Duymadan sese, görmeden ışığa inananlara: Yunanca Dersleri

Yazı: Korcan Derinsu

Han Kang’ın Türkçede Göksel Türközü çevirisi ve April etiketiyle yayımlanan romanı Yunanca Dersleri, iki insan arasında kurulan beklenmedik bağın hikâyesi. İnsanın insana şifa olmasına, dilin vedokunmanın gücüne yazılmış bir aşk mektubu. Duyuları uyandıran, hayatta olmanın özünü hatırlatan bir metinle karşı karşıyayız.


Ne hakkında? Hikâye ne? 

Konuşma yetisini kaybetmiş bir kadın ile görme duyusunu yavaş yavaş yitiren bir Yunanca öğretmeninin yolları Seul’de kesişir. Kadın yakın zamanda kaybettiği annesinin ve velayetini kaybettiği oğlunun ardından üstüne çöken “sessizlikle” uğraşır. Adam da Kore ve Almanya arasında büyümenin yarattığı travmayı sırtında taşıyarak gözlerine perde inmeden hayata dair ne varsa görmek, anlamlandırmak ister. Bu iki yalnız insanın iletişimi ikisi için de unutulmaz olacaktır.

Zaman dilimi ve mekân 

Modern Seul’de geçiyor ama hikâye sanki zamansız. Sınıfın içinde geçen sahneler, hastane koridorları, boş apartmanlar; hepsi karakterlerin iç dünyasının yankısına dönüşüyor.

Okumadan önce bilmemiz gerekenler 

Han Kang, 2024 yılı Nobel Edebiyat Ödülü kazananı. İsveç Akademisi Han Kang’ın ödüle layık görülme sebebini “tarihsel travmalarla yüzleşen ve insan yaşamının kırılganlığını açığa çıkaran yoğun şiirsel düzyazısı” olarak açıkladı.

Han Kang, Nobel tarihinde bu ödülü kazanan 18. kadın yazar. Aynı zamanda bu ödülü kazanan ilk Güney Koreli ve Asyalı kadın. 

Kariyerine 90’lı yılların başında şiir yazarak başlayan Han Kang, uluslararası tanınırlığa Vejetaryen romanıyla ulaşıyor ve 2016 Uluslarası Man Booker Ödülü’nün de kazananı oluyor. Vejetaryen, The New York Times’ın Temmuz 2024’te yayımladığı “21. Yüzyılın En İyi Yüz Kitabı” listesinde de 49. sırada.

Bir diğer romanı Veda Etmiyorum ile 2023 Prix Médicis ve Prix Femina’ya layık görülen Han Kang, 2023 yılında Royal Society of Literature’ın Uluslararası Yazarları arasına seçildi. Bu ünvan, onun küresel edebiyata yaptığı önemli katkıları ve eserlerinin Güney Kore sınırlarını aşan etkisini tanımak amacıyla verildi.

Kitaba dair en çok neyi sevdin?

Dünyadan kısmen kendi seçimleriyle ama çoğunlukla koşullarının acımasızlığı yüzünden uzaklaşan bu iki insanın samimi bir biçimde tasvir edilişinde kendimiz olmanın, sahici olmanın, birbirimizi gerçekten görebilmenin ne kadar zor olduğuna dair bir farkındalık var. Bu bakışı ve bakışın yarattığı bir tür “mola” verme hissi çok sevdim. 

En az neyi sevdin?

Bir ruh kattığını düşünsem de anlatımın bu kadar parçalı ve kısa bölümlerden oluşması, metnin içine girmeyi zorlaştırıyor. Belki benim sabırsızlığımdandır bilmiyorum ama sürekli dikkat kesilmenin, her yeni bölümde bir daha bir daha odaklanmanın bazen metnin lezzetinden çaldığını düşünüyorum. 

Yazıma dair neler söyleyebilirsin? 

Han Kang, belirsizliği bir anlatım aracı olarak kullanan yazarlardan. Kadın ve erkek arasındaki anlatımı, birinci tekil ve üçüncü tekil olarak çok net ayırsa da bazen çaktırmadan öyle bir noktaya getiriyor ki kimin konuştuğunu kaçırıyoruz. Hayatta olmak, bağ kurmak gibi meseleleri ele alan bir metin için bu “bocalama” durumunu yaratmak kesinlikle hayranlık uyandırıcı. Bunun dışında anlatım hem yalın hem de çok dozunda şiirsellik barındırıyor.

Kısa sürede sürüklenerek mi okudun? Yoksa biraz sürünerek mi? 

Yunanca Dersleri, evrenine kolay girilen ancak zor hazmedilen bir roman. O yüzden hızlı okumaktansa tadına vara vara okumak daha doğru. Ben böyle yapamadım tabii. Ne demişler, dediğimi yap yaptığımı yapma!

Çok etkilendiğin / dönüp tekrar okuduğun bölüm(ler) oldu mu? 

Şu bölüm diyemem ama aralarda çok güzel cümleler vardı, onları tekrar okudum. Mesela bir tanesi “Dünya bir yanılsama ve yaşamak rüya görmektir.” Nasıl çok güzel değil mi?

Kitap, modunu nasıl etkiledi? 

Romanın genel tonu biraz karanlık olsa da bıraktığı tortu öyle değildi. Çünkü Han Kang, iki karakterin iletişimi üzerinden -ne kadar trajik olsa da- hayatı bir kabulleniş olarak görüyor. Bu da ister istemez bir ferahlık getiriyor. 

Okurken hiç Google’ladığın şeyler oldu mu? 

Romanın kendi dilinde kaç yılında yazıldığını araştırdım. Yazarın diğer kitaplarını da okuduğum için üslubunun geçirdiği evrimin izini sürmek hoşuma gitti. 

Kitabın ismi hakkında ne düşünüyorsun?

Son derece yalın bir seçim ki Han Hang genelde böyle isimleri tercih ediyor zaten. Doğrudan gibi gelse de aslında öyle değil. Yeni bir dil üstünden (aslında eski, kullanılmayan bir dil!) acının, bağ kurmanın dilini (yolunu) bulmayı çağrıştırıyor. Ben sevdim. 

Bu kitabı seven şunları da sever

Japonca yazsa da aslen Güney Koreli olan Miri Yu’nun Tokyo Ueno İstasyonu romanı, insanlar arası kurulan bağı anlamak için güzel bir alternatif olabilir. 

Bir de Yunanca Dersleri’nden çok bağımsız ama yukarıda alıntıladığım cümleden ilhamla “Hayal ediyorum öyleyse yokum” diyen bir karakteri barındıran, 1992 tarihli Jean-Claude Lauzon’un Léolo filmini önereyim. Amélie’nin karanlık kuzeni olarak nitelendirebileceğim filmin soundtrack’inde Tom Waits’ten Nusrat Fateh Ali Khan’a çok şahane isimler var üstelik.

Yazara bir soru soracak olsan bu soru ne olurdu?

Koreceden Türkçeye bir kelime ödünç verecek olsanız, bu hangi kelime olurdu ve neden?