Angine de Poitrine, GENTILESKY ve bu hafta başka ne dinlesek?

Yazı: Cem Kayıran, Elif Öz, Tuana Özcan, Utkan Çınar, Zeynep Naz Günsal

Haftanın yeni müzikleri: Angine de Poitrine, GENTILESKY, Thundercat, Rinxlaya & Wodashin, BON IVER, Can Güngör, Wendy Eisenberg, Arlo Parks, A Place to Bury Strangers ve dahası.

Taze yayımlanmış albüm ve teklilerden hazırladığımız güncellenen çalma listemiz sizi bekliyor.


ALBÜM: Angine de Poitrine – Vol. II
(Bağımsız)

Canlı performans videolarıyla hayatımıza bir göktaşı gibi çakılıveren Québec çıkışlı ikili Angine de Poitrine, meme’lere konu olan hipnotik riffleriyle tüneller kazdığı ikinci albümünü de yayımladı sonunda. Mikrotonal gitar kullanımıyla “Böylesi de mümkün” dedirten parçalar, hakikaten yakanızdan bir kere tuttu mu sizi asla bırakmayacak gibi hissettiriyor. Kostüm ve maskeler olmadığında da aynı etkiyi yakalayabilmesi, eşine pek rastlamadığımız bir durum kesinlikle.  

TEKLİ: Loukeman – To The Sky
(SDMG / September Recordings)

Kanadalı DJ ve müzisyen Luke Fenton’ın sd serisine ayın 24’ünde eklenecek üçüncü stüdyo albümünden paylaştığı üçüncü parça yine kulüp beatli ama önceki parçalara kıyasla daha hafif, uçucu bir havaya sahip. Farklı tonları ve vuruşları icrasına hep biraz buruk bir yerden getirmesiyle sinematik bir dünyaya sahip Fenton’ın kendi ve diğer genç amatör hokeycilerin bir gününü aktaran video klibi ise şuradan izlenebilir

ALBÜM: Thundercat – Distracted
(Brainfeeder / GRGDN Müzik)

Bas virtüözü Thundercat’in altı yıllık dev bir aradan sonra salıverdiği Distracted, müzisyenin prodüktör Greg Kurstin’in yanı sıra Flying Lotus, Kenny Beats, Domi Louna – JD Beck ikilisi ve The Lemon Twigs gibi isimlerin de desteğini içerirken; Tame Impala, ASAP Rocky, Lil Yachty, WILLOW ve Channel Tres’in yanı sıra merhum Mac Miller’ı da ağırlıyor. Kurstin’le ilk iş birliğinde kendi leziz acayipliklerini daha ciddi temalarla dengelediği hafiften işitilen, düşündürürken hem güldüren hem de elbette dans ettiren albüm modern anksiyete, DEHB ve bunlar ışığında dönüşen ilişkileri yatırıyor masaya. Teknolojinin kolektif yaratıcılığımızı çiçek açtırmak yerine olabilecek en müdahaleci ve tekdüzeleştirici şekillerde gelişmesinden duyduğu hayal kırıklığını kendi iç sesini mizahi biçimde dışavuran Thundercat, beyin sinapslarını zevkten dört köşe eden soloları ve sapasağlam groove’lu olanları da daha düşünsel şarkıları da repertuvardan eksik etmemiş. 

TEKLİ: Lambrini Girls – Cult of Celebrity
(City Slang)

2025 çıkışlı ilk albüm Who Let the Dogs Out ile dikkatleri üzerine çeken ikili Lambrini Girls, yeni bir tekliyle geri döndü. Kirli riffleri ve lafını sakınmayan sözleriyle “Cult of Celebrity”, günümüzün ünlü kültürüne sataşıyor. Şarkının çıkış noktasını ise grup şöyle anlatmış: “Ruhunu şeytana satma meselesi yüzyıllardır yüksek sosyetenin dillerinde dolaşan bir hikâye. Ancak son dönemde ortaya saçılanlar gösteriyor ki o meşhur elitler aslında şeytanın ta kendisiymiş: bebek yiyen sapıklar. Ne büyük sürpriz! Zaten satacak bir ruhları da yokmuş baştan beri.”

