Arşivden: Londra Çağırıyor – Stanley Donwood

Kendi jenerasyonunun en önemli grafik tasarımcılarından biri sayılan, pek çoğumuzun ise Radiohead’in albüm kapakları ve görselleri sayesinde tanıştığımız İngiliz sanatçı Stanley Donwood geçtiğimiz Ekim ayının sonunda There Will Be No Quiet isimli yeni kitabını çıkardı. Kronolojik olarak hazırlanan kitabın Donwood’un en önemli işlerinin üretim süreçlerine ayrılan bölümleri, sanatçının kişisel defterleri, fotoğrafları, eskiz ve taslaklarına yer veriyor. Radiohead için düşünülen ancak sonra vazgeçilen çeşitli işlere de yer veren There Will Be No Quiet’ta Thom Yorke’un yorumlarıyla yer aldığı bir metni de mevcut. Hem Radiohead hayranları hem de Donwood’un muhteşem işlerinin hikâyelerini merak edenlerin mutlaka edinmesi gereken kitabın yayımlanmasının şerefine, Bant’ın Ağustos 2006 tarihli 23. sayısından bulup çıkardığımız Stanley Donwood röportajımızı yeniden hatırlayalım. Solo Thom Yorke albümü The Eraser’ın yeni çıktığı o günlerde Stanley Donwood ile albümün kapak tasarımını masaya yatırdığımız bu sayıda kendisini kapağımıza da taşımıştık. 

Londra çağırıyor: Stanley Donwood

Röportaj: Ekin Sanaç


Thom Yorke’un 1994’ten beri dahil olduğu diğer tüm albümler gibi The Eraser’ın da en az içeriği kadar dikkat çekici bir kapağı var. Gerçek ismiyle Dan Rickwood, kendine yakıştırdığı isimle Stanley Donwood, The Eraser kapağını “London Views” ismini verdiği bir dizi çalışmasını bir araya getirerek hazırlamış. “London Views”, 14 farklı resmin bir araya geldiği bir bütün ve bu bütününün orijinal boyutu 3,5 metreyi geçiyor. İşin daha da uçuk olan kısmı, Donwood’un Londra için tasarladığı bu felaket senaryosunu, linolyum malzemesini kazıyarak ortaya çıkarmış olması. “Londra’nın silüetini silip geçmeye hazırlanan bu felakete karşı koymaya çalışan bu adam da kim?” diyecek olursanız, Stanley merakınızı aşağıdaki satırlarda dindirecektir.

Her ne kadar bunu söylemesen anlamayacak olsak da; albümün kapağında karşımıza çıkan “London Views” isimli çalışma, The Eraser’a özel olarak hazırladığın bir iş değilmiş. “London Views” ve The Eraser’ın yolları nasıl oldu da birleşti?
Onları birleştiren ben değildim, Thom’du. Ben bu bağlantıyı kurması için onu bir nevi yüreklendirdim.

“London Views”, Londra’yı panoramik bir bakış açısından sunuyor. Bu çalışma herhangi bir araştırma gerektirdi mi?
Rastlantısal bir araştırmadan bahsedebilirim. Çalışma, bir araştırmadan daha ziyade, pıhtılaşmış farklı bilgilerin üst üste yığılmasıyla nihai halini aldı. Evvelki gece fark ettim ki bu resimleri tamamlamak için yıllardır uğraşıyorum… Arkadaşlarımı ve özellikle de kız arkadaşımı bu yüzden o kadar sıkıp, bunalttım ki! Bu işe ilk koyulduğumda modern şehirlerin yok oluşu üzerine, orta çağ stilinde resimler yapmayı planlıyordum; parşömenler, sulu boyalar ve altın yapraklar kullanacaktım. Ama bir şekilde tüm bu planladıklarımı unuttum ve tamamen tek renk gravür yapmaya kanalize oldum. Resmi oyma işlemini başarıyla tamamlamak için bir A’dan Z’ye Londra haritası ve Google’da bulduğum imajlardan yararlandım. Aslında Londra’nın göbeğindeydim. Ama şehirde havalanıp gezerek kafamdaki naif görüntüleri kirletmek istemedim.

“London Views”da Cornwall’da iki sene önce yaşanan sel felaketinin etkili olduğu belli. Onun dışında albümün kapağında yer bulan yaşanmış başka hikâyeler ya da felaketler var mı?
Hayır. Şanslı bir insanım sanırım. Bugüne kadar benim yakınımda yaşanmış en büyük felaket Cornwall’daki sel baskınıydı.

