Ellis Park: Warren Ellis’in Sumatra’da atan kalbi
Yazı: Utkan Çınar
The Dirty Three ve Nick Cave and the Bad Seeds üyesi besteci ve multienstrümantalist Warren Ellis, sahneler ve stüdyolardan uzakta, Sumatra’da Femke den Haas ile kaçakçılıkla ele geçirilen hayvanları rehabilite eden bir yaban hayatı koruma alanının kuruculuğunu üstlendi. Avustralyalı sinemacı Justin Kurzel’in yönetmenliğini üstlendiği Ellis Park belgeseli de odağına hem bu girişimi hem de Ellis’in şarkı yazarlığını alıyor.


Ne hakkında?
The Dirty Three ve Nick Cave and The Bad Seeds’den tanıdığımız, ayrıca son yıllarda Cave ile yaptığı film müziklerini de keyifle dinlediğimiz; aslen kemancı ama multienstrümentalist besteci ve müzisyen Warren Ellis’in hayatından bir kuple. Anne-babası ile olan ilişkisi ve Sumatra’da kurduğu, Ellis Park isimli yaban hayatı koruma alanının hikâyesine ağırlık vermekte.
ellispark.org’dan mekândaki hayvanlarla tanışabilir, yardım da yapabilirsiniz.
Zaman dilimi ve mekân
2023’te çekilen yapım Melbourne ve Sumatra’da geçiyor.
İlk intiba?
Başta beklentiniz tabii ki Warren Ellis’in müzikal kariyeri olacaktır. Ama yapım buna kısa bir süre ayırıyor. Mevzularımız daha kişisel.
İzlemeden önce bilmemiz gerekenler
Warren Ellis gibi Avustralyalı olan yönetmen Justin Kurzel, 2011’de sert ve vahşi Snowtown ile adını duyurmuş bir isim. Avustralya’nın şiddet dolu hikâyelerine odaklanmayı seviyor. Filmlerinde de kamerasını belgesel-vari bir yaklaşımla kullandığı söylenebilir. Gerçekçiliğe özel bir ihtimam gösteriyor. Son uzun metrajı, Avustralya tarihinin en kanlı katliamı olan Port Arthur’u anlatan Nitram’da bu yaklaşımını görebiliriz. Oyuncularına alan bırakan, kendi varlığını yok etmeye çalışan bir stili var. Bu da belgesel türünde de iyi bir iş çıkarabileceğinin ipucunu veriyordu aslında. Sonuç da yanıltmıyor.

Belgesel nasıl yöntemler/malzemeler kullanıyor?
Öncelikle Kurzel’in işe genel geçer bir belgesel gibi yaklaşmaması çok iyi bir tavır. Kurzel, Ellis’i el kamerasıyla izlerken, asgari müdahalesi var. Arada çok yüksek kalite doğa görüntüleri, hatta ışık oyunlarıyla sinematik anlar da mevcut. Oturup kameraya konuşma yok, bu da samimiyeti artırıyor. Ellis’in stüdyodaki hâli, ailesi ile vakit geçirdiği zamanlar son derece doğal. Ellis Park’taki hayvanları da olabildiğince duygusal manipülasyondan uzak bir şekilde gösteriyor ki hikâyelerini dinlediğinizde bu tuzağa düşmek oldukça kolay olabilirdi. Kâğıt üstünde oldukça duygusal anlara sahip yapımda, bu anlar tamamen konuların ruh hâli üzerinden veriliyor. Bu da çok önemli.
En çok neyi sevdin?
Ellis’in belgesel boyunca üzerinde çalıştığı şarkının dallanıp budaklanmasına şahit olmak, yapım boyunca yaşadıklarının, hissettiklerini bu şarkıya katkısını görebilmek çok güzel. Besteciliğin bu kadar yalın anlatıldığı iş bulmak çok kolay değil. Warren Ellis’in de rahatlığı, samimiyeti duygu durumu yükseltiyor. Yapımdaki karanlık anları aşmanızı sağlıyor. Kurzel’in belgesel konusunda da, eğer bu yolu seçerse, kalburüstü bir kariyeri olabileceğine eminim. 89 yaşında tanıştığımız baba Johnny Ellis’in şarkısı da harika.

En az neyi sevdin?
Sevmediğim bir şey yok. Ellis’in kariyerine daha ayrıntılı bir bakış olsa mıydı? Belki evet.
Modunu nasıl etkiledi?
Özellikle hayvanlara yapılan zalimlikleri net bir şekilde görmek insanı insanlıktan baya bir soğutuyor. Kurzel’in filmlerindeki gibi zorlu anları sakınmadan izleyicisiyle paylaşmasının bir sonucu. George Carlin’in dediği gibi dünyanın bizden “pire silkeler gibi” kurtulmasının makul olduğunu düşünüyorsunuz. Ama bu zalimliklere karşı duran insanların olması da umut veriyor size. İyimser olmakla kötümserlik arasında sarkaçlık hâli olası. Belgeselin esas yıldızı Rina ile tanışmak ise büyük şeref.
Kimler sever?
Son yılların en iyi belgesellerinden biri. Warren Ellis’in müziğine aşina olanlar ve yaban hayata ilgi duyanlar için özellikle bir cevher olduğunu söylemeli. Ancak hayvanlara zulüm konusunda ekstra hassassanız dikkatli izlemenizi önermeliyim. Nina Simone’un sakızının macerasını da spoil etmeyeyim.
Bunu seven şunları da sever
Çok spesifik bir benzerlik kurmak istemesem de Werner Herzog’un belgesel türüne yaklaşımı da çok farklı değildir. Warren Ellis’in Nick Cave ile ortaklığı üzerine Andrew Dominik imzalı 2022’den This Much I Know To Be True’yu da önerebiliriz. Ellis’in kendi grubu The Dirty Three üzerine de 2007’den bir belgeselimiz var. Justin Kurzel’in de bu sene yönettiği mini dizi The Narrow Road to the Deep North’un iyi eleştiriler aldığını da hatırlatalım.