Bant Mag. No:36’dan // Gelecek zaman, gergin zaman: Alex Gross

Geçtiğimiz ekim ayında yayınladığımız Bant Mag. 10. yıl özel sayısı için röportaj yaptığımız Cem Yılmaz’ın evindeyken bizi Alex Gross’un orijinal bir işi karşılamıştı. Tüketim toplumlarının teknoloji bağımlılığı, duygu yoksunluğu ve hantallığına dair gözlemlediği çıplak gerçekleri, gerçeküstü kurgularla anlatarak olağanüstü bir üslup sergileyen Alex Gross’un Future Tense (Gelecek Zaman) isimli sergisi aynı adlı kitabının lansmanıyla eşzamanlı olarak ekim ayında Jonathan LeVine Gallery’de açıldı. Biz de bu sayfalarda Gross’un geçtiğimiz beş yıl içinde yapmış olduğu bu çalışmalardan bir seçkiyi bir araya getirdik. Gross’un tablolarına yerleşmiş, gözlerindeki bıkkın ve hayattan kopuk ifadeleriyle asabımızı bozan karakterlerle göz göze bir halde sanatçıya sorularımızı yönelttik. Los Angeles’ta yaşama psikolojisi, sanat ve müzikteki politik ifade tercihleri, sembolizm, Her filmi ve Thom Yorke’a dair yanıtlar aldık.

Akıllı telefonlar, tabletler ve buzlu kahvelerine sarılmış karakterlerin oldukça uyuşuk ve çevreden kopuk gözüküyor. Fiziksel olarak orada olsalar da gözleri boş bakıyor, hattâ neredeyse ele geçirilmiş gibiler. Tanıdığımız bir hâl bu. Karakterlerin bu hâlini, ait oldukları seri “Future Tense”in (Gelecek Zaman) ismiyle nasıl bağlıyorsun anlatabilir misin?
Son sergim ve sergideki işlerin yer aldığı kitabım için isim düşünürken uzun bir beyin fırtınası yaptım. İçinde bulunduğumuz duygu yoksunluğu, hantallık ve teknoloji bağımlılığı gibi durumları iletmek isteyen bir isim aradım. Nasıl işlediğini net olarak çözemediğim bir sürecin sonunda “Future Tense” adında karar kıldım. İçinde birtakım kelime oyunları var elbet. Sonuç olarak biraz önce de bahsetmiş olduğum hisleri iletebilecek bir isim olduğunu düşünüyorum.

Tüketim toplumu, reklam dünyası, şirket gücü ve teknolojinin hayata getirdiği koşullarla ilişkilenen temalardaki çalışmaların modern dünyanın vasat hâlini yansıtıyor. Bütün bunların seni umutsuzluğa sürüklediği oluyor mu? Bugünlerde sana umut veren şeyler nedir?
Bana bu konuda yardım eden şeylerden biri, birçok insanın benimle aynı duyguları paylaşıyor olması. Yani şirketler henüz tamamen galip gelmiş değil. Ama biraz kinik yaklaşacak olursam kaybedilen bir savaşı andırıyor elbet. Genç nesiller şirketlerin hayatına zorla girmesinden henüz ben ve benden daha yaşlı nesillerin olduğu kadar rahatsız değil. Onlar bununla beraber büyüdüler, yani başka bir alternatiften haberdar değiller. Yine de toplumun her kesiminin aynı endişeyi taşıdığını düşünüyorum ve hayatlarında bir şeyler yaparak bu endişeyi hafifletmeye çalışıyor gibiler. Bugünlerde insanlarda geçmişte olduğundan çok daha fazla yerel kültür bilinci var ve birçoğu en kötü şirketlere ait ürünleri tüketmiyor. Teknolojiyi iyi amaçlar için kullanmamızı sağlayan gelişmeler de oldu, yani tamamen umutsuz değiliz. Belki bizim nesil gelecek nesilleri bütün bunlardan haberdar ederek onlara olan biteni pasif bir şekilde kabul etmemeyi öğretebilir.