Albümün ön kapağındaki resmi “Cnut” olarak adlandırmışsın. Bu insanın aklına söylemesi ayıp olan bir kelimeyi getiriyor…
Hayır hayır, kesinlikle o anlamda kullanmadım o kelimeyi. “Cnut”, “Canu- te”un bir başka yazılış şekli. Canute, İngiltere’de 1017-1035 tarihleri arasında hüküm sürmüş Sakson kralının ismi. Efsaneye göre Canute, dalgaları kontrol edebilme yeteneğine sahip biri olarak tanınırmış. İnsanlığını ve alçak gönüllüğünü kanıtlamak için Cnut, bir gün kumsala gitmiş ve tahtının oraya getirilmesini emretmiş. Ardından tahtının üzerine oturmuş ve dalgaların yükselişinin durmasını emretmiş. Ama onlar durmamış. Sanırım burada belli belirsiz bir şekilde denizin yükselişi ve küresel ısınma arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyorum.

Noam Chomsky, hâlâ küresel ısınmanın önüne geçmek için umut olduğunu, fakat zaman olmadığını söylemiş. Sonumuzun yakın olduğunu bile bile nasıl rahat bir hayat sürmemizi bekliyorlar sence?
Kesinlikle hiçbir fikrim yok. Çok korkunç bir tablo gözüken, ama bunu benim 37 yıllık karamsarlığıma da bağlayabilirsin tabii. Bana kalırsa insan ırkı korkunç vahşi bir ırk; ancak cümlelerin arasına eklenmiş noktalama işaretleri gibi kısa vadeli mutluluklarla soluklanabiliyorlar.

Kapakta gizlediğin sürprizler var mı?
Hayır, yok. Tabii kapağı gören insanların kafasında oluşan farklı imgeleri saymazsak. Bu durumun benim gibi bir insan için özel bir durum olduğunu kabul ediyorum. Ne de olsa kendimi sürekli yaptığım şeylere gizli anlamlar yüklerken buluyorum. Ama bu seferki çalışmanın daha tablet-vari bir görü- nüşü olmasını istedim. Son derece grafiksel, başı kel ve bir fısıltıdan ziyade bir çığlığa benzer nitelikte algılanmasını istedim.

Oldukça hummalı bir teknik kullandığından olsa gerek, eserin orijinallerinden sadece sekiz tane yapmışsın. Hepsi satıldı mı?
Hayır, henüz değil. Bence çok pahalılar zaten. Tabii kendini çok zengin hissetmiyorsan…

Londra’da seni en çok rahatsız eden şey nedir?
İç yakımlı makineler.

Londra’nın en huzurlu yeri neresi sana göre?
Fleet sokağının yakınındaki gölün kenarındaki tapınak.

Radiohead yeni albümünün kayıtları için stüdyoda epey vakit geçirdi. Bu süreci onlarla yaşayan biri olarak, önceki albümlerden farklı bir kimya sezdin mi? Ya da anlatmaya değer bulduğun bir hikâye var mı?
Radiohead’in henüz sırlarının ortaya döküldüğü resmi bir sitesi yok. Ama her an olabilir. Anlatmaya değer bir şeyler olsa bile, sana bunları söyleyemem sanırım.

Peki yeni albümün kapağıyla ilgili verebileceğin ipuçları var mı?
Bence çok kesin cevaplar vermem benim açımdan doğru olmaz, çünkü henüz tam olarak nereye varacağını ben bile kestiremiyorum. Bu süreci radiohead.com’un açılış sayfasından takip edebilirsiniz. Bu arada halüsinasyon gören ekonomimizin son günlerinden de gözünüzü ayırmayın.

Bilgisayarının açılış sayfası nedir? Sürekli gezindiğin siteler hangileri?
O kadar monoton bir insanım ki bilgisayarımın açılış sayfası e-mail sayfam. En sevdiğim siteler ise schnews.co.ukve project-ctrl-alt-del.com. Aslında en sevdiğim demek doğru değil, sık sık ziyaret ettiğim diyelim. İnterneti arada bir araştırma amaçlı kullandığım oluyor. Her seferinde de nasıl oluyor da bu kadar yeni bir şey, iletişim, akademik çalışmalar ve aktivizm gibi eylemlerimizi tamamen kontrol altına alabiliyor diye düşünmeden edemiyorum.

Bu aralar en sık dinlediğin müzikler hangileri?
Maalesef artık bir müzik setim yok. Çünkü kışkırtılmam sonucu aşırı derecede sinirlendiğim bir vakit onu parçalamış bulundum. Dinlediğim son şarkı ise Ian Dury’nin “Hit Me With Your Rhythm Stick” idi.

The Eraser’da en sevdiğin şarkı hangisi oldu?
“Skip Divided”. Bence çok kirli ve güzel bir tarzı var o şarkının.