Tori Amos, Pigeon ve bu hafta başka ne dinlesek?
Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Şevval Öztemur, Tuana Özcan, Utkan Çınar,
Haftanın yeni müzikleri: Tori Amos, Pigeon, KNEECAP, Noveller, Lalalar, Thurston Moore & Bonner Kramer, Knats, Ceylan Ertem, American Football, Maya Hawke ve dahası.
Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.

ALBÜM: Tori Amos – In Times of Dragons
(Fontana)
Zirve dönemlerini bundan 30 yıl önce yaşamış bir müzisyenin işlerini değerlendirmek kolay değil. Konu, 90’ların en önemli şarkı yazarlarından biri olan Tori Amos olunca da ister istemez her yeni işini dinlerken o dönemlere gidiyor aklınız. Günümüz ABD’sinin kaosunu gündemine alan yeni albümü, Amos’un bilindik stiline sahip. Artık vokalleri o kadar tizlere gidemiyor, şarkıların sürpriz elementleri de eskisi kadar yok belki ama müzisyenin 18. albümü saygın bir çalışma. Soundgarden ve Pearl Jam ile çalışmalarından da bildiğimiz stüdyo davulcusu Matt Chamberlain’in kendini olumlu anlamda belli ettiğini söyleyelim. Beklentiyi yüksek tutmamakla beraber, hayatınız bir döneminde Tori Amos ile yolunuz kesişti ise, In Times of Dragons’tan da keyif alacaksınızdır.
TEKLİ: Death Cab for Cutie – Punching the Flowers
(Anti)
Death Cab for Cutie’den çıkan sesleri kabaca ikiye ayırmak mümkün: Bir yanda sakin gitarlar ve buğulu bir prodüksiyonla kurdukları içe dönük dünya, diğer yanda ise agresif gitarlar ve güçlü davulların sürüklediği daha huzursuz bir hat. “Punching the Flowers” ikincisine daha yakın duruyor. Yoldaki I Built You A Tower koleksiyonundan gelen ikinci tekli, albüme dair resmi netleştirirken, Ben Gibbard’ın vokallerindeki çocuksu kırılganlık bu kez daha keskin bir kenara sahip. Albümün tamamını dinlemek için tarih 5 Haziran.

ALBÜM: Pigeon – OUTTANATIONAL
(Memphis Industries)
Başka zamanların ve başka kültürlerin dans müziği geleneklerini, klişeleşmemiş kozmik dokunuşlarla gönlünce kolajlayan İngiltere merkezli kolektif Pigeon, “sınır tanımayan parti şarkıları” olarak kodladığı ilk uzunçalarını nihayet yayımladı. Nihayet diyoruz, çünkü ocak ayında paylaştıkları ilk tekli “Miami”yi duyduğumuz andan beri gözümüz yollardaydı. OUTTANATIONAL’ın temel yakıtı ritim ve bu departmandaki çeşitlilik, Pigeon’ın groove’u çalıştırmayı bilen gruplardan biri olduğunun ispatı niteliğinde. Vokalist Falle Nioke’nin enerjisiyle hizalandığınız an, bu albümle uzun vakitler geçireceğinizi anlıyorsunuz.
TEKLİ: Ibibio Sound Machine – Return To Sender
(Merge Records)
Nijeryalı-İngiliz kolektifi Ibibio Sound Machine, hayatın keyifli hissettirdiği ve yaşamak için içimizin kıpır kıpır heyecanla dolu olduğu günlerin enerjisini daha da coşturarak, özgürce hareket etme ve salınabilme hislerine dokunan “Return To Sender” parçasıyla neşe saçıyor her yere. Afro jùjú geleneğiyle birleşen davullarıyla aynı zamanda “zarar vermeye çalışan kötü ruhların reddedilmesi” fikrinden ilhamını alıyormuş tekli. İyi hisler özgürleşince nasıl güzel hissettiriyormuş, bunu hatırlatıyor.

