Çocukluğun harikulade tekinsizliği: The Innocents üzerine

74. Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış seçkisinde yarışan, 41. İstanbul Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma bölümünde de yer alan De Uskyldige / The Innocents (2021); Joachim Trier’in uzun soluklu işbirlikçisi olarak da nam salmış Eskil Vogt’un son filmi. Trier filmleri Reprise (2006), Oslo, August 31st (2011), Louder Than Bombs (2015), Thelma (2017) ve The Worst Person In The World (2021) için kalem oynatan Vogt’un Blind (2014) sonrası yönettiği ikinci uzun metraj The Innocents, adından da anlaşılabileceği üzere masumiyeti ve öğrenilmiş ahlakı konu edinen, etkisinden çıkması pek kolay olmayan bir doğaüstü korku-gerilim hikâyesi. 

Advertisement

Zaman dilimi ve mekân 

Yaz mevsimi, günümüz. Oslo’da Romsås adlı küçük bir banliyö kasabasında yer alan apartman kompleksi ve onu çevreleyen ormanlar.

Konu nedir?

Kasabaya yeni taşınan Ida ve otizmli ablası Anna; şiddete eğilimi olan Ben ve naif Aisha ile tanışıyor. Birlikte vakit geçirmeye başladıktan sonra ebeveynlerinin haberdar olmadığı mucizevi yetenekler geliştiren çocukların başta kimi oyunlar, deneyler ve yardımlaşmalar için kullandıkları güçleri; ilişkilerinin değişmesiyle sonuçları gittikçe daha da ciddileşen çekişmelere sebep oluyor. Aralarından güçleri olmayan tek çocuk Ida ise kendini bir düşmanlığın orta yerinde buluyor. 

İzlemeden önce bilmemiz gerekenler

Öncelikle, çocukların dâhil yahut hedefi olduğu şiddet unsurları ve hayvan zulmü içermesi sebebiyle, dikkate alınması gereken bir tetiklenme uyarısı geçmem gerekiyor. Bununla birlikte, ekibin filmin çekimleri sırasında hiçbir canlının zarar görmediğini doğruladığını da ekleyeyim.

Çocuk karakterlerin, çocuk oyuncuların ön planda olduğu filmin hazırlık sürecinde bütçenin çoğu seçmelere, oyuncu eğitimine ayrılmış. Bir yılı aşkın sürenin oyuncuları bulmakla, bundan daha fazla zamanın da onları hazırlamak ve yönlendirmekle geçtiğini anlatan Vogt; genç yetenekler Rakel Lenora Fløttum (Ida), Sam Ashraf (Ben), Mina Yasmin Bremseth Asheim (Aisha) ile Alva Brynsmo Ramstad’ın (Anna) sıfırdan eğitim aldıklarını ve parçası olacakları birçok ağır sahne için “fazlasıyla hazırlandıklarını” söylemiş. Çekimler süresince, zamanında başka birçok yapımda denenmiş türde “sürprizlere” ve benzeri metot yöntemlere katiyen yer verilmediğinin altını çiziyor.

Kimi başka anekdotları da madde madde aktarayım:

* Vogt’un ilk filmi Blind’daki başrol performansından, ayrıca Thelma’dan da tanıdığımız Ellen Dorrit Petersen, The Innocent’ta olduğu gibi gerçekte de Rakel Lenora Fløttum’un annesi.

* Filmin görüntü yönetmeni ise yine yılının en beğenilenlerinden Druk / Another Round (2020) ve tek plan soygun gerilimi Victoria (2015) gibi filmlerden anımsanabilecek Sturla Brandth Grøvlen.

* Müzikler de çağdaş besteci Pessi Levanto ve orkestrasına, ayrıca deneysel perküsyonist Mika Kallio ile ses mühendisi Miikka Huttunen’e emanet edilmiş. Ekip, yaylılarla ek olarak çocuk şarkılarına referans niyetinde pirinç vurmalı enstrümanları elektronik olarak işlemiş, bazen de playback hızını azaltarak nostaljik çağrışımlar yapmak istemiş ve doku çağrıştıran sesler yaratmaya çalışmış. 

İlk intiba?

Asıl soru, çocukların “kötü” olup olamayacağı ya da çocuklar için kötülüğün ne anlam ifade ettiği değil; masumiyetin ne demek olduğu, olabileceği… Yaşın getirdiği bilgi ve birikim eksikliğinde büyük oranda merak duygularıyla hareket ederken, verdikleri zararların kapsamının ne olduğunun ayırdına varmıyorlarsa; eylemleri kötülüğe yatkınlıktan mı kaynaklanmakta, yoksa bu eylemler kötülüğü öğrenebilmenin etkili bir yolu mu? Bizatihi bu bilmeme hâlinin masumiyet kavramının ta kendisi olduğu tartışılabilir mi? Film boyunca sürekli, bu gri bölgelerde tur atıp durmaktayız.