ALBÜM: GENTILESKY – Dream
(Slovenly Records)

Sardinya’dan seslenen ve Claudio Zucca (gitar), Simone Mura (davul), Andrea Pilleri (bas/vokal) ve Yaprak Kırdök’ten (vokal) oluşan post-punk dörtlüsü GENTILESKY’ın ikinci albümü. İlk ânından itibaren grubun bir garajda pata küte, bam güm çaldığı izlenimine kapılıyorsunuz. Yer yer 70’lerin no wave akımına selam çakan bir üslup benimseyen grup, hemen her şarkıda bir şekilde ayağınızı yerden kesmeyi başarıyor. Zihinden kolay kolay çıkmayan gitar melodileriyle “Heavenly Body” ve albümün tek Türkçe şarkısı “1000 Kez”e de ayrıca dikkat.

ALBÜM: Arlo Parks – Ambiguous Desire
(Transgressive Records)

2021’de ilk albümüyle Mercury Ödülü’nü kapıp 2023’teki My Soft Machine’le de büyük ilgi toplayan Parks’ın kariyerinin başından en ayırt edici özelliği söz yazarlığı olmuştu. Üç sene önce şiir koleksiyonu da yayımlayan müzisyen, hislerini ve başına gelenleri anlamını boşaltmadan basitçe aktarabilmek konusunda bir deha. Parks, yeni stüdyo albümü Ambiguous Desire’da da bu şiirselliğini ve ulaşılabilirliğini koruyor. Fakat bu sefer belki sözlerinden önce yarattığı ses manzarasının değişimi, biraz daha inorganik bir yöne çekilmesi göze çarpıyor. Gitarları bir yana bırakan müzisyen, club ve house müziklerine eğilmiş; önceden R&B tavrıyla harmanladığı indie rock melodilerinin yerini bu sefer dans pistlerini dolduracak besteler almış. Bu yeni ses dünyası da müzisyenin varoluşu ve kelime cambazlığı ile çok güzel örtüşüyor.

TEKLİ: Can Güngör – burda bitti mi
(cancan Plak / GRGDN Müzik)

2026’nın ilk Can Güngör teklisinin mevsim değişikliğine denk gelmesi manidar. Düşünceli, sorgulayıcı bir kış şarkısı “burda bitti mi”. Hafızayı, tek başınalığı fark etmeyi ve nihayetinde kabullenişi kurcalayan ilk şarkı değil tabii ki ama Can Güngör yine Can Güngörce bir pencereden anlatıyor derdini. Düzenlemesi hiçbir noktada dramatik bir zirveye çıkmıyor; bir hâli yaşamanızı istediğinden herhalde, duygunun önüne geçmiyor.

TEKLİ: Dorian Electra – Young Folks
(Bağımsız)

Electro-pop sahnesinin kendine özgü isimlerinden Dorian Electra, son haftalarda paylaştığı coverlarla dikkat çekiyor. Electra’nın ilk paylaştığı cover, Bob Dylan’ın 1965 tarihli folk klasiği “Mr. Tambourine Man” oldu, sonrasında ise bunu Gorillaz’ın “Feel Good Inc.” takip etti. Şimdi de Peter Bjorn & John’un 2006 tarihli indie hit şarkısı “Young Folks”u yeniden yorumladı. Bu üç cover aynı zamanda Electra’nın yolda olan yeni projesinin de habercisi. Nisan ayında yayımlanacak albümün, tam şarkı listesi henüz açıklanmış değil; ancak yayımlanan üç parçaya bakıldığında oldukça eklektik bir kaynak seçkisi olacağı şimdiden belli.