ALBÜM: KNEECAP – FENIAN
(Heavenly Recordings / PIAS / GRGDN Müzik)
Belfast çıkışlı üçlü Kneecap, yerel olanı küresel bir dile çevirme konusunda son yılların en dikkat çekici örneklerinden biri. İrlandaca rap yapma pratiğini başlı başına politik bir ifade biçimi olarak konumlandıran grup; mizah, hiciv ve tarihsel referansları iç içe geçirerek kurduğu dünyayı, FENIAN ile daha da genişletiyor. Mo Chara, Móglaí Bap ve DJ Próvaí’dan oluşan Kneecap, ilk albümi 3cag’den bu yana ham ve DIY estetiğe yaslanan çizgisini; özellikle son dönemde prodüktör Dan Carey ile kurdukları iş birliğiyle daha rafine, daha yoğun bir sounda taşımış. İsmini uzun yıllar boyunca Britanya karşıtı İrlanda milliyetçileri için kullanılan ve çoğu zaman aşağılayıcı bir ton taşıyan bir ifadeden alan FENIAN albümü; grubun dil, kimlik ve direniş arasındaki bağı yeniden tarif etme ısrarının güncel bir yansıması.
Tuana Özcan’ın Kneecap üyesi Mo Chara ile yaptığı röportaja da buradan ulaşabilirsiniz.
TEKLİ: Gilb’r – Hà Mar feat Alvaro Lancellotti
(Versatile Records)
Versatile Records’ın kurucusu olarak uzun yıllardır Avrupa elektronik sahnesinde etkili olan ve house, dub ile deneysel üretim arasında dolaşan Gilb’r, L’Ecole De La Nuit adını taşıyacak yeni albümünden ilk seslerle aramızda. Brezilyalı müzisyen Alvaro Lancellotti’nin vokallerini bir kere duyduktan sonra kafanızı gökyüzüne, bulutlara çevirme isteği geliyor. Ferahlık sarıyor ortamı. Hatta şöyle uzun bir yola çıksak da durmadan “Hà Mar” dinlesek dedirtiyor. MPB ve bossa nova etkili şarkı, Gilb’r külliyatına hâkim olanlar için şaşırtıcı tınlayacaktır ama albümün her bir parçasının farklı bir müzisyen ile kaydedildiğini ve çok daha fazlasını vadettiğini belirtelim.

EP: Ceylan Ertem – Babamın İstek Şarkıları
(Jaya Records)
Babamın İstek Şarkıları, Ceylan Ertem’in dünyasına eşlik etmememize olanak sağlayan, duygusal anlamda oldukça yüklü bir yol. Yaşanmışlıkların, çocukluğun ve baba ile kurulan bağların kökünde yeşermiş olan EP, sanat müziğinin bilinen eserlerini kişisel bir yerden ele alarak, nostaljik bir tura da çıkarıyor. “Bir Gülü Sevdim” ile başlayan yolculukta, “Yedin Beni”, “Kimbilir”, iki farklı “Ayaz Geceler” yorumu ve “Dokunmayın Bana” şarkılarına değerek, güçlü vokalleri aracılığı ile Ertem’in babasına teşekkür etmesine ortak oluyoruz. EP’nin kapak fotoğrafı da Aylin Güngör’den.
ALBÜM: Maya Hawke – MAITREYA CORSO
(Mom+Pop)
Oyuncu ve müzisyen Maya Hawke, yeni albümünde içe dönük şekilde dış dünyayı ele aldığı bir hikâye anlatıcılığı yapıyor. Şöhret, göz kamaştıran ışıklar, sıfatlar içerisinde kendine bir yol arayan ve “büyülü bir uyumsuz olan” MAITREYA CORSO, fantastik bir dünyanın temsilcisi olarak karşımıza çıkıyor. Sakinleştirici vokaller aracılığıyla, dökülen duygusal lirikleri, folk-pop sesler içerisine yerleşerek adım adım ilerliyor. Kişisel mesajlarıyla elinizden tutarak, sakin ve mütevazı sularda sizinle buluşan koleksiyon, kendi hâlinde ve sade yapısıyla, incelikli bir çalışma olmuş.

