da işyerinde sırf kadın olduğu için görünmez kılınan karakterlerin her biri kendi imkânlarıyla, kendi yöntemleriyle inat ediyor. Zaman zaman dayanışıyorlar, zaman zaman kayıplar da yaşanıyor. Kitabın kurucu olayının zaten bir kadın cinayeti olduğundan bahsetmiştik. Ama endişe etmeyelim, bu kaybın hesabını da kadınlar soruyor.

Yazıma dair neler söyleyebilirsin? 

Yazım zaman zaman yorucu gelebilir. Bunun iki sebebi var. İlki görsellikle ilgili; farklı karakterler farklı fontlarla tanıtılıyor. Bu tercihin yazıma esnek katkısı hoşuma gitse de yer yer takibi güçleştirebilir. 

İkincisi İse karakter sayısının fazla olmasıyla ilgili. Her karakterin şiddetle yüzleşen özneler olması, yoğun bir birikime sebep olabiliyor. Keskin hatlarla yazılan karakterler bazen fazla tanıdık geliyor. Belki de tam bu yüzden hikâyelerinin biraz daha derinleşmesine ihtiyaç duyulabiliyor. Tanıdık gelmelerinin yanı sıra bu çokça tanıdıklıktan onları sıyırabilecek özgül ayrıntıları, onlara has kırılmaları görmek isterken kendinizi bulabiliyorsunuz. Karakterlerin en azından bazılarının hikâyesinin bir tık daha öteye gitmesi, romanın şiddet tablosunu daha sarsıcı kılabilirdi.

Kısa sürede sürüklenerek mi okudun? Yoksa biraz sürünerek mi? 

Sürünülecek bir kitap değil; gayet akıcı ve ritimli. Üstelik bir cinayetin izini sürdüğümüz için romanda hafif bir polisiye his de var. Bu da kitabın bir çırpıda okunmasına katkı sunuyor.

Kitabın ismi hakkında ne düşünüyorsun? 

Sus iddialı ve çok anlamlı bir isim. Hem içinde bir şiddet barındırıyor hem de zaman zaman birilerini susturmanın anlamlı olduğunu hatırlatıyor. Bu bağlamda etkileyici, düşünülmüş ve nüanslı bir tercih.