3 soruda Aslı Çelikel & Kübra Su Yıldırım - An Meselesi
Küratörlüğünü Melis Bektaş’ın üstlendiği; Aslı Çelikel ve Kübra Su Yıldırım’ın çalışmalarını bir araya getiren An Meselesi başlıklı sergi, 24 Mayıs’a dek offgrid art project’te ziyarete açık.
An Meselesi’ndeki işler, acıyı insanın içinde dolaşmaya devam eden; kimi zaman görünmezleşen, kimi zaman yeniden yüzeye çıkan bir duygu hareketiyle ilgileniyor. Sergiyi oluşturan farklı disiplinlerdeki işleri, kaybı ya da acıyı temsil etmeye çalışmaktan ziyade onların gündelik hayatın dokusuna nasıl yayıldığını düşünmeye çağırıyor.
Aslı Çelikel ve Kübra Su Yıldırım, An Meselesi sergisinin ardındakilere dair sorularımızı yanıtladı. 21 Mayıs Perşembe günü boyunca sergiyi sanatçılar ve küratörü eşliğinde deneyimleme imkânınız olduğunu da hatırlatalım. Detaylar burada.


An Meselesi sergisinde hem çok kişisel hem de çok anonim bir duygu alanı var. Otobiyografik olanla kolektif olan arasındaki sınırı nasıl kuruyorsunuz?
Aslı Çelikel: Bir Şehre Ağıt ile başlayan süreçte şunu daha fazla düşünmeye başladım: Bazı duygular yalnızca kişisel kalmıyor. Bir kayıp çok bireysel yaşanıyor ama zamanla başka insanların hikâyelerine, hafızalarına ve yas tutma biçimlerine de değmeye başlıyor. Bu yüzden işlerimde otobiyografik olanla kolektif olan arasında çok keskin bir sınır kurmamayı tercih ediyorum. Fotoğraflarımda doğrudan hikâye anlatmaktan çok, geride kalan izlerle ilgileniyorum. Bir mekânın sessizliği, masada bırakılan yarım, söndürülmüş sigara ya da çöp kenarına terk edilmiş bir çift ayakkabı … Bazen bunlar yalnızca benim deneyimime değil; daha ortak bir duygu alanına da açılıyor. Belki de bazı duygular tam bu yüzden anonimleşiyor, çünkü yalnızca bir kişiye ait kalmıyorlar.
Kübra Su Yıldırım: Aslında sergiyi üretirken bireysel olanla kolektif olan arasında bir sınır olmadığı fikrinden yola çıktık. Bu iki alanın sürekli birbirinin içine sızdığı kanısındaydık. Süreç boyunca hem biz sanatçılar hem de küratörümüz; Sara Ahmed, Carl Gustav Jung ve Byung-Chul Han gibi isimlerin metinleri etrafında düşündük ve diyalog kurduk. Serginin kavramsal zeminini tümevarımsal bir yöntemle kurduk. Çok kişisel görünen duygu durumları, imgeler ya da kırılmaların hepsi ortak bir duygu alanına açılıyor aslında. İnsanın iç dünyasının tamamen bireysel olduğuna inanmıyorum. Travmalar, arzular, korkular, aidiyet biçimleri ya da bilinç dışı imgeler sürekli dolaşım hâlinde. Kendi işlerimde de hem bireysel hem kolektif arketipler aynı anda var oluyor. Yani kişisel olanın zaten kaçınılmaz bir biçimde kolektif bir taraf taşıdığını düşünüyorum.
Sergi metnindeki “acı dolaşıma giren bir hâl kazanır” ifadesi çok güçlü. Bu sergide birlikte üretmenin ya da birlikte düşünmenin kendisi, sizin için duygusal olarak dönüştürücü bir deneyim oldu mu?
Aslı Çelikel: Evet, sanırım serginin benim için en dönüştürücü taraflarından biri buydu. Yas çoğu zaman çok yalnız yaşanan bir deneyim gibi görünüyor. Ama bu süreçte şunu daha fazla fark ettim: İnsan bazen başkasının acısını hissedebildiği anda kendi acısıyla da başka bir ilişki kurabiliyor. Bu yüzden birlikte düşünmek ya da aynı duygunun etrafında durabilmek benim için önemliydi. Sergi süreci boyunca acının yalnızca bireysel bir deneyim olmadığını; bazen insanlar arasında dolaşan bir hâl kazandığını düşündüm. Belki “narin empati” dediğim şey de tam burada başlıyor. Çünkü dönüşüm bazen büyük cevaplarla değil; bir başkasının sessizliğine dikkatle yaklaşabildiğimiz anda oluyor.
