Harareti ve devinimi yüksek bir mutfak anlatısı: The Bear üzerine

Ramy’nin yaratıcı ekibinden Christopher Storer’ın vizyonuyla hayata geçen, Shameless yıldızlarından Jeremy Allen White’ın dört başı mamur bir performansla başrolde yer aldığı The Bear; şimdiden 2022’nin en konuşulan televizyon işleri arasında. Geçtiğimiz haftalarda Hulu kataloğunda yerini alan dizi; gastronomi dünyasında umut vadeden bir gençken, yaşadığı trajedi sonrası Chicago’ya dönüp aileden miras bir restoranı işletmek durumunda kalan Carmen “Carmy” Berzatto’yu odağa alıyor.


Zaman dilimi ve mekân

Chicago’dayız. Mekânımız dana etli sandviçleriyle nam salmış, Mr. Beef isimli, eski usul bir restoran. Ağırlıklı olarak bu mekânın derme çatma, sıkış tıkış mutfağındayız.

Konu nedir?

Carmen, yemek dünyasının yükselen şeflerinden biri. Bir gün abisinin ölüm haberini alıyor. İntihar eden abisi, aile yadigarı sandviç dükkânları Mr. Beef’i kardeşine bırakmış. New York’un ışıltılı dünyasını bırakıp, doğup büyüdüğü Chicago’ya geri dönen Carmen; kendisine bırakılan küçük, borç batağındaki sandviç dükkânını devralıyor. Burayı kendi bildiği ve istediği standartlara çıkarmak istese de çalışanların eski alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçmeye niyeti yok.

İzlemeden önce bilmemiz gerekenler

*An itibariyle dizinin IMDb puanı 8.5. Rotten Tomatoes’da ise eleştirmen skoru yüzde 100, izleyici skoru da yüzde 93.

*Shameless severlerin tanıyacağı Jeremy Allen White ve Girls dizisinden anımsanabilecek Ebon Moss-Bachrach başroldeki isimlerden. Duayen Oliver Platt ise iki bölümde konuk olarak karşımıza çıkıyor.

*Hulu yapımı olan seri, 2. sezon onayını havada kaptı.

*Dizinin konumlandığı Mr. Beef gerçek bir mekân. Yolunuz Chicago’ya düşerse gidip bir sandviç gömebilirsiniz.

İlk intiba?

Ağırlıklı olarak mutfakta geçen, mutfak telaşesinin etrafında dolanan, harareti yüksek ve çok hızlı bir dizi The Bear. Bölümler 25-30 dakika arası. Buna karşın ince ince işleyen ve son bölümle birlikte pik yapan drama dozajı çok iyi. Bir kaybın yavaş yavaş sindirilmesi, anlaşılması ve kabullenilmesi sürecini; ön plandaki tüm aksiyonun arkasına başarıyla gizliyor dizi.

The Bear aslında bir yandan da birbiriyle uyumsuz, alakasız bir grup çalışanın yavaş yavaş kenetlenen; birbirini sevip, anlayan bir ekip hâline gelişini konu alan bir yapım. Yani klasik, defalarca izlediğimiz bir formül aslında. Ama iyi yazılıp, çekildiğinde de harika işleyen bir formül bu.

Ne var ki bu yazıyı okuyanlar arasında Stephen Graham başrollü, Philip Barantini’nin yönettiği Boiling Point’i (2021) izleyenler varsa, dizinin onlar üzerindeki ilk intibası çok güçlü olmayacaktır. Zira söz konusu mutfak telaşı ve yemek hazırlama seremonileriyse, kimse kusura bakmasın, Boiling Point’in eline kimse su dökemez. Bunu şu yüzden yazıyorum, The Bear’i izleyen ve konuştuğum herkes mutfak sahnelerinin etkileyiciliğinden bahsedip son zamanlarda izledikleri en iyi şey olduğunu söylüyorlar. Ama hiçbiri Boiling Point’i izlememiş. Söz konusu film ve diziyi izlemediyseniz, önce hangisini izleyeceğinize siz karar verin. 

En çok neyi sevdin?

* Carmen ve Richie karakterlerinin atışmaları çok iyi.

* Müzik seçimleri nefis.

* İzleyen herkes 7. bölüme kopuyor. Tek planda çekilmiş bölümün harika bir akışı var, kabul. Ama ben yine de -aynı teknikle çekilmiş olan- Boiling Point derim.

Formu dolduran: J. Hakan Dedeoğlu