ALBÜM: Bonner Kramer & Thurston Moore – They Came Like Swallows
(Silver Current)
They Came Like Swallows, üretim modeli açısından iki aşamalı bir sistem olarak incelenebilir. İlk adım, Bonner Kramer’ın önceden stüdyoda kaydedilmiş materyalleri. İkinci adım ise Thurston Moore’un Miami’de kurulan bir mobil stüdyoda hazır materyalin üzerine doğaçlama yaptığı kayıtlar. Güneş ve palmiye ağaçları ile neredeyse pastoral bir ortamda başlayan süreç, parçalara da bir açıklık katmış ama Moore albümün taşıdığı yükü şöyle özetlemiş: “İkimiz de hem ‘şarkı’ hem ‘özgürlük’ fikrine adanmış müzisyenleriz. Ortaya çıkan şey, They Came Like Swallows oldu; bunun, Filistin’de savaşın yıktığı ailelerin ruhlarına bir dua olarak var olması gerektiğini hemen hissettiğimiz bir seans. Sözlere gerek kalmadan, müziğimizi bir tür sesli aktivizm ve iyilik taşıyan bir enerji olarak sunma konusunda anlaştık.”
TEKLİ: Miniature Tigers – Summer of the Cow
(Bağımsız)
Miniature Tigers’ın arkasındaki Charlie Brand ve müzisyen Emmett Kai’nin stüdyo günlerinden birinde spontane doğan “Summer of the Cow”, sakinliğini ve düşük temposunu koruyan, özellikle flüt ve steel gitar dokunuşlarıyla sihirli bir his yakalayan bir parça. Teklinin yazın sanki bir salkım ağacının altında oturmuşuzcasına dingin bir enerjisi var. Bu beklenmedik kayıt yeni bir Miniature Tiger albümünün habercisi midir, henüz bilmiyoruz ama bu ihtimalin yazımızı şendlendireceğine eminiz.

TEKLİ: Lalalar – Bi Bok Anlamadım
(Dunganga Records / Bongo Joe)
Lalalar’ın uzun süredir kurduğu hibrit ses dünyasını bu kez daha sıkı bir ritmik çekirdek etrafında yoğunlaştırıyor “Bi Bok Anlamadım”. Merkezinde çağdaş hayatın hızına yönelik bir yabancılaşma hissi var. “Borcumun borcu olmuş, haberim yok” diyen sözler de parçanın arasına sızan yetersiz bakiye uyarısı gibi sesler grubun ironik üslubunun altını çizer nitelikte. Dinlediğimiz, temmuz ayında yayımlanacak bir 45’liğin A yüzü şarkısı. Ayrıca ikili yeni albüm hazırlıklarını da sürdürmekte.
ALBÜM: The Claypool Lennom Delirium – The Great Parrot-Ox and the Golden Egg
(ATO Records)
Les Claypool ve Sean Ono Lennon’ın ortaklığı kâğıt üzerinde çok enteresan bir birliktelik. Biri Primus’la 90’ların tozunu atmış bir bas virtüözü; diğeri John Lennon’ın oğlu etiketinin baskısıyla yıllardır kendine bir kariyer yaratmaya çalışan bir müzisyen. 10 yıl önce ilk albümleriyle başlayan ortaklık güzel meyveler verdi. Yedi yıl aradan sonra gelen üçüncü albüm, panayır ortamında psikedelik bir konsept çalışma. İnsanlığın yapay zekâ ile mücadelesini absürt bir bakış açısıyla ele alırken müzikal anlamda öncekilerden daha farklı sularda yüzmüyor. Lennon’ın vokallerini yaptığı şarkılarda, babasına benzeyen sesi nedeniyle Sgt. Pepper dönemi The Beatles tatları almak olası. Albümün öne çıkan şarkısı “The Golden Egg of Empath”de Willow’un da yer aldığı notunu da ekleyelim. Ayrıca albümün fiziki formatlarında her şarkı için ayrı hikâyelerin yer aldığı ve Rich Ragsdale’in elinden çıkma bir çizgi roman da yer almakta. Hiçbir masraftan kaçınılmamış kısaca. Claypool’un baslarını dinlemek her zaman yüksek keyif verir ve Lennon ile de iyi anlaşıyorlar belli.

