Yaşa takılanlar: Sparklehorse - It’s A Wonderful Life
Yazı: utkan çınar
Sparklehorse diskografisinde olduğu kadar 2000’ler alternatif müziğinde de kendine özgü bir yerde duran It’s A Wonderful Life, artık 25 yaşında.
İlk dinleyişten bu yana neler değişmiş? Şarkıların arasına neler sızmış? Yaşa takılanlar açtı ve yeniden dinledi.
Sparklehorse
It’a A Wonderful Life
11 Haziran 2001
Çok mühim albümdür çünkü…
Sparklehorse’un (Mark Linkous) lo-fi temelini koruduğu ama deneysellikten biraz uzaklaştığı, ünlü konuklarıyla zaman dışı bestelerine kalbini döktüğü bir başyapıt. Mark Linkous 1996 yılında Radiohead ile turnedeyken, ki bu da aslında o zamanlar zaten belli bir tanınırlılığı olduğunu kanıtlıyor, yaşadığı ve onu ölüme oldukça yaklaştıran aşırı doz tecrübesinden sonraki ilk albümü olmasa da (1998 tarihli Good Morning Spider’daki şarkılar daha eskiden kalma) tamamen o tecrübeden sonra yazılmış ilk albümü. Ve tüm işi kendinin üstlenmediği, prodüksiyonda The Flaming Lips, Sleater-Kinney, Low, Spoon gibi gruplarla da çalışmış Mercury Rev üyesi Dave Fridmann’ın yer aldığı, ayrıca The Cardigans’tan Nina Persson, PJ Harvey, Portishead’den Adrian Utley, Tom Waits, Joan Wasser (Joan As Police Woman) gibi müzisyenlerin yer aldığı, kariyerinin en çok satan işi. Ayrıca albümdeki tüm şarkıların farklı türlerde işler yapan yönetmenler tarafından klipleri çekilmişti. Sonic Cinema adıyla Sundance Channel’da bir program şeklinde yayınlanan videolara buradan ulaşabilirsiniz.
İlk dinleyişte hissettirdikleri vs bugün hissettirdikleri
Albümü yayımlandığında nereden duyduğumu tam hatırlamıyorum. Nina Persson sayesinde olabilir zira o aralar The Cardigans dışında A Camp isimli bir projesi vardı Linkous’la çalıştığı, takipteydim. O zamanki favori download mekanizmamız Audiogalaxy’nin yardımıyla iki gecede edinmiştim. Hatta kapağının çıktısını alıp CD’ye de basmış, Bilgi’nin Dolapdere kampüsünde hoşlandığım bir hanımefendiye hediye etmiştim. Çok iyi bir fikir değildi sanırım, Sparklehorse ile kız tavlayamazsınız! Şaka bir yana yıllarla beraber değeri daha artan, şarap gibi bir çalışma. Özellikle dokuz yıl sonra, 2010’da Mark Linkous’un kendi tercihiyle hayatına son verdiğini düşünürsek.
Albüm slowcore damarıyla genellikle fazla depresif bulunur ancak açıkçası Linkous’un böyle bir derdi yoktur bence. Ya da bana öyle geçmez. Davullar çok dinamik ve yükselticidir mesela. Eski ev videolarını seyretmek gibi bir his belki. Tatminkâr bir nostalji. Ya da Danger Mouse’un dediği gibi “psikedelik, bulanık bir rüya”. Yaşamın güzelliği kendiliğinden melankoliktir zaten değil mi? Belki de dopaminlerle, serotonin seviyelerimizle kafaları bozduğumuz şu dönemlerde bunu algılamak daha zor. Linkous bizleri çok erken terk etti, ama ardında bıraktığı güzellikler burada olduğumuz sürece anlamını yitirmeyecektir. Adı gibi; bu hayat şahane, Sparklehorse gibiler sayesinde daha da şahane.
Bunu biliyor muydunuz?
“Eyepennies” ile beraber en sevdiğim Sparklehorse şarkısı olan “Morning Hollow” albümün şarkı listesinde yer almaz. Son şarkı “Babies in the Sun” bittikten sonra, 07:45 gibi başlar. Bunu not alalım.
Albümü dinlerken ister istemez bir başka efsane besteci Daniel Johnston’ın ruhunu da hissediyorsunuz. Bu da tesadüf değil. Linkous, 2004’te Johnston coverlarından oluşan The Late Great Daniel Johnston: Discovered Covered isimli albümün kürasyonunu yapmıştı. Beck, Eels, Tom Waits, Mercury Rev, Death Cab for Cutie gibi isimlerin yer aldığı ve kapağında Daniel Johnston’ın kendi mezarının başında durduğu (!) albüm de ayrı bir hazinedir. Linkous da burada The Flaming Lips ile beraber “Go”yu oldukça etkileyici bir şekilde yorumlamıştı.
Ayrıca 2023 yılında, sandıktan çıkan şarkıları Bird Machine adıyla yayımlandı. O albümü de bu sayfalarda yazmıştım. Linkous üzerine daha fazla eğilmek isteyenlere.