Yönetmen Fabio D’Innocenzo ve oyuncu Matteo Olivetti ile ilk filmleri üzerine: “Boys Cry”

Kasım ayında Suç ve Ceza Film Festivali’nde de gösterilen D’Innocenzo Kardeşler’in ilk filmi La terra dell’abbastanza / Boys Cry, Roma’nın suçla örülü mahallelerinden birinde geçiyor. Bir kazanın ardından kendilerini suç dünyasının ortasında bulan iki gencin dostluğu ve vicdanlarıyla mücadelesini izlediğimiz filmin yönetmenlerinden Fabio D’Innocenzo ve başrol oyuncularından Matteo Olivetti ile sohbet ettik.

Röportaj – Fotoğraf: Emre Eminoğlu

La terra dell’abbastanza / Boys Cry’daki, sinemada izlediğimiz ilk vurkaç vakası ve ardından gelen vicdan mücadelesi değil tabii ki. Ama Roma’nın dışındaki bir mahallede yoksulluk içinde yaşayan Mirko (Matteo Olivetti) ve Manolo (Andrea Carpenzano) bir adama çarpıp kaçtıktan sonra tüm o izlediğimiz mücadelelerden farklı bir yöne sapıyorlar. Ne suçu üstlenecek başka birini aramak için, ne kurbanın ailesini şikayetçi olmaktan vazgeçirmek için ne de kaza sırasında başka bir yerde, başka bir şey yapıyor olduklarını kanıtlamak için uğraşıyorlar. Kaldı ki, işledikleri suçtan tek haberi olan, kurbanın peşinde olan mafya örgütü oluyor. İki dost, suçtan kaçmak yerine suçu sahipleniyor, o “itibarlı” örgüte dahil olmalarını sağlayacak bir fırsat buldukları için kendilerini şanslı hissediyorlar. Filmin doğallığının ve gerçekliğinin ardında yönetmen ikilisi ikiz kardeşler Fabio ve Damiano D’Innocenzo’nun tıpkı filmin geçtiği gibi bir mahallede doğup büyümüş olmaları var.

Berlin Film Festivali’ndeki prömiyerinden aylar sonra, Chicago’daki festival gösteriminin ardından yönetmenlerden Fabio D’Innocenzo ve oyunculardan Matteo Olivetti ile buluştuk. Üstelik Matteo, filmin gösterileceği Suç ve Ceza Film Festivali için birkaç hafta sonra İstanbul’a uğramaya hazırlanıyordu. Biri ilk filmini çekmiş bir yönetmen, diğeri ilk kez bir filmde rol almış bir oyuncu. Ve filmi izlerseniz anlayacaksınız ki ikisinin de (dördünün de hatta) gelecekleri oldukça parlak. Aynı dili konuştukları birbirlerinin cümlelerini tamamlamalarından belli ve her fırsatta birbirlerini buldukları, birlikte çalışabildikleri için ne kadar şanslı olduklarını söylüyorlar. Ve yakın arkadaşlardan oluşan küçük bir aileye dönüştüklerini…

“Kardeşimle çalışmak ve yalnız çalışmak arasındaki farkı bildiğim de söylenemez, çünkü onsuz hiç film yapmadım.”

Yönetmenlikle ilgili bir soruyla başlayayım. Kardeşinle çalışmak nasıl bir his, ikizler arasında özel bir bağ olduğu ve sözcüklere ihtiyaç duymadan birbirinizi anlayabildiğiniz doğru mu?

Fabio D’Innocenzo (FD): İnsanın ikiz kardeşiyle çalışması çok özel bir şey, bir armağan. İkimiz de settekilerle ve oyuncularla küçük bir aile olarak çalışmayı seviyoruz ve bu kardeşinizleyken, yani gerçek aileniz yanınızda olduğunda çok daha kolay oluyor. Evet, o özel bağ gerçek. Bir sahnenin iyi olduğuna ya da yeterince iyi olmadığına karar vermemiz için Damiano ile göz temasında bulunmamız yeterli oluyor. Sonra sorunun ne olduğunu anlamaya çalışıp birlikte çözüyoruz. Bir de zaman açısından avantajları var tabii; iki katı zamanımız oluyor. İşimizi bir yerine iki çift gözle yapıyoruz ve sinema tamamen gözlerle ilgili. Aslında kardeşimle çalışmak ve yalnız çalışmak arasındaki farkı bildiğim de söylenemez, çünkü onsuz hiç film yapmadım. Ama bu filmin her adımında beraberdik ve bu yüzden her şey çok kolaydı. Oyuncular için de öyle miydi, bilmiyorum.

Matteo Olivetti (MO): Yani, ben de bugüne kadar başka bir yönetmenle çalışmadım, o yüzden benim için de aynısı geçerli. Benim için de her şey çok kolaydı. Ne istediklerini biliyorlar, birbirleriyle tartışmıyorlar. Biri konuşurken diğeri sessizce dinliyor, sonra o konuşuyor. İşlerini yaparken çok doğallar, bu iş için doğmuşlar.