ALBÜM: Radwan Ghazi Moumneh & Frédéric D. Oberland – Eternal Life No End – ليلة ظلماء ملعونة، كحياة طالبيها 
(Constellation Records)

Jerusalem In My Heart mahlasıyla tanınan Lübnanlı müzisyen Radwan Ghazi Moumneh ile Oiseaux-Tempête üyesi Frédéric D. Oberland’ın yıllara yayılan ortaklığının ilk tam uzunluklu çıktısı. Montréal ve Paris arasında kaydedilen bu yedi parçalık çalışma; buzuki, rababa, saksafon, Buchla synthesizer ve drum machine gibi ayrıksı ses kaynaklarını barındırıyor. Albümün Arapça başlığı, “Karanlık ve lanetli bir şehir; tıpkı onu arayanların hayatı gibi” anlamına geliyor. Nitekim albümün kendisi de Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika’da süren şiddet ve toplumsal travmaya karşı bir tepki olarak şekillenmiş. Birlikte yas tutmanın, birlikte tanıklık etmenin ve birlikte ses üretmenin mümkün olup olmadığını soran bir kayıt. Bu nedenle dinlemesi kadar taşınması da kolay olmayan bir albüm.

ALBÜM: Billy Fuller – Fragments
(Invada Records)

16 yıldır Beak>’in bel kemiğini oluşturan; bugüne dek Anika’dan Robert Plant’e, Billy Nomates’den Baxter Dury’ye onlarca müzisyenle birlikte çalışan basçı Billy Fuller’ın ilk solo albümü. Üzerine onlarca kat çıkılmış kompozisyonlar sunmak yerine düşünce ve hatırlama süreçlerinin kesitlerini bir araya getiren bir akışa sahip. Yer yer duyulan konuşmaya yakın vokaller, minimal elektronik dokular ve tekrarlayan bas motifleriyle Fragments, Fuller’ı ilk kez tamamen kendi anlatısı üzerinden dinleme fırsatı sunuyor. En güçlü tarafı abartıdan kaçınması. Parçalar kısa, fikirler net ve atmosfer daimi hareket hâlinde. 

Billy Fuller ile albümün nasıl şekillendiğine ilişkin röportajımız da burada.

ALBÜM: Bon Iver – VOLUMES: ONE (SELECTIONS FROM MUSIC CONCERTS 2019-2023 6 PIECE BAND)
(Jagjaguwar)

Bon Iver’ın canlı kayıtlarına yıllar içinde denk geldiyseniz, büyük keyif olduğunu bilirsiniz. Komplike soundlu şarkılarını albümlerinden oldukça farklı ve hatta çoğu zaman ruhu daha yüksek şekilde icra eden bir grup. Bu nedenle yeni başladığı canlı kayıtlar serisi harika bir haberdi. İlk toplama da elimize ulaştı ve de kesinlikle hakkını veriyor. Justin Vernon ve ekibinin özellikle yaratıcı anlamda 2016’da 22. A Million ile zirvesini yaptıktan sonra yayımladıkları albümlerde o seviyelere çıkamadığını söylemeli. Özellikle geçen seneki Sable, Fable külliyatının en zayıf işi olabilir. Canlı kayıtlar ise grubun zirve döneminden alınmış şarkılara taze bir soluk getiriyor. Yeni albümleri konusunda eskisi kadar heyecanlanamıyoruz belki ama bu seri de son 20 yılın en yaratıcı isimlerinden birinin her şeyini sahnede bıraktığı anlara şahit olmak için birebir. Davulcu Matthew McCaughan’ın harika performanslarına da bir parantez açmalı. Kesinlikle kulak kabartmalı.   

TEKLİ: Weird Nightmare – Where I Belong
(Dine Alone Records)

METZ solisti Alex Edkins ikinci solo albümü için kolları sıvamış. Albümün üçüncü teklisi “Where I Belong” ağız sulandıran, hemen aklınıza takılan bir indie rock numarası. Parçayı kolayca bir coming-of-age filminin eğlenceli bir montajının arkasında çalarken hayal edebiliyoruz. Kendinizi gitarın sallanışına bıraktığınız takdirde, iyi bir vakit geçirmeniz garanti. Bu tınıların 2020’lerin ikinci yarısında artık ağızda nostaljik bir tat bıraktığını bu şarkıyla tekrar fark ediyoruz.

