Can Evrenol’dan post-apokaliptik bir masal: “Peri: Ağzı Olmayan Kız”

Daha önce kısalarıyla kendine haklı bir takipçi kitlesi yaratan Can Evrenol’un ilk uzun metrajı Baskın, Türkiye korku sinemasını da aşarak türün tüm örnekleri içerisinde kendine has bir yer edinmişti. Evrenol’un, iki uzun metraj korku filmi sonrası ‘art house naif çocuk filmi’ olarak tanımladığı Peri: Ağzı Olmayan Kız‘ı yakında vizyonda olacak. Biz de bunu fırsat bilerek son filmi ile yeni sulara yelken açan yönetmenle bir sohbete oturduk. Dünya prömiyerini 23. Tallinn Siyah Geceler Film Festivali’nde, Türkiye prömiyerini de 18. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin ulusal yarışma bölümünde yapan Peri: Ağzı Olmayan Kız‘ın ertelenen vizyon tarihi belli olunca duyuracağız.

Röportaj: İlayda Tenim

“Audition gününde 100 kadar çocuk içerisinden, bu 4 çocuğu görür görmez onlara ısınmaya başladım ve sonunda sanırım çok iyi arkadaş olduk. 18 günde 3 ayrı şehirde ufak bir aksiyon filmi çekmek demek çok az tekrar demek. Bu kısıtlamaya rağmen Elif, Denizhan, Özgür ve Kaan ile aramızdaki arkadaşlıktan doğan bir ruh yansıdı filme.”

Baskın ve Housewife’tan sonra Peri’nin çocukluğundan beri yapmak istediğin bir şey olduğunu söylemişsin, cidden filmin 80’ler çocuk maceralarını ve Mad Max gibi post apokaliptik filmleri harmanlayan bir yanı var. Sende çocukken bu hissi yaratan ve Cem Özüduru’nun Perihan adlı çizgi romanından serbestçe uyarlanan Peri’ye ilham olan filmler ve çizgi romanlar nelerdi? 

Bir yanda Goonies, Stand by Me, Time Bandits, Hook, Clubhouse Detectives, Tigers Are Not Afraid gibi çocuk macera filmleri, bir yandan Mad Max, A Boy and His Dog, Waterworld, Book of Eli, The Road gibi post-apokaliptik filmleri sayabilirim ilham kaynağı olarak. Ayrıca Sweet Tooth adlı harika bir masalsı post-apokaliptik çizgi roman serisi…

Köprüde Buluşmalar’dan ödül alan Peri, 23. Tallinn Siyah Geceler Film Festivali’nde de ana yarışmadaydı. Sanırım Peri’nin senaryosuyla bakanlığa da başvurmuştunuz. Biraz o süreçten bahseder misin?

Peri, aslında Baskın’ın başarısından sonra açılan imkânları değerlendirmek için bir kaba sığdığımız, sonra da sığmayıp kabından taşırdığımız bir macera oldu. Bakanlıktan destek almak, Kayseri Film Festivali’nde seyirci ödülü almak gibi daha önce başıma gelmeyen keyifli şeyler oldu. Keza Tallinn Black Nights da, filmin dünyanın en prestijli 15 festivalinden birinde açılması açısından çok güzel oldu.

‘Art house naif çocuk filmi’ olarak tanımladığın Peri, aslında on yıl önceki bir santral patlamasıyla eksik uzuvlarla dünyaya gelmiş bir grup ‘öteki’ çocuğun hikâyesi. Filmde gördüğümüz Santral reklam tabelası, yakın dönemde gündemimizde olan Akkuyu Nükleer reklamlarını akla getiriyor. Sinema tarihinde Pan’ın Labirenti gibi politik alt metinleriyle de ön plana çıkan fantastik film örnekleri mevcut, Peri’nin senin için böyle bir politik duruşu var mı?

Bütün iyi korku ve fantastik sinemanın bir politik duruşu var zaten. Nasıl olmasın? Akkuyu ile denk gelmesi çok manidar oldu. Ben küçükken Fallout oynayarak büyümüş biri olarak o tabelalardaki vahşi kapitalizm taşlamasının bu hikâyeye çok uyacağını düşünmüştüm. Resident Evil’daki Umbrella Corp, Half-Life’taki Black Mesa, veya Alien’daki Weyland-Yutani gibi…

Örneğin katır sahnesinde zor anlar yaşadığından bahsetmişsin. İki korku uzun metrajından sonra 18 gün gibi kısıtlı bir sürede çocuk oyuncularla çalışmak nasıldı? Elif Sevinç başrolde Damla Sönmez’in Sibel’deki performansını andıran bir biçimde gözleriyle çok fiziksel bir oyunculuk sergiliyor, oyuncu yönetimi senin için nasıl oldu?