alex_gross_web_11 alex_gross_web_12

Şirketlerin etkisinden tamamen kaçamıyor olmak sinir bozucu. Peki sen bununla kişisel olarak nasıl başa çıkıyorsun?
Elbette şirketlerin etkisinden kaçmaya çalışmak neredeyse imkânsız, özellikle de benim yaşadığım Los Angeles gibi büyük bir şehirde yaşıyorsanız. Bazı şeylerden, örneğin televizyon reklamlarından özellikle kaçınıyorum. Neredeyse hiçbir zaman canlı televizyon programı izlemiyorum, kaydedilmiş programları izlemeyi tercih ediyorum. Eğer canlı bir program izleyeceksem de reklamlar sırasında televizyonun sesini kısıyorum çünkü reklamların beyin yıkayıcı yönünü çok sinsice buluyorum. Reklamları bir süre izlemeyi bıraktığınız zaman onların zararsız olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz, ancak ne zaman yeniden bir reklam görseniz aslında onların ne kadar tiksindirici olduğunu ve her yönüyle beyninizi yıkamak üzere tasarlandığını, sonuç olarak sizi bir şeye ihtiyacınız olduğuna ve yeterince iyi olmadığınıza ikna ederek mutsuz etmeye çalıştığını anlıyorsunuz. Bu gerçeği görmezden geliyor olmamız oldukça garip çünkü aslında çoğumuz televizyonların önünde büyüdük ve reklamlar çok uzun zamandır hayatımızın bir parçası. Kendimi reklamlardan uzak tutmanın beni yine de daha iyi hissettirdiğini düşünüyorum.

Bunun dışında, Walmart gibi işlerimi vermediğim çeşitli marka ve kurumlar bulunuyor ancak bu çok zorlayıcı bir yaklaşım olabiliyor çünkü çoğu marka çoğumuzun farkında olmadığı daha büyük holdingler tarafından işletiliyor. Örneğin Monsanto ya da Philip Morris gibi holdingleri  boykot ediyor olduğunu düşünüyor olsanız bile bu şirketlerin sahip olduğu daha küçük şirketler ve ürünler bulunuyor, bunları takip etmek oldukça meşakkatli oluyor.

İşlerinde anlam muğlaklığı ile doğrudan mesaj veren içeriği dengede tutabilmek için çok dikkatli çalışıyor gibi görünüyorsun. Kendine özgü esrarengiz ve gerçeküstü dokunuşlarınla yüzümüze vurulan gerçekçiliği çok etkileyici şekillerde farklılaştırıyorsun. Aslında bu sosyal ve politik kaygılar taşıyan sanat işleri için bilinen bir tartışma konusu. Peki sen doğrudan mesaj veren politik işler hakkında ne düşünüyorsun? Sadece sanat işleri değil, örneğin müzik ve şarkılar hakkında da?
Genellikle işlerimde çok fazla politik olmaktan kaçınmaya çalışıyorum ama bu da zorlayıcı olabiliyor. Ama yeni sergimde “Drones” ve “Disrespect” gibi kısmen politik işler de yer alıyor. Politik ve sosyal bir düşünceyi yaratıcı bir anlam belirsizliği içinde aktarabilmeye, bu dengeyi iyi kurabilmeye önem veriyorum çünkü bu sayede iş basit bir propaganda olmaktan öteye geçiyor. Propaganda yapmakta yanlış bir şey yok, sadece benim yapmaya çalıştığım şey tam olarak bu değil, çünkü o da bir çeşit reklamcılık. Müziğin şarkı sözleri ve melodinin birleşiminden doğan ve aynı anda politik ve yaratıcı olabilmesini sağlayan bir doğası var. Çoğu zaman bir parçanın müziği o kadar güzeldir ki sözleri politik bile olsa, hattâ hemfikir olmadığınız bir düşünce üzerine bile olsa o parçadan zevk almanız mümkündür. Sanırım zor olsa bile benim sanatımla yapmaya çalıştığım da tam olarak bu.

Röportaj: Ekin Sanaç
Röportajın tamamını okumak için buraya tıklayarak Bant Mag. No:36’ya ulaşabilirsiniz.