ALBÜM: Wendy Eisenberg – Wendy Eisenberg
(Joyful Noise Recordings)

Wendy Eisenberg’in yeni albümü, müzisyenin bugüne kadarki en kişisel hikâyelerini barındırdığı için kendi adını taşıyor. Farklı türler ve formlar arasında dolaşan üretimleriyle tanınan Eisenberg, bu kez rotayı folk tarafına kırıyor. Kendisi de bu prodüksiyon tercihini, gitarın neler yapabileceğini zorlamaktan çok, son 100 yılı aşkın zamandır enstrümanın konuştuğu o tuhaf ve kendine özgü müzik dilini olduğu gibi kabul etmek olarak tanımlamış. Pedal steel ve sade gitar hatlarının etrafında dolaşan duygusal anlatıda ise son yıllarda yaşadığı kırılmalar, kuir kimliğiyle barışma süreci ve hayata yeni bir başlangıç hissi yapı taşları ögeler.

TEKLİ: KNEECAP – FENIAN
(Heavenly Recordings / GRGDN Müzik)

KNEECAP yeni teklisi ile hem İrlandaca rap üretme pratiklerini hem de tarihsel / politik referanslarla kurduğu estetik hattı genişletmeye devam ediyor. Adını uzun yıllar boyunca Britanya karşıtı İrlanda milliyetçileri için kullanılan ve çoğu zaman aşağılayıcı bir ton taşıyan bir terimden alan parça, grubun sıkça yaptığı gibi dili bir kimlik alanı olarak yeniden kuruyor. Grubun 1 Mayıs’ta yayımlanacak albümüne de ismini veren “Fenian”ın video klibi de burada.

TEKLİ: Dry Cleaning – Sliced by a Fingernail
(4AD / GRGDN Müzik)

Londralı post-punk dörtlüsü Dry Cleaning, 2026’yı üçüncü albümü Secret Love ile açmıştı. Yine merkezine Florence Shaw’un hayatın tuhaflıklarına dair keskin ve bazen alaycı gözlemleri alan; önceki albümlere kıyasla daha sıcak bir atmosfer sunan albümün ardından grup yeni sesler için arayı açmadı. “Sliced by a Fingernail” adını taşıyan yeni Dry Cleaning teklisinin BULLYACHE imzalı bir klibi de var. Bir çamaşır odasında performansçılar ​​Nicole Nevitt ve Sam Dilkes’in ağır çekim hareketlerini takip ettiğimiz klip, grupla özdeşleşen gündelik dil ve tuhaflık arasındaki gerilimi ekrana taşıyor. Buradan izleyebilirsiniz.

TEKLİ: Peter Gabriel – Till Your Mind Is Shining (Dark-Side Mix)
(Real World)

Yine bir dolunay ve yeni bir Gabriel şarkısı. Bu yılın dördüncü dolunayını, yeni albümü i/o’dan gelen dördüncü tekliyle kutluyoruz. Bir önceki albümü gibi hem Bright Side (Aydınlık Yüz) hem de Dark Side (Karanlık Yüz) olarak mikslenen albümün yeni şarkısı, Tchad Blake’in prodüksiyonu üstlendiği karanlık taraftan. Ve yine şahane bir Gabriel şarkısı. Müzisyen i/o’daki şarkıların 2023 tarihli o/i’dan artanlar olduğunu söylese de şarkılar hiç “artık” gibi değil. Çok iyi kaydedilmiş ve imza Peter Gabriel soundunu çok iyi yansıtıyorlar. Dolunaylar bazen sarsar insanı, bu tekliler güzel ilaç oluyor.    

