Sinemada zaman yolculuğu ve 5 alternatif film

Yıllarca süren spekülasyonların, yılan hikâyesine dönen prodüksiyon sürecinin ardından büyük gün yaklaştı; The Matrix Resurrections’ı deneyimlememize sayılı gün kaldı. Takvimlerde 24 Aralık işaretlenmişken Wachowski Kardeşler’in sayısız sanat yapıtı, mitoloji, dinler tarihi ve felsefi akıma dair referanslarla örülü The Matrix’i (1999) de 10 Aralık itibariyle, Türkiye sinemalarında yeniden vizyona girdi.



Geri sayım sürer, hayranlar yayımlanan materyalleri didik didik ederken teorilerin de ardı arkası kesilmiyor tabii. Her ne kadar orijinal üçleme, Animatrix (2003) veya grafik romanları kapsayan Matrix külliyatında şimdiye dek karşımıza çıkmasa da bu kez bir zaman yolculuğu öyküsü izleyeceğimiz, bahsi geçen teorilerin en popülerlerinden biri. Bu tezi destekleyen argümanlardan biri, daha genç bir Morpheus (Yahya Abdul-Mateen II) ile tanışacak olmamız örneğin. Neo’nun alternatif zaman çizelgesinde yapay gerçekliğin farklı versiyonlarını ziyaret edebileceği, böylece fragmanların akıllarda bıraktığı soru işaretlerine mantıksal bir düzlemde yanıt verileceği söyleniyor.

Zamanı oyma sanatı olarak sinema

Gerçeklik payı nedir henüz bilemesek de bu teoriden aldığımız ilham, zaman yolculuğu konseptinin düşündürdüklerine, kurgusal yapıtlara olan yansımalarına götürdü bizleri. Zaman, insanlığın en eski ve en ölümcül düşmanı. Hemen hepimiz zamanda geriye gitmeyi, kişisel geçmişlerimizi değiştirmeyi, korkunç bir yaşanmışlığı durdurmayı hatta belki tarihi yeniden yazmayı arzularız. Bu arzular neredeyse doğuşundan bu yana sinema sanatına ilham verip, yeni anlatım biçimleri yaratmaya devam ediyor. Öyle ki Andrey Tarkovski sinemanın kendisini zamanı oymaya, zamandan heykel yapmaya benzetiyor.

Zamanı doğrusal olmayan biçimde deneyimleyen bir kahramanın (bu kahraman izleyicinin kendisi de olabilir) varlığı, bir yapımın zamanda yolculuk konseptini kullanması için yeterli. Birçoklarına göre sinema tarihinden kayda değer ilk örnek, aynı isimli Mark Twain romanından uyarlanan A Connecticut Yankee in King Arthur’s Court (1921). Geniş kitlelerce ilgi gören ilk zaman yolculuğu filmi ise bir H.G. Wells uyarlaması olan The Time Machine (1960). 80’lere gittiğimiz vakit Back to the Future ve Terminator gibi gişe canavarları sayesinde konseptin popülaritede zirveye ulaştığını, bilim kurgu janrının en sevilen alt türü hâline geldiğini görüyoruz.

1921’den bugüne zamanda yolculuğu anlatısının merkezine yerleştiren yapımlar, birçok farklı mekanizma ve temaları kullanıyor. Değişmez gelecek, değişebilir geçmiş ve gelecek, çoklu zaman çizelgesi, alternatif zaman çizelgesi, büyükbaba paradoksu, kader paradoksu, zaman döngüsü ve zaman kayması aralarından bazıları. Karakterlerimiz solucan delikleriyle, zaman genişlemeleriyle ya da bazen sadece bir miktar sihirle başa çıkmaya çalışıyorlar. Bu esnada bizleri “Zaman yolculuğu yaparken geçmiş de etkilenir mi?” veya “Karakterlerin gerçekten özgür iradesi var mı, yoksa bu yolculuk da ‘kader’ denen büyük resmin bir parçası mı?” gibi sorularla baş başa bırakıyorlar.

Sinemada zamanda yolculuk konsepti uçsuz bucaksız bir derya. Hâl böyleyken akla gelen ilk örneklerden ziyade radarınızdan kaçmış olma ihtimalinin yüksek olduğu, farklı yıl ve coğrafyalardan beş filmi anımsadık. The Matrix Resurrections da bu listeye dâhil olacak mı, önümüzdeki günlerde öğreneceğiz.