TEKLİ: Floating Points & San Francisco Ballet Orchestra – Falling to Earth
(Pluto)
Floating Points’in daha önce Promises albümünde Pharoah Sanders ve London Symphony Orchestra ile kurduğu yavaş genişleyen yapı, San Francisco Ballet Orchestra ile kaydedilmiş bu 13 dakikalık şarkıda daha dramatik bir dile evriliyor. Ocak 2024’te prömiyer yapan ve geçtiğimiz ay yeniden sahnelere dönen Mere Mortals balesi için bestelenen “Falling to Earth” her an bir doruk noktasına varacak gibi ilerliyor ama tam o anda dümen başka bir yöne kırılıyor. Yine de gerilim hep sabit.
ALBÜM: American Football – American Football (LP4)
(Polyvinyl Record Co.)
American Football’un dördüncü albümü bir geri dönüşten çok, yıllardır kurdukları dünyanın başka bir yaşa evrilmiş hâli gibi. O tanıdık dolambaçlı gitar cümleleri bu kez acele etmeden, küçük motifler etrafında dolanarak yavaş yavaş açılıyor. Mike Kinsella’nın sözlerini ise en çok zaman dönüştürmüş. Kendi deyişiyle “sözleri okuduğunuzda karanlık görünebilir ama içlerinde bir umut var.” Albümün ses dünyasını da benzer şekilde açıklamak mümkün; ağırlığını kabul eden ama tamamen karanlığa teslim olmayan, umutlu seslere sahip.

ALBÜM: Noveller – I am the Weather
(Experimentia)
Gitar virtüözü ve besteci Sarah Lipstate müziğiyle resimler çizdiği bir uzunçalarla dört senelik molasını bitiriyor. Piyano, perküsyon ve tabii müzisyenin imzası olan gitar manzaralarıyla canlanan albüm, dinleyenin aklında o kadar somut hisler ve görüntüler tetikliyor ki sanki tek başına bir albümden ziyade bir soundtrack çalıyor kulağımızda. Şarkı isimlerinde gördüğümüz “Kopenhag’da bir pazar” veya “Dağın öteki yüzü” gibi betimlemelerle de zihnimizde iyice şekillenen görüntüleri izlemenin meditatif bir etkisi var şüphesiz. Albümün tek single’ı olarak yayımlanan “The Girl Who Was Death”te Lipstate’in yıllardır gitaristi olduğu Iggy Pop’un vokallerini dinliyoruz.
ALBÜM: SUUNS & Kelman Duran – SUUNS & Kelman Duran
(Joyful Noise)
SUUNS’un krautrock ve art-punk kökenli tekrar estetiği ile Kelman Duran’ın dembow ve elektronik kökenli üretim anlayışı çarpışınca “yer” hissinin tamamen ortadan kalktığı, türler ötesi bir alan çıkmış ortaya. Bir haftalık stüdyo seansına ne SUUNS üyeleri ne de Kelman Duran önceden hazırlanmış materyaller getirmiş; bu tip ortaklıklarda eşine az rastlanan bir akışkanlık barındırması takdire şayan.

ALBÜM: Jesca Hoop – Long Wave Home
(Last Laugh/Republic Of Music)
2009’dan beri üreten Jesca Hoop janrlar arasında yüzmeyi, dümeni ustaca istediği tarafa çevirmeyi çok iyi biliyor. Long Wave Home detayları ince ince düşünülmüş, ağızda folk tadı bırakan ve yer yer de biraz monoton tınlayan bir kayıt. Aslen Los Angeles’lı olan müzisyen 2008’den beri Manchester’da yaşamasının da etkisiyle ülkesine dışarıdan çok eleştirel bir gözle bakıp, ABD’nin şu an içinde bulunduğu hâlin ne kadar tanınmaz olduğunu, kendi üslubuyla anlatıyor. Politik meselelerle müzisyenin kişisel çıkmazlarını aynı süzgeçte eleyen albüm, bütün detaylarını ve anlamlarını duymak için biraz dikkatle biraz dinleme gerektiriyor.
TEKLİ: The Dirty Duo – TUR101
(Hexe Music)
İki parçadan oluşan “TUR101”, üretimlerini 2019’dan bu yana sürdüren İstanbullu stoner rock ikilisi The Dirty Duo’nun “şimdi Türkçe neşriyatımıza başlıyoruz” duyurusuyla açılıyor. “Gelen Gider” isimli ilk riff yağmurumuz vokallere kadar sızan bir distortion bloğu gibi üstümüzden geçiyor. Janrın sadık dinleyicilerinin de güzel hisler beslediği cowbell vuruşlarıyla açılan ikinci parça “Kamyon” ilerledikçe grubun iki kişiden daha kalabalık olduğu hissi ortamı sarıyor.