ALBÜM: deary – Birding
(Bella Union)

deary, ilk albümü Birding’de biraz sıra dışı bir ilhamla aslında hepimizi ilgilendiren kritik bir olguya değiniyor. Koleksiyonun adıyla müsemma olacak şekilde, grubun solisti Dottie Cockram’ın kuşlara özel bir ilgi duymasıyla albümün tohumları atılmış. Bir süre kuşlarla ilgili tarihten hikâyeler ve kuşlara yazılmış şiirleri didikliyor; kuşların kendi içlerindeki güzelliği gibi insanların gözündeki sembolizmi hakkında da kafa yormaya başlıyor. Âdeta bir rüya soundtrack’i gibi tınlayan albümde ise kuşlar üzerinden aslında insanların çevrelerine verdiği zarar, insanlığın doğa üzerindeki etkisi konuşuluyor. İnsanların kuşlar kadar masum ve zararsız yaratıklar üzerindeki kocaman yıkıcı etkilerine dikkat çekiyor deary. 

ALBÜM: Sunn O))) – sunn O)))
(Sub Pop)

SUNN O))), Doom metal sahnesinde adı geçince önünüzü ilikleme refleksini beraberinde getiren bir grup. Yolculuklarını takip edenler için bu albüme dair bilinmesi gereken ilk şey, grubun yeniden iki kişilik ana forma dönmüş olması. Stephen O’Malley ve Greg Anderson daha önce Attila Csihar, Hildur Guðnadóttir, Steve Moore ya da Scott Walker gibi isimlerle çalışmıştı ama bu kez merkezde yalnızca kendileri var. Nitekim bu değişiklik, O’Malley’nin albüm hakkında yaptığı “yaptığımız şeyin çekirdeği gibi” tanımının altını çiziyor. Önceki albümlerin hacimle ilgilendiğini, burada meselenin yön hissi olduğunu söyleyebiliriz. 

TEKLİ: Rinxlaya & Wodashin – HER GECE BİZİM
(Bağımsız)

Yıllardır bir arada üreten MC – prodüktör ikilisinin son numarası, yanıcı ve yakıcı etkiye sahip bir parça. Rinxlaya tekil bir anlatıcı kurmak yerine parçalanmış bir özne diliyle kaleme almış sözleri. “İplerini koparan bir kukla gibi”, kontrol kaybını dramatize etmekten çok onu yeni bir hareket alanına dönüştürme girişimi gibi okunabilir. Wodashin’in prodüksiyon yaklaşımı da bu çoğulluk hissini destekliyor; minimal ama gerilimli bir altyapı var. Yine Wodashin’in ellerinden çıkan görseller eşliğinde deneyimlemek isterseniz hemen buraya.

ALBÜM: Conor Moore – Chamber Music
(Hollow Gesture Records)

Enstrümantal akustik gitar albümlerinin zamana karşı büyük bir dayanıklılığı var. 50 seneyi aşkın süredir her dönem yeni isimlerle karşılaşabilirsiniz. “Eskide kalmış” bir sanat olarak gelmez kulağa. 21 yaşındaki Miami çıkışlı Conor Moore da bu akımın heyecan verici genç isimlerinden biri olarak ilk albümüyle karşımızda. Gençliğinin verdiği heyecanla katartik anlar ve melodiler biraz fazla belki. Genel olarak haşin bir çalıma sahip ama başlangıç olarak gayet iyi bir yerde durduğunu söylemeli. Albümde bir cover’ının da olduğu, genelde bu tarz albümlerde ilk akla gelen referans John Fahey’nin etkisi belirgin. Yolculuğa çıkacaklara iyi bir arkadaş olacaktır.

TEKLİ: Barış Demirel – Galiba Kaybediyoruz Abi
(Avrupa Müzik)

Barış Demirel, sonbahara randevu verdiği yeni albümünden bir tekli daha paylaştı. “Galiba Kaybediyoruz Abi”, uzun bir aranın ardından Demirel’den dinlediğimiz ilk enstrümantal parça olma özelliği taşıyor. Harflerden oluşan bir yönlendirici olmasa da bir hikâye örgüsü kurması parçanın en dikkat çekici yanı.  Davulda Mehmet Bilal var, onun haricinde duyduğunuz her sesi Barış Demirel icra etmiş. Miks ve mastering ise Emre Malikler imzalı.