Bu benzetmeyi dile getirmenize çok sevindim, çünkü Sibel benim geçen sene en sevdiğim filmlerden biriydi. Peri ile arasındaki paralellikler de çok hoşuma gitmişti. Cast için Selim Bahar’a teşekkür etmem lazım. Çok kısıtlı zaman ve bütçe ile harika bi cast yaptı bize. Audition gününde 100 kadar çocuk içerisinden, bu 4 çocuğu görür görmez onlara ısınmaya başladım ve sonunda sanırım çok iyi arkadaş olduk. 18 günde 3 ayrı şehirde ufak bir aksiyon filmi çekmek demek çok az tekrar demek. Bu kısıtlamaya rağmen Elif, Denizhan, Özgür ve Kaan ile aramızdaki arkadaşlıktan doğan bir ruh yansıdı filme. Tabii çocuk oyuncu koçumuz Gizem Özmen’in de bu ruha katkısı çok önemli oldu. 

Sanırım Facebooktan mesaj gönderenler oluyormuş, filmi ne zaman Youtube’a koyacaksınız şeklinde. Böyle alışkanlıklara sahip bir izleyici gelecek projelerini nasıl etkiliyor? Örneğin Hakan:Muhafız’la giriş yaptığın bir Netflix yolculuğun var, şu anda da Youtube’da Geniş Açı isimli haftalık bir sinema programı yapıyorsun. Bu platformları filmlerin için de kullanmayı düşünür müsün?

Valla ben hiçbir zaman gişe açısından ümitli olamadım. Ülkedeki sosyal ve politik atmosferden bağımsız değiliz. Bu atmosferde, sinemaya gitmek, kalitesiz içeriğin daha çok tercih edilmesi, sansür, telif, korsan gibi bir çok çukur var malesef. Bunları düşünerek film yapmak da istemiyorum. Bunları düşünmeden film yapınca da gişede pek bir şansınız olamıyor. Ama bunun da ötesinde ben zaten gişe formüllerine sırt çevirmiş filmleri ve sinemacıları seven biri olarak, İtalya’da yaşasaydım da gişeden çok ümitli olmazdım herhalde. Ama bu demek değil ki bu filmlerin ruhu büyük kitlelere ulaşmayacak. Tam tersine bu şekilde boyun eğmeden özgürce yapılan işlerin yıllar içerisinde çok daha fazla izlenip değerleneceğini, ve en önemlisi daha fazla insana dokunmaya devam edeceğini düşünüyorum. Baskın’da da Housewife’ta da aslında gişe bittikten sonra filmlerin yolculuğu daha yeni başlamıştı.

Goodleg Toys’un sitesinde sınırlı sayıda Baskın figürleri satışa çıkmıştı, Peri karakterleri için de böyle bir proje olsa tadından yenmez gibi duruyor. İlerde ağzı olmayan kız figürleri görebilecek miyiz?

Maalesef Baskın zamanında, şahsen daha çok param vardı ve böyle lüks hareketler yapabiliyordum. Şimdi ise işler daha zor. Bağımsız bir film adına Don Kişotluklar bunlar… Ama çok değerli. Eğer gücüm yeterse yapacağım. Euro o zamandan bu zamana 2 katına çıktı falan… İyi hatırlattınız:) Ben bu konuya hemen bir el atayım:) Goodleg’i arayayım bakim.

Çok sevdiğin bir kitabı uyarlama hayalinden sıkça bahsediyorsun. Ufukta böyle bir projen/hazırda senaryon var mı? Post-apokaliptik Peri’den sonra zaman dilimi olarak daha kısıtlayıcı bir dönem filmi çekmek ister misin mesela? 

Çok isterim. Şimdi daha yeni çekimlerini bitirdiğimiz Çıplak diye bağımsız bir mini dizi çektik. Bir eskort kızın hikâyesi. Komedi, dram diyebiliriz. Oldukça seksi ve samimi bir şey oldu sanki. Genç bir kızın bedeni üzerinden birbirine değen farklı hayatlar görüyoruz. Çok çok çok heyecanlıyım. Ama bundan sonra ne var aklında derseniz, eğer imkanım olursa Perihan Mağden’in Biz Kimden Kaçıyorduk Anne’sinin uyarlamasını çekmek çok istiyorum. Senaryosunu Merve Göntem ile birlikte yazdık. Perihan Mağden çok beğendi. Finansman ve yapımcı arayacağız. Onun dışında bir gün bir Sait Faik, Ömer Seyfettin veya Peyami Safa uyarlaması yapmak da hep aklımda. Kader oraya götürürse.

IMDB’de Clapboard Jungle: Surviving the Independent Film Business belgeselinde yer aldığın yazıyor. Guillermo del Toro’dan Paul Schrader’e birçok önemli ismin yanında bu bir nevi ‘hayatta kalma rehberi’ne dahil olmak nasıl bir histi? Belgeselde de eminim bahsediyorsundur ama; Baskın’ın iki katı bütçeyle Housewife’ı, ardından çok daha kısıtlı bir bütçeyle 18 günde Peri’yi çekmiş biri olarak senin bağımsız yönetmenlere hayatta kalma tavsiyelerin neler? 

Başka bir yerlerden para kazanın, bulun, çalın. Cesur ve sivri bir şey yapmayacaksanız hiç sinema yapmayın.