Kübra Su Yıldırım: Eğer dönüştürmeseydi yanlış bir şeyler yaptık herhâlde derdim. “Acı dolaşıma giren bir hâl kazanır” ifadesi de zaten acıyı bireyin içinde, kapalı ve sabit kalan bir duygu olarak görmüyor. İnsanlar arasında taşınabilen, bulaşabilen ve biçim değiştirebilen bir şey gibi düşünüyor. Bazen bir bakışta, bir imajda, bir ilişkide ya da bir eserde dolaşıma giriyor. Birlikte üretme süreci de bunu daha görünür hâle getirdi sanırım.
İşleriniz üzerinde çalışırken odaklanmaya ya da ilham almaya destek olan ritüel, rutin ya da metotlarınız var mı? Bunlar An Meselesi sürecinde nasıl şekillendi?
Kübra Su Yıldırım: Çalışma metodolojim kümülatif bir yapıda ilerliyor. Yaptığım okumalar, aldığım notlar, izlediğim filmler, eskizler ya da zihnimde biriken imgeler zamanla işlerimin içine yayılıyor. Yeni bir işe başladığımda aslında sıfırdan başlamıyorum, hep heybemden bir şey çıkarıyor oluyorum.
Benim için en uzun ve en önemli faz eskiz süreci. Eğer bir duraksama yaşarsam hemen bir şey okurum ya da izlerim; daha önce okumuş / izlemiş olmam hiç fark etmez. Bu eylem âdeta yakıt depomu dolduruyor. Bazen de kendime “zihnin sınırları yok” derim. Matrix’teki “there is no spoon” repliğinin hissine benzer bir şey yaratıyor bende.
Özellikle eskiz aşamasında mutlaka sessiz bir alan kurarım. Çünkü üretim sürecimi sonuç odaklı değil; daha çok zihnimin ve bedenimin ritmine göre şekillendiriyorum. An Meselesi sürecinde de üretim biçimim büyük ölçüde bu şekilde ilerledi. Okumalar, düşünsel arka plan ve eskizler zamanla birbirinin içine sızarak işleri oluşturdu.
Aslı Çelikel: Rutini biraz açmak gerekirse; evet, disiplin benim için önemli. İlhamı beklemek bazen henüz profesyonel olmayan bir tarafın baskınlığı gibi geliyor bana. Sabah evden çıkıp atölyeme geçiyorum. Çalışmak, üretmek ve düşünmek gerekiyor. Çünkü üretimin yalnızca duyguyla değil; süreklilikle de ilişkili olduğuna inanıyorum.
Ama bir yandan da işlerimde sezgisel bir taraf var. Bazen bir görüntünün doğru olduğunu hissediyorum ve onu fazla sorgulamadan aktarmak istiyorum. Belki bir ağacın meyve vermesini sorgulamamak kadar doğal bir şey bu.
An Meselesi sürecinde de biraz böyle çalıştım. Bazı görüntülerle uzun süre kaldım; onların benim içimde dolaşmasına izin verdim. Sessiz hikâyeler kurmak, narin empatiyi hissetmek ya da sadece bir renge odaklanmak… Bunlar benim için ilhamdan çok, düşünme biçimiyle ilgili. Duo çalışmak da benim sınırlarımı genişleten bir süreçti. Farklı bir disiplinle çalışan bir sanatçı ve de yolculuğumuzda yanımızda olan küratörümüzle çok güçlü bir bağ kurabildik. Eserlerimizde diyalog hâlinde birbirimize ait detaylarımız var.
İşin özü: Sanatçılar biraz ağrılı insanlar. Ve bazen o ağrıyı hafifleten şeyi aramak da bir rutine dönüşebiliyor. Ama ben bunu bir kaçış olarak değil; anlamaya çalışma hâli olarak görüyorum. Çünkü bazı duygular ancak yeterince sessiz kaldığınızda görünür oluyor.