ALBÜM: Lip Critic – Theft World
(Partisan Records / GRGDN Müzik)
New Yorklu elektronik-punk dörtlüsü Lip Critic’in adını daha sık duyacağız muhtemelen. İkinci albüm Theft World’de şımarık çocuk enerjisi ve yerinde duramama hâlini; hardcore’un sertliği, glitch dokuları ve kulüp dünyasından ritimleri aynı düzlemde çarpıştırıyorlar. Ortaya çıkan şey ise lineer akmayı reddeden, sürekli yön değiştiren bir ses dünyası. Parçalar sanki kendi kendini sabote ediyor; tam bir forma kavuşacakken bilinçli bir dağılmaya giriyor. Albümün merkezinde dolaşan “çalmak” fikri gerçek bir hikâyeden filizlenmiş. Grubun ilk albümü Hex Dealer sonrası bir dinleyicinin Bret Kaser’in kimliğini ve kredi kartını çalmasıyla başlayan sürecin izlerini albümdeki birçok şarkının sözlerinde bulmak mümkün.
TEKLİ: Anton Pearson – Tintinnabulation I
(World of Echo)
Squid’in gitaristi Anton Pearson, solo üretimlerine ilk adımı attı. “Tintinnabulation I”, çınlama hissi etrafında şekillenen, katman katman açılan bir ambient kompozisyon. Yaklaşık yedi dakikalık bu parça, ritimden çok dokuya yaslanıyor; zamanın esnediği, seslerin birbirine karıştığı ruhani bir seans gibi ilerliyor. Pearson’ın Squid’deki kaotik enerjisinden burada eser yok. Müzisyenin Driving Through Belgium adını verdiği altı parçalık albümü 3 Temmuz’da dinlenebilecek.

ALBÜM: Knats – A Great Day In Newcastle
(Gearbox Records)
Biraz Newcastle cazına ne dersiniz? Henüz birkaç senelik bir üçlü olan Knats ikinci albümünde atarlı, punk-vari bir yaklaşımla yanaşıyor caza. İki sene önce dağılan black midi’den tanıdığımız Geordie Greep’in prodüktörlüğünü üstlendiği (hâlâ 26 yaşında olması hayret verici!) ve yeni arkadaşları şair Cooper Robson’ın söz desteğini verdiği albüm oldukça dinamik ve iyi çalınmış bir caz yapıtı. Newcastle’daki işçi sınıfı yaşam tarzını konu alırken karanlık yerlere girseler de kendi deyimleriyle “klasik Kuzeydoğu optimizmini” de yansıtıyor. Bunu da zaten şarkılarda rahatlıkla hissedebiliyorsunuz. Knats’ın kariyeri gayet yüksek bir kalitede başladı, devamı da öyle gelsin dileriz.
TEKLİ: Alex G – Good Green Friend / In The Yard
(Bağımsız)
Alex G, tıpkı 2010’larda yaptığı gibi kişisel YouTube kanalından kendi müziğini salıvermeye yıllar sonra yeniden başladı. Headlights (2025) albümünün kayıtlarından kalma ve albümün tanıtım konserinde de çaldığı “Good Green Friend”, tam olarak müzisyenin o açıklanamaz, kendine has tuhaflığıyla güzelleşen bir numara. Akustik gitarın üzerine aslında oldukça sade bir denklemle giden parça aralara serpiştirilmiş biraz düşsel bir piyano ve de synth akorlarıyla büsbütün daha abstrakt bir kıvam alıyor. “In The Yard” ise daha önce canlı veya herhangi bir versiyonunu duymadığımız yepyeni bir şarkı. Müzisyenin autotune ile sesini tanınmayacak hâle getirdiği şarkıyı, kendisinin bile artık tanımadığı eski bir versiyonuna hitap etmiş sanki.