ALBÜM: Soft Analog – Gecenin Koynunda
(Apartment Disco)

Soft Analog, son yıllarda Türkiye’de yeniden popülerleşen synth-pop hattının dikkat çeken gruplarından. Gecenin Koynunda, ikilinin bu estetiği daha bütünlüklü bir albüm formunda kurduğu bir çalışma. Sıcak synthesizer tonları ve sade ritim yapıları, parçaların iskeletini oluşturuyor. Adından da anlaşılacağı üzere melankoli hep kendini hissettiriyor ama Soft Analog işleri karıştırmadan dansa kaldırmak konusunda ısrarcı.

ALBÜM: Baalti & Lapgan – Threads
(Azal / FADER Label)

Chicagolu hip hop prodüktörü Lapgan ve Hindistanlı ikili Baalti, hafızayı kulüp kültürüyle iç içe ören bir albüm için güçlerini birleştirdi. Üretim dilleri teknik olarak ayrışsa da albümde bu farklar eritiliyor. Nadhaswaram gibi Güney Hindistan nefesli enstrümanlarının kulüp bağlamına taşınması ya da Bollywood ritmik motiflerinin house yapıları içinde çözülmesi, albümün beat estetiğini Güney Asya diasporası merkezli bir noktaya çekiyor.

ALBÜM: A Place to Bury Strangers – Rare and Deadly
(Dedstrange)

Pedal ustası frontman Oliver Ackermann’ın APTBS’ın 2015-2025 yılları arasında birikmiş demo, B yüzü ve başka çeşit deneyleri kişisel arşivlerinden toplayıp bir araya getirdiği Rare and Deadly, grubun 20 yılı aşkın süredir sahiplendiği “dünyanın en gürültülü grubu” tanımını hepten pekiştiriyor. Dinleyeninin etrafında inşa ettiği bol fuzz’lı noise-gibi-noise duvarları daha da yükseğe örüyor hem de. Sinir uçlarına zımpara kâğıdıyla girişerek hisleri ve zihinleri aşındırarak dünyanızı bu frekansın cızırtısıyla sarmalamayı bir albümde daha sürdürürken, surf rock ve shoegaze gibi tabirlerin böylesine karanlık mecralarda patlayıcı şekilde parlayabileceğine olan hayretinizi tekrar hatırlatıyor. Albüm mevcut olduğu her formatta bir öncekinden başka bir parça sırası içeriyor ayrıca. 

ALBÜM: Gabriel Kahane and Roomful of Teeth – Elevator Songs
(Arts Music)

Californialı müzisyen Gabriel Kahane gücünü vokal topluluğu Roomful of Teeth ile birleşince ortaya oldukça iddialı bir albüm çıkmasını bekleyebiliriz. Portland’da kaydedilen çalışma, türden bağımsız; her şarkıya farklı vokalistin karakterini kazandırdığı nevi şahsına münhasır bir iş. Olayın içinde Kahane olunca, beraber de çalıştığı Sufjan Stevens’ı referansı verebiliriz ister istemez ama albüm klasik aranjmanların eşlik ettiği bir indie pop işinden çok daha fazlası. Oldukça da teatral. 

TEKLİ: villagerrr – Swimming
(Winspear)

villagerrr’ın yeni albümü Carousel yolda. Mark Allen Scott’un solo projesi olarak başlayıp zamanla bir gruba dönüşen beşli; masalsı, glitch-folk dokunuşları taşıyan soft bir sound ile içinizi dağlama konusunda epey başarılı. Yeni tekli “Swimming” de bir istisna değil. Duygularını sağlıklı bir şekilde ifade edebilmeyi öğrenmek üzerine kurulu parça, pedal steel melodileri arasında dolaşırken oldukça basit kelimelerle kendinizi kolayca anlaşılmış hissetmenizi sağlayabilir.