Abdulkadir Gıynaş’la “Selam” belgeseli üzerine

Yaşadığımız yerdeki “kötü Suriyeli” algısını kırmaya ve Suriyelilerin yeni yaşamına ortak olmaya katkı sağlamak için İstanbul’da yaşayan Suriyeli sanatçılara odaklanan Selam belgeselinin ilk bölümü geçtiğimiz günlerde Youtube üzerinden yayınlandı. Beyoğlu’nda yaşayan, Riyad doğumlu sanatçı Mohammad Zaza’nın işleri ve hayatını konu eden kısa belgesel, ekibin planladığı çalışmaların bir başlangıcı niteliğinde.

Yönetmenliğini Bilal Alirıza’nın yaptığı, Türkçe, Kürtçe ve İngilizce olmak üzere üç farklı altyazı seçeneğiyle izlenebilen Selam belgeselini, yazarı Abdulkadir Gıynaş’a sorduk.

Röp: Ekin Sanaç

İlk olarak seni biraz tanıyabilir miyiz?
Konya’da doğdum ve üniversiteye gidene kadar orada yaşadım. İstabul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde lisansa başladım, üç yıl sonra ayrılıp Mimar Sinan G.S.Ü’de Sanat Tarihi bölümüne geçtim. Halen orada lisans eğitimime devam ediyorum. Üç yılı aşkındır Oğuzcan Önver’le birlikte Palaspandıras Fanzin‘i çıkarıyorum.

Selam belgeselini yazmaya başlarkenki temel motivasyonların nelerdi?
Bir anda yaşamımıza dahil olan Suriyelilere kucak açtık. Çoğu Suriyeli burada Arap ülkelerinden bile rahat ve evlerinde hissettiklerini söylüyor. Fakat Suriyeliler yakın gelecekte burada kalıcı görünüyorlar, ilk şokun atlatılmasıyla mesele ortak yaşam kurmak olunca “yabancılara kucak açmak” vs. yetmiyor. Birbirlerini tanımayan, anlamayan halkaların adil ve sorunsuz bir yaşam kurması imkansız. Etraftaki “dilenci Suriyeli” gibi algılara bakınca gelecek zor görünüyor. Bu durumun vermiş olduğu gerginlik ve rahatsızlıkla, belgeselle birlikte oluşacak sağlıklı bir iletişim sahası ihtimalinin heyecanı beni güttü.

Belgeselin çekimlerini geçtiğimiz sonbaharda gerçekleştirdiniz sanıyorum? Selam için ne zaman çalışmaya başladınız ve nasıl bir süreç izlediniz?
Yaz bitmeden Yönetmen Bilal Alirıza’yla fikri geliştirdik. Teknik konseptimizi belirledik. Sınırlarımızı çizdik. Sonbaharda mülakatlara başladık. Mülakatlardan sonra bütün sanatçıların, grupların bölümlerini şekillendirdik. Zaza’yla bir bölüm çekerek başladık.

IMG_0856

İstanbul’da yaşayan 20’nin üzerinde Suriyeli sanatçıyla iletişimdesiniz, belgeselin üretim sürecinin de Suriyeli sanatçılarla birlikte yürütüldüğünü görüyoruz. Bu iletişimler nasıl sağlandı ve ekip nasıl bir araya geldi?
İstanbul’a geldiğinden beri, üç yıldır arkadaşımız olan Suriyeli sanatçı Yahya Abdullah’ın verdiği iki isim kapı oldu ve herkes bir başkasının ismini verdi. Ressamlar, yönetmenler, fotoğrafçılar, müzisyenler, tiyatro grupları, oyuncular, hattatlar… derken neredeyse İstanbul’daki tüm Suriyeli sanatçılardan haberdar olduk. Hattâ orada tanışmamış sanatçıları birbirleriyle tanıştırdık. Burada görünür olmaları için haklarında yapılan haberlere çeviri desteği verdik. Kısacası çoğuyla yakın arkadaş olduk, halen de görüşüyoruz. Belgesel ekibi de arkadaşlarımızdan oluşuyor ve tüm açıkları Suriyeli sanatçılarla çalışarak doldurduk, işin ruhuna uygun olarak.

Belgeselin kalbinde savaştan ziyade Suriyeli sanatçıların buradaki yaşantısına odaklanmanız yatıyor. Sanatın ve yaratıcı üretimlerin toplumsal hastalıklar üzerindeki iyileştirici etkilerine büyük ihtiyaç içinde olduğumuz bugünlerde bu katılım adına en kilit unsurlar sence neler?
İlk aşamada Suiyeli sanatçıların ekranlarda görülmesi bile mevcut algının kırılması adına yeterli. Sanat, sadece kimliğiyle bile bu yeni yaşamı en iyi şekilde destekliyor. Bunun ötesi bizim de amacımız. Bence Suriyeli sanatçıların sokağa karışmaları, dil öğrenmeleri ve sanatlarına burada devam etmeleri gerekiyor. O zaman illaki daha çok dikkat çekeceklerdir ve görünür oldukları zaman sanatlarının şu durumda ne kadar etkili olduğunu göreceklerdir.

İnternetten yayınlanan bu kısa belgesel formatına İstanbul’da yaşayan başka Suriyeli sanatçılarla devam edeceksiniz. Projenin devamına dair planlarınız ve bu planların nasıl bir ritimde ilerleyeceğini anlatabilir misin?
Şimdilik periyodik bir zamana oturtmadık fakat çekimlere başladık. Bu formatın dışında görsel işler de düşünüyoruz. Bir de belki somut etkinlikler.

1 (1)

Belgesel Türkçe, Kürtçe ve İngilizce olmak üzere üç dilde altyazı seçeneğiyle yayınlandı. Henüz bir ay olmadı ilk bölümü yayınlayalı ama farklı halklardan belgesele nasıl tepkiler geliyor?
Türkler, Araplar ve Kürtlerden amacımızın karşılığı olan, “Doğru ya, Suriyelilerin sanatçıları da vardı” tepkisini alıyoruz çoğunlukla. Ortadoğu’ya yabancı olanlar ise çok fazla “belgesel” gözüyle bakıyorlar.

Belgeseli daha çok kişiye ulaştırmak için ne gibi planlarınız var?
Şimdilik sosyal medyadan başka bir düşüncemiz yok.

Selam belgeselini YouTube’dan izleyebilir, Mohammad Zaza’nın işlerine ulaşmak için de buraya tıklayabilirsiniz.