Aslında bir yönetmen için, kısa metrajlı bir film çekmeden uzun metrajlı film çekmek, pek alışıldık bir şey değil. Hem yönetmenin önceden çektiği filmler bir bakıma oyuncular için de referans niteliğinde olabiliyor. Sen ve Andrea’nın elinde ise size referans olabilecek bir film yoktu, yönetmenin üslubunu, ne istediğini, ne beklediğini bilmiyordunuz… Bu seni endişelendirdi mi?

MO: Hayır, bilmiyorduk – ve benim de ilk filmimdi. Tabii ki endişelendim ama bunu yapmayı çok istiyordum. Hayatım boyunca çok farklı işlerde çalıştım ve bir gün uyanıp aynada kendime baktığımda, artık bu şekilde devam etmek istemiyorum dedim. Beni neyin daha iyi hissettireceğini düşündüğümde cevap buydu. Deneme çekiminde Fabio ve Damiano’yla tanıştığımızda büyülü bir ortam ve karşılıklı duygular kendiliğinden oluştu. Onlar ya da geçmişleri hakkında herhangi bir şeyi ya da hikâyelerini bilmeme gerek yokmuş gibi hissettim, sadece kendi hikâyemi anlatmak istedim. Çünkü hayatımın geri kalanında bu işi yapmak istediğimi anlamama yardımcı olan geçmişteki deneyimlerimdi ve doğru şekilde başlamak istiyordum. Başladım da… Onlar sinemaya çok özel bir şey katıyorlar. İtalyan sineması kötü bir dönemi geride bırakıyor, nesil değişiyor. Ve onlar gibi yönetmenler sayesinde, doğru yöne doğru değişiyor. Bugüne kadar saklı tuttuğumuz şeyleri temsil etmemiz, insanların bilmesi gerekenleri ortaya koymamız gerekiyor. Şiddet yerine dostluğu, günlük yaşamı, insanların yaşadığı gibi temsil etmemiz gerekiyor.

“Biz özel ve şanslıydık; tüm bu dinamiğin ortasında hayatta kalmayı, film eğitimi almayı başardık.” – Fabio D’Innocenzo

Şiddet demişken… Filmin başlarında, otomobilde geçen sahnede Mirko ve Manolo tartışıyorlardı. Biri neden gastronomi eğitimi aldığını sorduğuna diğeri “çünkü ziraat eğitimi almak istemedim” diyordu. İtalyan kırsalındaki ya da kenar mahallelerindeki gençler için turizm, tarım ya da suç dünyası dışında bir seçenek yok mu?

MO: Ben şöyle düşünüyorum; eğer bir şeyler yapmak istiyorsan onu başarabilirsin, bir işin olsun istiyorsan ona sahip olabilirsin. Ama belli koşullarda. Örneğin filmdeki gibi bir mahallede büyüdüğünde, parasız olduğunda, işin en baştan çok zor olabiliyor. İtalya’da eğitim bile sana ileriye bakman için, açık fikirli olman için bir şans vermeyebiliyor. Sadece dilbilgisi ya da matematik öğretiyorlar ama sporun, sanatın, balenin de büyümek, ne yapabileceğin konusunda bir fikre sahip olmak, teşvik edilmek için önemi büyük. Ve insanlar, gençler teşvik edilmezse gerçekten çok zor anlar yaşayabiliyor, para kazanmak için bir alternatifleri olduğunun farkında olmayabiliyorlar. Filmdeki gibi, para kazanmak için kolay yolu seçebiliyorlar. Yani hayır, sadece bu üç seçenekleri yok, birçok şansları var ama nerede, hangi koşullarda büyüdüklerine göre değişiyor.

FD: Geleceğini nasıl gördüğünle ilgili. Ben ve kardeşim örneğin, biz de gastronomi eğitimi aldık. Biz de tıpkı filmdeki gibi bir mahallede doğduk, büyüdük. Nereye gitmek istediğini biliyorsan, bir yolunu buluyorsun. Büyük işler, büyük şanslar hakkında olmaz diye düşünüyorsun, çünkü bunları etrafında görmüyorsun. Ama biz özel ve şanslıydık; tüm bu dinamiğin ortasında hayatta kalmayı, film eğitimi almayı başardık.

Böyle bir mahallede büyürken suç dünyasına ve suçlulara yakın hissettiğiniz oldu mu hiç?

FD: Evet, sık sık. Şanslı sayılabilecek durumdaki bir ailede büyüdük ama paramız yoktu, etrafımızda birçok sorun, birçok ölüm vardı. Filmde bu hayatın birçok yönünü göstermeye çalıştık ama suçu sadece göstermek istedik, güzellemek değil.