The Time Machine (1960)

Yukarıda da bahsini geçirdiğimiz The Time Machine, bugünün standartlarına göre bir tık eskimiş görünse (ve hissettirse) de zaman yolculuğunu bildiğimiz anlamda işleyen ilk sinema filmi olmasıyla ilgiye değer. Viktorya Dönemi’nde yaşayan mucit baş karakterin adı, bizzat kaynak materyalin yazarı olan H. G. Wells’ten geliyor. İcat ettiği bir makine sayesinde 1899’dan 802.701 yılına giden Wells, kendini insanlığın ikiye bölündüğü bir gelecekte, acımasız bir savaşın tam ortasında buluyor. The Time Machine özellikle -bahsi geçen makine bir kurgu ürünü olsa da- zaman yolculuğu sürecini fizik kurallarını takip ederek işlemesi ve zamanı dördüncü boyut olarak, bilimsel açıdan doğru ele alışıyla öne çıkıyor.

La Jetée (1962)

Rotamızı ABD’den Fransa’ya çeviriyoruz. III. Dünya Savaşı sonrasında, yerle bir olmuş Paris’in dehlizlerindeyiz. İnsanlığın kurtuluşu için tek umudun zaman yolculuğu olduğu bir distopyada, bir bilim insanı denekleri farklı dönemlere gönderiyor fakat bu süreçte denekler ya ölüyor ya da akıl sağlıklarını kaybediyor. Havaalanındaki bir kadın hakkındaki travmatik anısı sürekli zihninde dönen, isimsiz kahramanımız dışında… 28 dakikalık kısacık süresiyle zaman yolculuğunu oldukça kişisel bir noktadan ele alan La Jetée; estetik harikası siyah beyaz fotoğrafları ve özenli ses tasarımıyla anıt niteliğinde bir sanat eseri. Üstelik Terry Gilliam’ın pek meşhur filmi 12 Monkeys’in de esin kaynağı.

Jubilee (1978)

İngiliz punk hareketinin nihilist felsefesiyle yoğrulan bu kült Derek Jarman filminde, yer verilen zaman yolculuğunun bilimsel açıdan hiçbir dayanağı olmasa da Jubilee listemizin en sıra dışı, en eğlenceli durağı. İngiltere’nin akıbetini merak eden I. Kraliçe Elizabeth, okültist John Dee tarafından çağrılan melek Ariel’in rehberliğinde, 400 yıl sonrasının Londra’sını ziyaret eder. Punk kültürün hükmünü sürdüğü 70’lere ışınlanan köklü kraliyet geleneği, yeraltı gruplarının taviz vermez doğasıyla karşı karşıya gelir. Jenny Runacre, Ian Charleson, Toyah Willcox gibi yıldızların hayat verdiği karakterler, müzik yeterince yüksek olduğu sürece dünyanın parçalandığını duymayacaklarını haykırıyor. Filmin müzikleri de Brian Eno’dan.

Primer (2004)

Konseptin en parlak örneklerinden biri, aynı zamanda mühendis olan Shane Carruth’un yazım sürecinde matematikten ve teorik fizikten sıkça faydalandığı mucize bağımsızı Primer’da kullanılıyor. Cismin kütlesini azaltan bir cihaz icat eden, bu cihazın zaman yolculuğuna da imkân sağladığını fark eden iki arkadaş ekseninde; takip etmesi kolay olmayan, deneysel bir olay örgüsü var karşımızda. İdeolojileri çatışan karakterleri ve zaman yolculuğunun belki de o kadar eğlenceli olmayabileceğini düşündürten perspektifiyle, kanona önemli bir katkı Primer. Aynı zamanda bu sürecin gerçekte nasıl işleyebileceğine dair, bilimsel açıdan en doğru örneklerden biri kabul ediliyor.

Toki o kakeru shôjo / The Girl Who Leapt Through Time (2006)

Zaman yolculuğu filmlerinin büyük çoğunluğu, zaman denen mefhumun sandığımızdan çok daha karmaşık işlediği ve en küçük değişimlerin geniş çaplı etkilere yol açabileceği felsefesi üzerine. Mamoru Hosoda külliyatından Toki o kakeru shôjo’nun odağındaki Naka da tam olarak böyle bir aydınlanma yaşıyor. Okuduğu lisede bulduğu garip bir nesne sayesinde zamanı geri alma yeteneğiyle kutsanan karakterimiz, başlarda gücünü okula geç kalması gibi önemsiz durumlarda kullansa da kolunda “zaman sıçramalarını” sayan bir dövme bulduğunda işler ciddiye biniyor. Romantizm ve komedi soslu, iyi vakit geçirme garantili bu seyirlik özetle “Zaman kimse için beklemez” diyor.

Yazı: Merdan Çaba Geçer