The Chair Company: Komedi ve gerilim bir yastıkta olur mu?
Yazı: Utkan Çınar
Kusurlu mizaçların bizden sandığımız kadar uzakta olmayabileceğini, kara mizah ile kalp kırıcı unsurları uç uca tutturarak keşfe devam eden Tim Robinson göründü! Takıntılı insanlık hâlleri anlatmaya düşkün, karakter motiflerinde istikrarlı komedyen; sıradan durumları absürt boyutlara taşıma konusunda ne kadar başarılı olduğunun kanıtı niteliğindeki yeni dizisinde, meslektaşları ve patronu önünde yaşadığı minik bir utanç ânının ardından kontrolünü kaybeden Ron Trosper’ı odağına alıyor bu kez. HBO Max’in hakkında konuşturan dizisi The Chair Company, 12 Ekim’de yayına başladı.

Zaman dilimi ve mekân
Günümüzde ve Colombus, Ohio’nun şehir dışında geçmekte.
Konu nedir?
Gayrimenkul işleriyle meşgul Ron Trosper isimli baş karakterimiz şehirde yapılacak yeni bir alışveriş merkezi projesinin başına getirilmiştir. Projenin açıklandığı basın toplantısı sırasında sahnede oturduğu sandalyenin kırılmasıyla düşer ve kendini insanların önünde küçük duruma düşmüş hâlde bulur. Bu olayı bir takıntı hâline getiren Trosper, sandalyeyi yapan şirkete şikayette bulunmak ister. Bu o kadar kolay olmayacaktır.
İzlemeden önce bilmemiz gerekenler
Tim Robinson benim son 10 senede Nathan Fielder ile beraber en sevdiğim komedyen diyebilirim. Kısa süreli Saturday Night Live macerasından sonra önce Detroiters isimli dizisi ardından I Think You Should Leave with Tim Robinson adlı skeç komedi işiyle mizahın biraz zorlanmakta olduğu yılların en gırgır işlerine imza atmıştı. Özellikle absürdist yapısıyla I Think You Should Leave’’i vurgulamam lazım. İnsanın içindeki zayıflıkların, ket vurulmadan, engelsiz bir şekilde dışavurumunu bu kadar iyi veren bir iş daha görmediğimi söyleyebilirim.
İlk intiba?
Skeç komedisinin gördüğü ilgiyle repütasyonunu yükselten Robinson bu sene Friendship isimli bir filmde Paul Rudd ile birlikte rol aldı. Çok heyecanla beklediğim film açıkçası bir hayal kırıklığı oldu benim için. Robinson’dan beklentimin büyüklüğü de buna neden olabilir ama onun sınırları zorlayan, bağıran komedisi böyle ehlileştirilmiş bir Hollywood yapımında cendereye girmişti âdeta. O yüzden Rotten Tomatoes’da 100%, IMDB’de 7.9 reyting alan The Chair Company dizisini izlemeden önce içimde şüpheliydim.
En çok neyi sevdin?
Dizinin yönetimi ve sinematografisi diyebilirim. Friendship’i de yöneten Andrew DeYoung hakikaten iyi iş çıkarıyor. Dizinin komedinin yanı sıra yürütmeye çalıştığı gizemli gerilim atmosferini dengelemeye çalışmak çok kolay değil. DeYoung biraz Sam Esmail’i (Mr. Robot, Homecoming) hatırlatan zoomlar ve sessiz anlarla yüksek kalite bir görsellik yakalıyor. Konu da Curb Your Enthusiasm minvalinde bir mizahi obsesyonla başlayan ilgi çekici bir yerde. Dizinin komedi / gerilim olma iddiası da baya cesaret isteyen bir tavır! Çok rastladığımız bir karışım değil. Bu yüzden de gerisini merakla bekletiyor.
Son olarak da 22 yıl önce bu aralar aramızdan çok zamansız ayrılmış Elliott Smith’in “Between the Bars”ını kullanmalarına da iki kelam etmeli. Beklenmedikti, çok yerindeydi.
En az neyi sevdin?
Maalesef Friendship’teki gibi Robinson diğer tüm oyuncu kadrosundan farklı bir dizide oynuyor gibi. I Think You Should Leave’deki karakterleri de birlikte uzun zaman geçirmediğimiz, sadece spesifik bir duygunun dışavurumu olan, içlerinin dolmasına gerek olmayan insanlardı. Zaten o işi iyi yapan bu, tabiri caizse, “punk” yaklaşımdı. Ne zaman ki Robinson’ın canlandırdığı karakterle daha fazla zaman geçirmeye başlıyoruz, tutarsızlık ve istikrarsızlık baş göstermeye başlıyor. E, dizi de tamamen onun karakterinin etrafında geliştiği için baştan topallamaya başlıyoruz. Sonuçta Robinson’ı ister istemez “gitmesi gereken”* biri olarak tanımlıyoruz aklımızda. Sahne sahne komik anlar yok değil. Yine konuya kısa süreli dâhil olan, olumlu anlamda “garip” karakterler var. Ama bunlar ilgi çekici olay örgüsüne sahip temel yapıya tutunmaya çalışırken ipler ellerinden kayıp gidiyor gibi hissediyorum.

En çok hangi sahneye yükseldin?
Enteresan bir şekilde Trosper karakterinin internette tek başına araştırma yaptığı anlar, diyalogsuz hâlleriyle oldukça gerçekçi; fazla poza girmeyen güzel kotarılmış sekanslardı. Telefon ve laptop ekranları hâliyle sıklıkla yer buluyor artık dizi ve filmlerde. Bunları sıkıcı ve tekdüze olmadan aktarmak belli bir yaratıcılık istiyor. Bu konuda iyi iş çıkarıyorlar.
Modunu nasıl etkiledi?
Her sıkıldığında bir I Think You Should Leave bölümü açıp kahkahalarla gülen bir hayran olarak Robinson’ın başka işlerle meşgul olmasından hoşlanmıyorum. Sadece ondan 20 sezon yapsa izlerim sanki.
Karakterlere dair neler söyleyebilirsin?
Robinson’ın canlandırdığı karakterler onunla beraber güldüğümüz tipler olmadı hiçbir zaman. İçimizdeki “idiot”u ortaya çıkaran ama dışarıdan baktığımız, “ona” güldüğümüz kişiliklerdi. Bu dizide ise onun yanında olmamız bekleniyor ama çoğu zaman aynı “idiot”lukta da davranmaya devam ediyor. The Office’in Michael Scott’ıyla karşılaştırırsak mesela… Onun çok daha sevimli bir yanı vardı; hayatta yaşadığı başarısızlıklar her ne kadar kendi suçu olsa da ona karşı bir şefkat duygusu yaratıyordu seyircide. Burada Trosper davranış tarzına rağmen düzgün bir evliliği olan, iki tane aklı başında çocuk sahibi, işinde görece başarılı bir karakter. Buna inanmamız kolay olmuyor. Kate Mara’nın canlandırdığı eşi, çocukları, iş arkadaşları gelişmiyor; figürasyondan öteye gidemiyor şimdilik. Sadece Trosper’ın garipliklerine, takıntılarına tepki vermek için oradalar gibi. Bu aslında doğru kıvamı tutturduğunuzda işleyebilir. Şimdilik bu kıvamı bulamadık.
Bunu seven şunları da sever
Yukarıda bolca övdüğüm eski Tim Robinson işlerini gene buraya da koyayım. Tabii ki Curb Your Enthusiasm ve The Office’i muhtemelen izlemişsinizdir. Değil mi?
*Yazar burada I Think You Should Leave with Tim Robinson programının ismine gönderme yapıyor.