Oyuncu seçiminde Manolo ve Mirko rolleri için hangi özellikleri aradınız?

FD: Bunun çok aptalca bir cevap olduğunu biliyorum ama yetenekli insanlar aradık. Aynı zamanda güçlü kişiliğe sahip olmaları bizim için önemliydi çünkü karakter ve oyuncunun eşleşmesini istiyorduk. Örneğin senaryodaki Mirko çok net bir karakter, senaryoyu okuduğunda karakteri anlaman çok kolay. Ama taze bir kan arıyorduk ve Matteo’yla tanışmadan önce neredeyse dört ay oyuncu seçimleri yaptık. Büyük isimlerle çalışmak g*tümüzde değildi, sadece gerçek hayatla örtüşen bir hikâyemiz olsun istiyorduk. Bunun için de yeni yüzlere, gerçek enerjiye ihtiyacımız vardı. Sete gelmeden önce yirmi-yirmi beş film çekmiş bir oyuncunun enerjisine değil, öyle bir oyuncunun yüreğine de değil. Sonuç olarak uzun bir süre aradık. Hatta karakterin bazı yanlarını oyuncularımızın ruhundan çaldık. Yani önce insan seçtik, sonra oyuncu. Görüldüğü gibi çok da iyi oyuncular bulduk.

Matteo, Andrea ile kimyanız nasıldı?

MO: Muhteşem! İlk kez deneme çekiminde tanıştık; on yedi dakikalık, uzun bir sahneydi. Neredeyse tamamı doğaçlama bir sahne. Bizden filmin en başındaki sahneye çalışmamız istenmişti. On yedi dakikalık doğaçlama gerçekten, gerçekten çok zordu. Sonra yazışmaya, görüşmeye başladık. Filmi çekmeye başladığımızda da kurduğumuz bu dostluğu en kolay ve en iyi şekilde nasıl yansıtırız diye düşündük. Andrea şu an en yakın arkadaşlarımdan biri, tıpkı Fabio ve Damiano gibi. Haftada en az iki kez görüşüyoruz, her gün yazışıyoruz ve kimyamız gerçekten harika. Küçük bir aile gibiyiz, setteyken de oradaki herkes bu aileye dahildi ve bu da işimizi kolaylaştırdı.

Manolo ve Mirko zengin çocuklar değil ama spor giyim konusunda gerçekten inanılmaz bir zevkleri var. Kostüm tasarımcısıyla nasıl çalıştınız? Gördüklerimiz sadece Matteo ve Andrea’nın iyi bir moda zevkine sahip olmasından dolayı değil herhalde…

MO: Tabii ki hayır! Kostüm tasarımcımız, Massimo Cantini Parrini, İtalya’nın bir numarası bence…

FD: Sadece İtalya’da değil, Tim Burton ve Terry Gilliam gibi yönetmenlerle de çalışmışlığı var. Gerçekten çok iyi bir kostüm tasarımcısı.

MO: Karakterin nasıl görünmesi gerektiğini gerçekten çok iyi biliyordu. Evet, spor giyim ve zevkli spor giyim çünkü [Fabio ve Damiano] karakterleri tıpkı Roma’nın böyle bir mahallesindeki gibi hayal etmişlerdi. O mahallede böyle giyinen gençleri görmek çok doğal, bunları giyiyorlar. Ve karakteri kusursuz bir şekilde yansıtmak için ne giydiğinden başlamalısın. Senaryoya tüm bunları yazmışlardı yani. Senaryoyu okursan göreceksin, kostümlerle ilgili tüm detaylar yazılı. Massimo’nun işini çok kolaylaştırmışlardı aslında.

FD: Böyle mahallelerde para yok. Ama olduğu zaman, paranı bu şekilde harcıyorsun. Kaliteli bir eşofman üstü alıyorsun, A.S. Roma forması istiyorsun… Paranı cebinde saklamıyorsun da üzerinde göstermiş oluyorsun. Ve herkes aynı şeyin peşinde, o yüzden böyle bir mahallede herkesin üzerinde Nike, Adidas gibi markalar görebilirsin.

MO: Rap’çilerin videolarındaki gibi… Onların tırnaklarını, kolyelerini, spor ayakkabılarını gösterdiği gibi bir etki bırakmak istiyorsun. Küçük bir mahallede olsan da, sahip olduğun para büyük bir para olmasa da…

FD: Bir hikâye anlatırken bu hikâyeyi en gerçekçi şekilde yansıtmak için karakterlerini sokakta oldukları gibi giydirmek gerçekten önemli. Sinemada Nike, Adidas gibi markaları görüyoruz ama bu prodüksiyon açısından zor olabiliyor. Sonuçta birer markalar ve belki de suç unsurları, şiddet ve küfür içeren bir filmde görünmek istemiyorlar; bunlarla ilişkilendirilmek istemiyorlar. Biz de projemizdeki gerçeklik hissini korumak, gerçeği göstermek ve bu markaları filme dahil edebilmek için çok çalıştık.