The Innocents çocukların kötülüğe olan potansiyelini ya da iyilik-kötülük ikilemine değil, ahlak ya da etiğe dair ilk soruların oluşmaya başladığı zamanları inceliyor. Doğrudan çocukları içeren bir anlatısı olduğu için hâliyle her şey daha da tekinsiz, riskli ve tüm baş karakterler için sonuçlar kat be kat daha ağır hissediliyor. Bu durumdan gerilim yükseltmek doğrultusunda en etkin biçimde faydalanıldığını söylemek lazım.

Çocukların arasındaki gizli, özgür alanın uçsuz bucaksız olduğu kadar yordamsız ve bilinmezliklerle dolu oluşunu; ulaşılmazlığı, dışarıya kapalılığı ve kontrolsüzlüğü yüzünden bu alanın kendi içine yıkılmaya ne kadar meyilli olduğunu artiküle eden bir film, The Innocents. 

En çok neyi sevdin?

Çocuk oyuncuların performansları gerçekten harikaydı. “Umut vadeden”, tatlı ya da sempatik performanslardan bahsetmiyorum; birçok erişkin aktörü mahcup edebilecek performanslardan bahsediyorum.

En az neyi sevdin?

Hatıradıkça mahvolduğum ve sinirlendiğim hayvan zulmü sahnesi. Karakter(ler)i tanıtmada ve filmin tonunu aktarmakta hayli önem arz etse de dört kedi ablası biri olarak, hiçbir koşulda izlemek durumunda kalmak istemeyeceğim bir sahneydi.

Karakterlere dair neler söyleyebilirsin?

İyi-kötü ve doğru-yanlış çekişmesini doğrudan yaşayan, karşılaştığı korkunçluklar ve arkadaşlıklar arasında, daha sonra tarafları iyice netleşecek bir düşmanlığın ortasına düşen Ida; filmin yukarıdakine benzer soruları yönelttiği karakter oluyor çoğunlukla. 

Anna ile arasında sözel bir ilişki bulunmamasından kaynaklanan bir empati yoksunluğu var. Ailesinden gizlice onun bacağını çimdiklediğinde ya da ayakkabısına cam koyduğunda, Anna herhangi bir şey hissetmiyor zannediyor çünkü hislerini ifade edemiyor. Aisha’nın Anna’yla olan telepatik ilişkisi sonucu, onun düşüncelerinden ve hislerinden haberdar olabiliyor ancak. İlişkilerindeki bu motor yetersizliği, dokuz yaşında bir çocuğun empati yetisinin oluşma sürecini daha da vurguluyor tabii. Bu yüzden Anna’ya yönelttiği mikro saldırılar birer deney görevi görüyor aslında. 

İlerleyen arkadaşlıkları ya da düşmanlıkları, Aisha’nın rehberliği, Anna’nın cesareti ile gittikçe ciddileşen öykünün merkezinde bir çocuğun empatiye yolculuğu, diğerinin de bundan geri dönülemez boyutta uzaklaşması var. Bir ya da öteki tarafa devrilmenin bu denli kolay olduğu koşullarda Ida’nın ne gibi seçimler yapacağı, kimin tarafında olacağı, Ben’in daha ne kadar ileri gideceği hayati önem taşıyor.

Ben ise filmin temelindeki ikilemlerin konusu olarak, çok acıklı bir “en kötü durum senaryosu”. Onunki gibi bir ev ortamı ve sosyal hayatı olan bir çocuğa bu denli büyük güçler bahşedilse başka ne olabilirdi ki? En acımasız anlarında bile onu suçlayamıyorsun; ondan korkabiliyorsun ama nefret edemiyorsun. Etkisiz kaldığı vakit mutlu da olamıyorsun çünkü tüm çocuklar içinde en ağır bedeli o ödüyor. Bayadır izlediğim en hazin karakter sanırım.  

Kimler sever? 

Güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip, büyülü gerçekçi ya da doğaüstü seyirlikleri sevenler.

Bunu seven şunları da sever 

Let The Right One In (2008), Blind (2014), It Follows (2014), Thelma (2017), Border (2018)…

Formu dolduran: Zeynep Naz Günsal