Rotadan sap, kendini bul: Dört Ayak Üstünde
Yazı: Korcan Derinsu
Sinema alanındaki üretimleriyle de tanınan yazar Miranda July, son romanı Dört Ayak Üstünde ile orta yaş hayatının mahremiyetine daha önce kimsenin cesaret edemediği bir merak ve keyifle dalıyor. Bir kadının kendini yeniden keşfetmesinin absürt, eğlenceli ve şefkatli öyküsünü anlatıyor. Aslı Anar çevirisi ve Medusa Yayınları etiketiyle Türkçede.
Ne hakkında? Hikâye ne?
Los Angeles’ta yaşayan, 45 yaşında, evli çocuklu sanatçı bir kadın olan Miranda, “New York’a toplantıya gidiyorum” diyerek evden çıkar. Otoyola çıktıktan yarım saat sonra aklına eseni yapar: Rotayı değiştirir, çöldeki ufacık bir kasabada, boyası dökülmüş motelde konaklamaya başlar ve araba kiralama ofisinde çalışan genç bir adamla yakınlık kurar. Bu beklenmedik “duraksama”, kahramanın bedenini (menopozun eşiği), evliliğini, anneliğini ve yaratıcılık krizini tek tek masaya yatırdığı bir iç yolculuğa dönüşecektir.
Zaman dilimi ve mekân
Günümüz, California.
Okumadan önce bilmemiz gerekenler
Miranda July, 2005 tarihli, Cannes’da Altın Kamera, Sundance’te ise Özel Jüri Ödülü’nü kazanan Me and You and Everyone We Know filmi ile adını duyuran bir yönetmen, senarist, yazar ve performans sanatçısı.
2011 tarihli The Future ve 2020 tarihli Kajillionaire, July’ın diğer iki uzun metrajı.
Film sektörüne girmeden önce birçok farklı işte çalışan July “tuhaf” şeylere olan merakını hiçbir zaman gizlemiyor. Coca Cola içim tadımcılık, çilingirlik ve striptizcilik July’ın yaptığı işlerden sadece birkaçı.
Dörk Ayak Üstünde, July’ın yayımlanan dördüncü kitabı. Öykü kitabı Hiç Kimse Buraya Senin Kadar Ait Değil ve romanı Birinci Kötü Adam & Bir Miranda July Romanı daha önce Türkçeye çevrilmiş, Everest Yayınları tarafından basılmıştı.
Dört Ayak Üstünde’nin dizi uyarlaması için çalışmalar devam ediyor.
Kitaba dair en çok neyi sevdin?
Miranda July’ın filmlerinden edebiyata taşıdığı tuhaf bir hikâye anlatma tarzı var. Bunu çok seviyorum. Tuhaf diyorum çünkü karakterler ne yaşarlarsa yaşasınlar sanki çok “normalmiş” gibi hayatlarına devam ediyorlar. Bu da onları bir yandan çok ciddi diğer yandan da aşırı ciddiyetsiz kılıyor. Yazarın tutturduğu bu dengeyi de bunun istediği dürüstlüğü de çok seviyorum.
En az neyi sevdin?
Metin çok ışıltılı başlayıp öyle devam ederken bir noktadan sonra o ışıltısını kaybediyor. Bu da kitabın yarısından sonraki kısmına denk geliyor. Buralarda keşke böyle olsaymış dedim.
Yazıma dair neler söyleyebilirsin?
Her şey oldukça yalın. Çoğunluğu kısa cümlelerden oluşuyor. Bu sayede metnin kendine has bir ritmi oluşuyor. Miranda July okuyucusunu iyi tanıyan bir yazar bence. Sadelikten vazgeçse metnin ağdalı olabileceğinin farkında. Bu yüzden tam nokta atışı yapıyor.
Kısa sürede sürüklenerek mi okudun? Yoksa biraz sürünerek mi?
Tamamı iki – üç günde bitti. Bence öyle elde sürünecek türden bir kitap değil zaten. Başladıktan kısa süre sonra bile yakında bitirmiş olacağınızı seziyorsunuz.
Okurken hiç Google’ladığın şeyler oldu mu?
Coğrafya takıntım yüzünden karakterin konakladığı Monrovia’ya ve peşinden de civarında yerlere baktım. Bir de Miranda July’ın hayatına dair az şey bildiğimi düşünüp onu araştırdım.
Kitabın ismi hakkında ne düşünüyorsun?
Romanın orijinal adı All Fours aslında bir seks pozisyonunun adı. Karakterin cinsel uyanışını düşünürsek ilk katmanda bu isim anlam kazanıyor. Ancak esas bir başka katmanı var ki bu da içerikle daha güçlü örtüşüyor. Romanın sonlarına doğru anlatıcı, en yakın arkadaşı Jordi’nin evindeyken, onun çalıştığı başsız kadın heykeline bakıyor. Jordi dört ayak üstünde duran bu kadın figürüne dair, herkes bunun en savunmasız pozisyon olduğunu düşünse de aslında en dengeli duruş olduğunu söylüyor. Bu bakış açısı karakterimizin kendini fark etmesiyle birlikte kazandığı gücün bir metaforu aslında. Ve tam da bu yüzden bence çok şahane bir isim.
Bu kitabı seven şunları da sever
Romanı okurken aklımda sürekli Rachel Cusk’un Çerçeve Üçlemesi (Çerçeve, Geçiş, Övgü) döndü. Dört Ayak Üstünde’yi seven kesinlikle bu üçlemeyi de sever bence.
Benzer şekilde Deborah Levy’nin Sıcak Süt ve Ottessa Moshfegh’in Eileen romanları da benzer meseleleri farklı şekilde ele alan iyi romanlar.
Miranda July’ın 1997 tarihli “spoken word” albümü 10 Million Hours A Mile da bir şans vermeyi hak eden “tuhaf” bir albüm.
Yazara bir soru soracak olsan bu soru ne olurdu?
İlk uzun metraj filmi Me and You and Everyone We Know çok ses getirmişti. Buna rağmen sonraki yıllarda sinema yerine performans, yazı ve diğer disiplinlere yöneldi. Yönetmenliği arka planda bırakmak bilinçli bir tercih miydi yoksa projelerin kendisini sürüklediği bir akış içinde mi, bunu sormak isterdim.