Filmi izlerken Non essere cattivo / Don’t Be Bad’i düşünmeden edemedim. Açıkçası sizin filminiz çok daha gerçek, çok daha doğal geldi, onun gibi didaktik değildi. Tabii ki hangisini daha çok beğeniyorsun diye sormayacağım ama iki film arasında ne gibi farklar var sence? Benzetilmekten, karşılaştırılmaktan korktuğunuz oldu mu?

FD: Non essere cattivo / Don’t Be Bad’i izledik ve beğendik. Ama o sırada kendi filmimizin senaryosunu çoktan yazmıştık. Caligari büyük bir usta. Karşılaştırılmaktan korkmadık, zaten olay örgümüz de tamamen farklıydı. Evet, iki film de Romalı iki genç arasındaki dostlukla ilgili ama çok benzeyen karakterler değiller. Non essere cattivo / Don’t Be Bad gerçekten de biraz didaktikti, oyuncak bebekli o son sahne, acı çeken kız kardeş vs… Bunlar izleyiciyi kolayca etkilemek istediğinde yapacağın şeyler. Biz izleyiciye daha uzak durmak istedik. Araya bir mesafe koyduk, çok daha sert bir dil kullandık. Ama karakterlerin ne dediği değil, gerçekten kim oldukları önemliydi. Yine de insanlar karakterlerimizin ruhlarını okuyabiliyor ve onlarla empati kurabiliyorlar.

IMG_7946-k

Fabio, Damiano’yla birlikte bu sene aynı zamanda Dogman’in senaryosuna da katkıda bulunmuşsunuz. O projeye nasıl ve ne kadar dahil oldunuz?

FD: Aslında Matteo (Garrone) Dogman üzerinde çalışmaya on yıl önce başlamış. Dolayısıyla biz projeye dahil olduğumuzda ortada beş taslak vardı ama onlara aldırmamamızı söyledi. Matteo gerçekten büyük bir yönetmen ama sokakları yaşamamış. Ailesi Roma’nın farklı, daha az problemli bir bölgesinden çünkü. Filmlerinin gerçekçi olmasına çok önem veriyor, bu film de fakir bir mahallede geçiyor. Üç ay boyunca, Matteo’nun evinde, Ugo Chiti ve Massimo Gaudioso’yla beraber çalıştık, onun klasik senaryo ekibiyle yani. Matteo senaryoda taze bir nefese ihtiyaç duyduğunu hissetmişti; dahil olduk ve ona istediğini vermek için elimizden gelenin en iyisini yaptık. Sonuç olarak Matteo’nun çekmek istediği bir senaryo çıktı ortaya. Yaptığımız işle çok gurur duyuyoruz çünkü Matteo idollerimizden biri.

Bir sonraki filminiz bir western olacakmış, daha büyük bir bütçeye gerek duyacakmışsınız gibi duruyor. Başarılı bir ilk filmden sonra bunu finanse etmek daha mı kolaydı?

FD: Daha büyük bir bütçe gerektiği apaçık, bir dönem filmi çekmek isteyince iş büyüyor. Ama Berlin Film Festivali’nden, basının tüm o ilgisinden sonra birçok yapımcı bir sonraki projemize para yatırmak istedi, yani evet, zor olmadı. Şimdi bizi zorlayan şey daha çok nasıl bir film yapmak istediğimizi anlamak. ABD’li bir yapımcıyla çalışıp anaakım sinemada büyük bir sıçrama mı yapmak istiyoruz, Sergio Leone usulü klasik bir İtalyan filmi mi çekmek istiyoruz… Şu aşamada sadece önümüzdeki fırsatları değerlendiriyoruz ve bu filmi çekmeye ne zaman hazır hissedeceğimizi bilmiyoruz. Bu zamanı bir televizyon dizisi çekerek değerlendiriyoruz, oldukça yoğun bir programımız var. Matteo da bizimle çalışıyor. Matteo’yu (ve Andrea’yı da) bulduğumuz için şanslıyız, işbirliğimizi devam ettirmek istiyoruz.

Matteo, peki sen? Senin için bir sonraki adım ne?

MO: Bir sonraki adım, çok çalışmak! Çünkü daha yeni başladım. Bu benim ilk filmimdi, ilk deneme çekimlerimdi. Daha fazlası için, olabilecekler için hazırlanmam gerekiyor. Olabildiğince çok yönlü bir oyuncu olmak için, hem İngilizce hem İtalyanca oynayabilmek için çalışmam gerekiyor.

Bence ikiniz için de çok iyi bir başlangıçtı, sonraki projelerinizi takipteyiz. Teşekkürler!